15 Haziran 2015 Pazartesi


zülfikar

3 1
aslında hiçbir zaman var olmayan kılıçtır. olmayan bir şeyi ''kılıç'' olarak tanımlamak mantıksız dursa da, sanıyorum başka bir tanım aracı yok. olmamasının sebebine gelince; bilindiği gibi islam'ın kültürel/dini, akidevi tüm olguları islam'ın ortaya çıktığı arap yarım adasında değil; daha çok peygamber'den 200-300 yıl sonra arapların ''mevali'' dedikleri unsurlar tarafından inşa edilmiştir. mesela kütüb ü sitte'nin tamamı; şii'lerin kütüb ü erbaası vs. o dönemdeki fetihler, insanların eski din algıları, kadim kültürlerin islam'ın boyunduruğu altına girmesi, dolayısıyla bir arap hegamonyasının başlaması insanlara ve toplumlara ciddi travmalar yaşatmıştı.

bunun sonucunda da insanlar eski dinlerini ya terk etmek zorunda kaldılar ya da eski gelenekleri yeni islami kültür ile harmanladılar. bu kısa açıklamayı yararlı görüyorum, çünkü arap olmayan ve muhtemelen islam'ı ne siyasi ne de itikadi çerçevede sindirememiş unsurlar, islam'ın figürleri üzerinden teolojiler geliştirme yolunu tutarak bir kimlik inşa ettiler. yani kendilerine göre bir islami kimlik.

zülfikar'a gelince; hazreti ali'ye arap olmayan unsurlar tarafında giydirilmiş, aşırı denebilecek teveccühün tezahürlerinden biridir. o dönemdeki siyasi sosyal çalkantılara burada uzun uzadıya girmiyorum konumuzun sapmaması açısından. hazreti ali üzerinde yoğunlaşan; ''kutsal ve karizmatik lider kültü'' anlayışınca, tepeden tırnağa donatılan, hatta atı ile, kılıcı birlikte tesis edilmiş bir figür çıkıyor karşımıza. yani bu figürü toplumlara empoze edebilmek adına mitoloji tarihleştirilmiş, tarih ise mitolojileştirilmiştir. ''mevali'' unsurların ''ali'' anlayışı gereğince, eski dönem inançları, gelenekleri, belki de türklerdeki kahramanlık öykülerindeki gibi figürler hazreti ali üzerine bina edilmiştir.

bu arap olmayan unsurların başında ise şüphesiz eski sasani imparatorluğu kalıntısı bugün ki iranlılar gelmektedir. çünkü hazreti ömer döneminde ilk feth olunan daha doğrusu büyük çapta, yani devletler düzeyinde feth olunan ilk yer sasani topraklarıdır, dolayısıyla bugün ki iranlılardır. bu coğrafyaya baktığımızda ise kadim bir kültürün, geleneksel birikimin izlerini yüzyıllar hatta binlerce yıl geçmesine rağmen silinmediğini görüyoruz. özellikle maniheizm. maniheizm ise; Zerdüşt Düalizmi, Babilonya etkisi, Budist ahlâk ilkeleri ve Hristiyan unsurların karışımından oluşmaktadır. Bu bileşimde önde gelen anlayış iki ezelî ilkenin, iyi ve kötünün çatışmasıdır. Bu bakımdan mani'nin yaydığı din ve mani'nin ruhani, tarihsel kişiliği, sasaniler nazarındaki karizması, bir bakıma hazreti ali üzerinde can bulmuş, adeta mani, hazreti ali'de can buldurulmuştur. bu konuda kesin kanıtlar olmamakla birlikte maniheizmdeki hulul nazariyesine ittibaen, o dönemde insanlar mani'nin hazreti ali'de vücut bulduğunu düşünmüş olabilir ki; bugün bile şia unsurların içinde ''döngüsel yaşam'' inancı mevcuttur. peki zülfikar bu hikayenin neresindedir?

zülfikar ise, eski kadim kültürlerdeki ezoterik, sembolcü; literatürde semiyoloji yani göstergebilim olarak geçen unsurlarda her daim vardı. iyinin ve kötünün, karanlığın ya da nurun, ışığın mücadelesi her zaman bu semboller ile zihinlerde taze tutuluyordu ki, uzak doğu dinlerinde bu semiyolojik unsurlar bugün bile vardır. hazreti ali ise, karanlığa karşı ışığı, zülfikaR'ın iki ucu ise iyiliği ve kötülüğü; yani karanlık ve ışığı simgeliyor onların nazarında. gulat tabir edilen fırkalara bakıldığında, hazreti ali'ye yüklenen misyon ve mani'nin bizzat kendisinin hazreti ali'ye yüklenişi gözlenecektir. zaman içinde gulat fırkalar, kılıç zoruyla yok edilmiş olsa da, kültür denen havza bir şekilde, en boğucu noktalardan bile beslenip günümüze kadar gelmiş oluyor. geleneklerin doğasında bu vardır, bastırılmış her bir öge, mutlak surette toplumlarda kendine yer edinir. işte mani'nin hazreti ali üzerindeki kimlik inşası, hazreti ali'ye kılıcı ve atı dahil tüm unsurları ile yüklenen misyonun bir tezahürü de zülfikardır.

bakın şu resim çin'deki eski bir mani tapınağına ait, neredeyse harabe; çatıya dikkat ederseniz bu semiyolojik unsur yani iyi ile kötünün mücadelesindeki sembolik unsur, yani hazreti ali, yani zülfikar'ın ezoterik kökeni görülecektir;

http://galeri.uludagsozluk.com/r/451249/+

ve diğer tapınaklar, en başta maniheizmin uzak doğu orjinli bir yapı olduğunu söylemiştik ki, hem tarihsel hem de coğrafi açıdan bu gölge, yani sasani toprakları hint-avrupa eksenindedir, diğerlerinde de aynı imgeleri görmek mümkün. yani zülfikarın tapınaklardaki hali;

http://galeri.uludagsozluk.com/r/438912/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/438913/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/438915/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/438916/+

bunlar bir kaç örneği; peki bu çatılardaki imgelerin kılıç ile yani savaş teknolojisi ile ne ilgisi var? bilindiği gibi tapınaklar kutsal mabedler olmakla birlikte devletlerin asker ihtiyacını karşılamış yapılardır. dini imgeler, savaş teknolojilerinde kullanıla gelmiştir.

ilk verdiğim resim olan mani tapınağı üzerindeki pir sultan'ın değişi de manidardır. orayı da açıklayacağız;
maniciliğin birden fazla inancın karması olduğunu söylemiştik; bakın diğer tapınaklarda da ıstılahi olarak zihnimizde canlanmayan zülfikar'ı köşelerde görmek mümkün. çünkü uzak doğu dinlerinde sembollerin, nişanların ruhani önemi vardır, çatıların köşesindeki bu imgeler, dualizmi simgeler. yani hazreti ali'nin zülfikar'ındaki hak ile batılın savaşını.
tabi bu dualizm islami literatüre zahir ve batın biçiminde girmiştir; nitekim pir sultan abdal resimde de görüldüğü gibi,

--spoiler--
ikidir elinde kılıcın ucu
biri zahir biri batın kılıcı
anda güruh güruh kaçtı harici
dediler ya seyfi illa zülfikar
--spoiler--

dizeleri ile mani'nin dualizmini, islami algının zahir ve batınına celbetmiştir.

daha ilginç olanı ise, çince eski bir manici metinden uyarlanarak yapılmış olan storm warriors adlı fantastik yapımdaki şeytanı yani kötüyü mağlup eden yine zülfikar'ın kendisidir. filmi izleminizi tavsiye ederim, oluşturulan hazreti ali kimliğine dair bir şeyler var. bu bahsettiğim metin ise en az 5000 yıllık kadim bir eser. işte filmden bazı unsurlar, yani zülfikar'ın kendisi ve daha da ilginci asılı olan yüzük... yüzüğü de alevilikteki kırklar cemi hikayesinden tanıyoruz. işte filmden bazı kareler, film deyip geçmeyin çünkü bir kültürün yansıması inceleniyor, tüm unsurları ile, özellikle dini unsurları ile. işte zülfikar;

http://galeri.uludagsozluk.com/r/438918/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/438920/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/438921/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/438922/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/476952/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/476954/+

bence bunlar bir şeyler ifade ediyor. ki zaten hazreti ali'ye yüklenen misyon, tarihsel süreç ve akaid ele alındığında bu durumu yeterince ortaya seriyor.

işin diğer garip olan yanı ise Hz.Ali'ye atfen söylenegelen bir söz vardır;

--spoiler--
Kur’an Fatiha’da, Fatiha besmele’de, besmele “B” harfinde, B harfi de altındaki noktadadır. işte o nokta da benim.
--spoiler--

Söylencesinin kökleri de karşımıza yavaş yavaş çıkıyor böylelikle.
Çinde ayakta kalabilmiş Manici bir dergah resmi ve Ali,“Ba’nın altındaki noktadır” ifadesine göre hilal şeklinde olan Arapça Ba/be harfi çatıya işlenmiş. Çatının hilal şeklindeki uçları Zülfikar uçları gibi çatallıdır.

http://galeri.uludagsozluk.com/r/451249/+ şekilde görüldüğü gibi.

acaba diyorum bu zülfikar hikayesinde ali'nin şahsına söyletilen ba'nın altındaki nokta olma durumu; esasında tapınağın tepesindeki ''ba'' olabilir mi? Ba, Ali, Zülfikar üçü bir arada. ilginç değil mi?

işin daha ilginç olan yanı ise storm warriors adlı yapımın wikipedia'daki bilgi kaynağını okuduğumuzda;

--spoiler--
At Lin Yi Temple, Cloud fights a disguised Nameless, who states that Cloud has massive potential, able to accurately learn his styles in a short period of time, and trains him, eventually creating a new sword style which Nameless names "Ba", inventing a new character partially resembling the characters "Cloud" and "Sword''
--spoiler--

ifadesine rastlıyoruz, nitekim filmde de zalim kralı yenmek isteyen bulut ve rüzgar adlı iki savaşçı farklı kutsal tapınaklarda ileri dövüş teknikleri için ders alırlar, bulut; gizemli ve kutsal derinliği olan yeni kılıç tekniği geliştirir yani ''ba'' isimli bir teknik. daha detaylı biçimde okumak isteyen arkadaşlarımız için wikipedia kaynağını da ekliyorum.

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Storm_Warriors

diğer mühim nokta ise filmde konu edilen iki kahraman cloud ve sword yani bulut ve kılıç, bir dualiteyi temsil eder, iki karşıtlığın karanlığa karşı olan savaşını. nitekim zülfikar'ın iki ucu da iyi ve kötünün, islami versiyonla hak ile batılı dualite eden iki unsurdur. dualitenin temeli ise, başta da söylediğimiz gibi maniheizm'dir. çünkü bu türkçesi fırtına savaşçıları olan bu yapım, mani'ci bir destandan uyarlanarak hazırlanmıştır.

hz.ali'nin;

--spoiler--
Kur’an Fatiha’da, Fatiha besmele’de, besmele “B” harfinde, B harfi de altındaki noktadadır. işte o nokta da benim.
--spoiler--

mitolojik söylencesi de beraberinde belli noktalarda çelişki doğuruyor ki şundandır;
Oysa bu sözde tarihsel bir uyuşmazlık vardır.bilindiği Arap alfabesi ilk başlarda noktasızdı ki halen daha araplar öyle kullanır. Be, te ve se aynı şekilde gösteriliyordu. Rivayetlere göre; Arap alfabesine noktalama Muaviye devrinde Basra valisi Ziyad bin Ebih tarafından resmi bir emirle Ebu Esved ed-Düeli’ye haber gönderilerek Kur’ân-ı Kerimin okunmasının kolaylaştırılmasını ve bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapılmasını istenilmişti. Bunun üzerine Ebu Esved bu konuda bilginlerle de görüşerek Kur’ân-ı Kerimde bulunan Arap harflerini birbirinden ayırmak için işaretler koymak için çalışmalara başlamıştır ki bu rivayette de sıkıntılar vardır nitekim hepimizin bildiği ''kur'an mekke'de indi, mısır'da yazıldı, istanbul'da okundu'' söylemi bir gerçeği ortaya çıkarıyor ki, şii buveyhiler döneminde eski aramice yazım kuralları, arapça ile aramicenin aynı dil ailesine mensup olmasından dolayı, kur'an'a da uygulanmıştı. yani arapça bilmeyen ya da ibrani dillere hakim olan halklar tarafından kur'an'ın anlaşılabilmesi uygulanmış noktalama işaretleriydi. asıl konumuza gelelim,

bu sözün Hz. Aliye aidiyetine şüphe düşüren husus ise Be'nin altında nokta olmadığı bir zamanda Hz. Alinin bundan bahsetmesi, kendisinin be'nin ya da manihesit mitolojideki ba'nın altındaki nokta olması ciddi bir çelişkidir ve zülfikar hikayesi başta olmak üzere hz.ali'nin be'nin altındaki nokta olması hikayesinin mitolojik bir düzmece olduğunun kanıtıdır.

la feta illa ali la seyfe illa zulfikar tipi sloganlar ise mitolojileştirilmiş tarihin ürünleridirler. peygamber'in bu kılıcı ali'ye hediye etmesi, kılıcın büyük kahramanlık göstermesi, herkesin yukarıdaki sloganı söylemesi ya da peygamber'in bunu söylediği... tüm bunlar mani'nin hazreti ali'deki can bulmuş halinin seramonisine eklenmiş şeyler. nitekim hazreti ali üzerindeki kurgu başlı başına islam içinde yeni bir akide doğurdu. kaldı ki bu tip bir slogan ortaya çıkmasın.

işin garip tarafı bu kılıcı ne gören ne de duyan var.topkapı sarayındaki kutsal emanetler bölümünde bulunan çoğu peygambere ait olan eşya, hatta hazreti fatıma'nın çeyizlikleri, ali'nin kılıcı muhtasar olarak korunmuşken bu kılıç ortalıkta yok. rivayete göre necef'te hazreti ali'nin vasiyeti üzerine denize atıldığı söylenir. bu da mitolojinin bir parçası olsa gerek. bence öyle. çünkü kılıcın atıldığı yer necef, kufe gibi bölgeler yani eski sasani dönemindeki adı ile Suristan maniciliğin merkezi olan bir yer. tesadüflere asla inanmam. hele ki konu teoloji ve mitoloji ise.

ayrıca konuya tarihsel ve teknik olarak yaklaştığımızda da, peygamber'in döneminde bu tip kılıçların arap yarım adasında kullanılmadığını hatta bilinmediğini görüyoruz, şöyle ki; genel olarak scimitar tipi kılıçlar süvari kılıcıdır ve menşei güneybatı asya'dır yani eski pers ve sasani topraklarının orta asya'ya sınır bölgesi olan merv, belh, horasan gibi bölgelerdir. daha erken çağlarda ise bu tip yassı kılıçlar orta asya medeniyetinde bulunmaktadır ve o medeniyetin ürünüdür. yani araplarla herhangi bir alakası yoktur. nitekim orta asya'lı göçebe turani ırklar dışında kavisli kılıcı özgün hale getirenler japonlardır. bu tip kılıçların 9 ve 10. yüzyıllardan sonra iran içlerine kadar girmiş olması ise muhtemeldir ki daha öncesinde araplar ve persler'in düz uçlu kılıçlar kullandığı bilinen bir gerçektir. 12. yüzyıllarda arap yarım adasında yaygın hale gelmeye başlayan kavisli kılıç tipleri daha sonrasında bir türk devleti olan memlükler'le birlikte mısır'da da kullanılır hale gelmiştir ve bu kültürel havza arap coğrafyasını o kadar etkilemiştir ki 1918-1962 yılları arasında kuzey yemen'de kurulan zeydi bir devlet olan Yemen Mutawakkilite Krallığının bayrağında şu şekilde zülfikar sembolü görülmektedir;

http://galeri.uludagsozluk.com/r/476941/+

hatta zülfikar popülitesi yani hz.ali'ye atfedilen kahramanlık ve ruhani lider anlayışı osmanlı'yı da etkilemiş, sancaklarında yer almıştır;

http://galeri.uludagsozluk.com/r/476948/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/476949/+
http://galeri.uludagsozluk.com/r/476950/+

dolayısıyla islami versiyonu ile zülfikar tipi olarak adlandırdığımız kavisli ya da çift başlı kılıç tiplerinin arap yarım adasının kültürü olması ihtimallerden oldukça uzaktır ki, orta asya maniheizm kültürü iran yoluyla islam'ın içine girmiş olduğundan, bu kültürel kaynaşmanın ürünüdür demek daha doğru olacaktır zülfikar için. maniheizm ise persler döneminde ortaya çıkmış olmakla birlikte kuzey afrika'dan hindistan'a, roma topraklarından çin'in yani orta asya'nın iç bölgelerine kadar olan alanları etkilemiş bir dindir ki, türk olan uygurların mani'ci olmaları bilinen bir gerçektir.

diğer bir konu ki zülfikar hikayesinin ne kadar mitolojik bir ürün olduğunun göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır; mesela kral arthur'un excalibur adlı kılıcı inanışa göre doğa üstü güçler gösteren, tıpkı zülfikar gibi kutsal bir objedir. kral arthur'u kötülüklerden korur vs.

ayrıca islam öncesi mitolojilere baktığımızda ise bu tip mitolojik nesnelere fazlaca rastlıyoruz, mesela kelt mitolojisindeki Caladbolg, Caledfwlch, Claiomh Solais gibi doğa üstü işlevler gören birden fazla hatta onlarca kutsal karizmatik liderlere ait kılıçlar bulunmaktadır. mesela hint mitolojisinde yer alan tanrı vişnu'nun kullandığı Sudarshana Chakra isimli disk olarak kullanılan silah, sümer tanrısı ninurta'nın kullandığı topuzu şerur, antik iran efsanesi Amir Arsalan'ın yenilmez kılıcı Shamshir-e Zomorrodnegar gibi silahlar, hatta binlerce mitolojik kültürde -başta da yunan ve pers mitolojisi olmak üzere- bu tip ruhani ve karizmatik liderlere atfedilen doğa üstü gücü olan savaş nesneleri her zaman vardır.

buna bağlı olarak islam tarihinin en mitolojik karakteri, daha doğrusu üzerine mitolojiler kurgulanmış olan hz.ali'ye yüklenen mitolojik işlevlerin bir sonucu da zülfikar adlı efsanevi ama hayal ürünü olan kılıçtır.

şiiler ise kılıcın şu anda gaybet aleminde bulunduğuna inandıkları 12. imam muhamemd el mehdi'nin yanında olduğuna ve zuhur ettiğinde küfrü bununla parça parça edeceğine inanırlar. sahib ez-zaman adıyla da bilinen mehdi 12 yaşında ve 1135 yıldır çöldedir. ilginç değil mi? tam bir mitoloji ürünü.

Zülfikar öyle bir kılıç ki mitolojiye göre dünyada eşi benzeri yoktur. Bir savaşta Hz. Alinin kılıcı kırılınca Hz.Fatıma ya da Hz.Hatice Zülfünün telini Koparıp Hz. Aliye vermiş, (zülf iki telli oldugu için) Zülf Hz. Alinin elinden iki başlı kılıç olmuş, onun için o kılıca Zülfikar denmiş. Bir vuruşta sayısız kelle düşüren, bir uzayışta 70 arşın uzayan ve kelle getiren Zülfikar bir Muaviye oğlu Yezidin boynuna nasip olmamış? Gayet manidar.

işin ilginç yanı zülfikar hikayesi sünni islam dahil bir çok tarikata, meşrebe hatta ve hatta ciddi ciddi akaid kitaplarındaki menkıbelerde de yer almıştır. bunun sebebi ise yazımın başında belirttiğim gibi akidenin araplar değilde, mevali unsurlarca hazırlanmış olmasından kaynaklanması muhtemeldir.
tabi ki kimileri için zülfikar'ın var olup olmaması önem arz etmese de, zülfikar'ın batıni etkisi tartışılmazdır. nitekim bu batıni nazariye din içinde adeta din kurmuştur.
din algımız ve tarihimiz öylesine büyük yalanlar ve mitolojiler üzerine kurulu ki; var olup olmaması akide açısından önem arz etmeyen bir hayali kılıcın bile hakikatı bilinmeli bence. çünkü insanlar yalanlar içinde yüzüyor.
daha sonraları ise hazreti ali, şia; alevilik ve türevi meşreplerin diğer dini algılardan olan beslenişi, kurgulanan teolojiyi inceleyeceğiz. şimdilik bu kadar.
kısaca, zülfikar diye bir kılıç hiçbir zaman var olmamıştır.
budur işte zülfikar'ın hikayesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder