18 Mart 2015 Çarşamba

SÜMERLER Dr. BENNO LANDSBERGER


SÜMERLER
Dr. BENNO LANDSBERGER Sümeroloji Profesörü
Sümerlerin Ön Asyadaki hususî mevkileri:
Sümerler İsa'dan üçbin yıl önceki zamandan evvel Irak'ın güne yini yurt edinmiş ve bu mıntakanın, yani Irak'ın kuzey kısmına bile tam mânasile yerleşememiş küçük bir kavimdir. Göçlerinin tarihini nisbî kronolojiye, yani kazılarla ortaya çıkan tabakalardan hangisine rast ladığına göre bile, tesbit edemiyoruz; kaldı ki mutlak kronoloji ile, yani müspet yıllarla tespit edilebilsin.
Sümerler Irak topraklarını 1000 yıldan fazla bir zaman Sami Akad- larla paylaşmışlardır. Daha İsa'dan 2000 yıl öncelerinde bile, kendileri ve dilleri artık ölmüş bulunduğu halde, Sümer dili Babil mekteplerinde İsa'nın doğumuna kadar okutulmuş ve Babil mabetlerinde Sümer ilâhi leri terennüm edilmişti. Babil yazısının yayılması ile Sümer dili batıya kadar yayılmış bulunuyor, 1400 ile 1200 yılları arasına rastlayan dev rede Eti devletinin merkezindeki mekteplerde de Sümerce okutuluyor du. İkinci bin yıl ortalarında bir taraftan Babillilerin yurtları, diğer ta raftan Anadolu ve Mısır olmak üzere sınırlanmış bölgede de Sümerce okutuluyordu. Bu sebepten dolayı 4 üncü bin yıldan beri Ön Asyadaki yerleşmelerini takip edebildiğimiz müteaddit kavimler içinde, Sümerlerin ayrıca bir yeri vardır. Sümerlerin, gerek arkalarında bıraktıkları, ge rekse uzak illere kadar yaydıkları tesirlerde, Babil yazısına iyice hakim olabilmede, Sümerce bilmenin şart oluşunun büyük bir dokunağı oldu ğunu da anmamız lâzımdır. Fakat, bunu söylemekle de Sümerlerin asıl kültür tesirleri izah edilmiş olmaz. Hiç şüphe yoktur ki, Sümerler bu müstesna mevkilerini kendilerinin, o devirde diğer kavimlerin yüksele medikleri bir kültür seviyesine erişmiş olmalarına borçludurlar. Bu kül türün üstünlüğünü, bir kaç ana çizgi ile, tafsilâta girişmeden evvel be lirtelim:
1) Öyle teşkilâtlandırılmış bir memur devleti ki, hammalını, kırla rında çalı çırpı toplayan adamını bile bu teşkilât içine alabilmiştir.
2) Yalnız isimlerini öğrenebildiğimiz sayısız tanrılarından büyük bir çokluğu, bir sistem içinde yer almış bulunuyordu. Bu kavmin doğurucu fantazisi, bu tanrıları teolojik mücerret birer mefhum olarak bırakma mış; gerek kültte, gerek mitde kökleşmiş canlı ve belli simalar olarak ortaya koymuştur.
3) Edebiyatlarına gelince: bilhassa lirik mahiyette olan edebiyatlarında, çeşitli müspet edebî neviler, yıllar içinde tekâmül ede ede en yüksek şekillerine vardırılmış ve en derin inceliklerine ulaş tırılmıştır.
Sümer kültürünün bu yüksek şekillerinin incelenmesi ve bu kültürün bıraktığı tesirlerin araştırılması, ayrı ayrı bahislerdir. Çünkü, Sümerlerin ölümünden sonra basitleştirilmiş ve kabalaş- tırılmış olan Sümerizm, bu son şekliyle dahi o kadar kuvvetli idi ki, Babil kültürünü sonuna kadar aralıksız olarak tesiri altında bulundura- bilmiş ve Babillilik ile kaynaşarak diğer dünya kültürlerine müessir olabilmiştir, İşte bu sebepten dolayıdır ki, Sümerler üzerinde yapılan araştırma ve incelemeleri, yalnız bunların ve dillerinin ölümüne kadar götürmekle her hangi bir sonuca varılmış olmaz. Bu araştırma ve ince lemeleri kendilerinden sonra gelen kavimlerin hayatlarında da takip etmek gerektir. Bu makalede, yalnız Sümerlerin ve Sümerliliğin kültür devirlerinden taslak halinde bahs edecek, düşünme ve konuşma tarzla rının tahlillerini yapmağa çalışacağım. Gelecek makalemde göçlerin den, Mezopotamya medeniyetinin doğuşundan, bu medeniyetin meydana gelmesinde Sümerlerin ne dereceye kadar müessir olduklarından, üçüncü makalemizde de Sümerlerin manevî başarılarından ve tesirlerin den bahs edeceğim.
*
Sümer - Babil tarihinin kültür devreleri:
Bu güne kadar yapılan araştırmalarda, ne 2250 ile 2000 yılları arasına düşen en ileri Sümer kültürü devresi incelenebilmiş, ne de Sü mer kültürüne ait unsurlar Babil kültürü içinden ayırt edilebilmiştir. Daha ziyade, eski ve yeni bütün unsurlar adeta bir menşurdan geçiri lerek bir satıh üzerine aks ettirilmiştir. Bunun sonucu olarak da, Sümer - Babil müşterek kültürü ortaya çıkarılmıştır. Bununla beraber, tarih içindeki oluş sıralan göz önünde tutulmadan yapılan bu sentezde, o kadar esaslı bir hataya da düşülmüş değildir. Çünkü, Sümerlilik hiç bir zaman esas mahiyetini, ne üslup, ne de bünye bakımından fazla değiştirmemiştir. Hattâ yalnız manevî bir kuvvet olduğu zaman- larda bile, esas karakterini muhafaza etmiştir. Zamansız, mücerret, silik Sümerlilik mefhumunu, burada anlatmaya kalkışmayacağım. Çün kü, eğer böyle bir şey yapmaya kalkışacak olursam, son yılların ilmî araştırma sonuçlarını inkâr etmiş olurum. Meselenin kavranması için
tarihi oluşların göz önünde bulundurulması gerektir. Bu bakımdan çeSÜMERLER 91
şitli tarih devrelerinin birbirinden ayırt edilmesi lâzımdır. Sümerler için on kültür devri ayırt edilir:


Bu devirlerin ilki, bu ülkenin ilk iskân devirlerine kadar iner, so nuncusu da, İsanın doğumuna kadar çıkar. İlk iki devre, ancak Arke olojik buluntular ve tabakaların birbiri ardından gelişiyle belgelendiri- lebilir. Üçüncü devreye gelince : Bu devrenin ortalarına ait olan, elde mevcut yetecek kadar bol, yazılı vesikalarla tarihi devreye girmiş oluruz.
Beşinci kültür devresi, Sümerlerin klâsik devridir. Bu klâsik devre, çok iyi bir şekilde teşkilâtlandırılmış şehir prenslikleriyle temsil edilir. Bu teşkilâtın en aşırı şekli, toprağın devlet emrile işletilmesi ve elde edilen mah sulün de anbarlarda biriktirildikten sonra halka dağıtılmasıdır. Bu teşkilât yüzlerce memur ve kâtibe ihtiyaç gösterir. Şehir beyi "Ensi,, şehrin bağlı bulunduğu tanrı namına hükümet sürer. Fakat bütün bu Ensi'lerin üstünde, tanrı mertebesine çıkarılmış ve merkezi bir kuvvet olan kıral, kâh kud retli kâh zayıf bir surette saltanat sürer. Devlet şekillerinde tamamiyle etatizim hakimdir. Her şehir, bağlı bulunduğu tanrıya göre, Dünya beyi, Ana tanrı, Ay tanrısı gibi bir sima taşır. Rühban sınıflarının, kültlerinin ve bunlarla sıkı ilgisi olan mitlerin çeşitliliği, ait oldukları şehirlere renk ve hususiyet verir. Klâsik devrenin başında, yani 2200 seneelerinde ya şamış olan Lagaş şehrinin Ensi'si Gudea, şehrinin Tanrısı için yaptırdığı mabedin inşasını tarif ederken söylediği ilâhiler, bu devrin belirtici vesikalarıdır. Hattâ yanlız İstanbul müzelerindeki, bu taşra şehrinden çıkan 50 senelik bir devreye ait 80 bin idari vesika bile, bu çok sıkı şehir idareciliği hakkında etraflı bir bilgi vermeğe yeter. Ge rek toprak, gerekse insan gücünden faydalanmalar da hep aynı esasa dayanır. 2050 yıllarında bir yandan içerde başlayan çözülme ve çökün tüler, diger yandan da dıştan gelen zorlamalar yüzünden, bu devlet şekli birdenbire yok olmıya yüz tutar. Çok yüksek sayılan Ensi unva nı, ufak timar sahiplerine verilen bir rütbe mertebesine kadar düşer. Devlet nizamı ve şehir teşkilâtı yerine, fertlerin mukavelelerle, mükel lefiyetler ve kanunlarla bağlantısı ortaya çıkar. Bulunduğu şehrin hu susiyetlerini gösteren bir sembol olan mabet, artık canlılığını kayıp eder. Konuşma dili olarak ölmüş olan Sümerce, mekteplere sığınır. Ma nevi bir merkez olan Nippur şehri mekteplerinde, bu dil, o zaman baş lamakta olan yeni devrin yeni simasını kazanır. Etatizm yerine şahsi mülkiyet sistemi geçer. Bu yeni sisteme ait olan, satış, kiralama, ödünç verme, satınalma, izdivac v. s. mukaveleleri Nippur mekteplerinde icat edilmiştir. Vakıa kıral, eskiden olduğu gibi bu devirde de Tanrı mev kiindedir. Fakat aynı zamanda halkına iyi örnek olmakta ve doğruvyol göstermektedir. Aynı mekteplerde eski Sümer edebiyatının edebi nevi leri ilk defa olarak yazılı bir şekle konulmuş, meselâ: didaktik destan gibi yeni neviler eski menkul nevilerden çıkarılmıştır. Bu nevin çok karakteristik bir misâli, çıkmak üzere olan fakülte yıllığında bulunabilir. Seminerimde hazırlanmış ve Kemal Balkan tarafından kaleme alınmış olan bu destanda, taşlar ve bitkilerin ilâhi nizama karşı nasıl isyan ettiklerini ve kahraman tanrı Ninurta tarafından nasıl mağlûb edildikle rini ve bu isyanda aldıkları cepheye göre ebediyete kadar mukadde ratlarının nasıl tayin edildiği anlatılır. İşte sonraki nesillere intikal eden Sümerce, bu altıncı devir Sümercesidir.
VII inci veya Babil devrinde, aynı zamanda kudretli devlet adamı da olan büyük mütefekkirler "syncretique„ Babil tanrısı Bel'i, muhtelif Sümer tanrılariyle birleştirmek suretiyle yaratırlar. Bu Tanrıya verilen elli ismin hepsi de Sümercedir, ve bu isimler bu tanrının kudret ve
mahiyetini her bakımdan aydınlatmaktadır. Felsefi destan bu devirde ilk olarak ortaya çıkar. "Dualisme,, ile iyilik ve gençlik tanrıları, kötülük ve ihtiyarlık tanrılarına galip gelirler. İnsan fenalık tanrılarının kanı ile yoğrulmuştur. Eski Sümer kahramanı Gilgameş, ebedi hayatı ara makla, problem şiirinin kahramanı olarak her insanın sembolü mahiye tini alır.
VIII inci devir veya Kas devri: 250 senelik bir uykudan uyandık tan sonra, bu devir bir rönesans hareketi damgasını taşır. VI ıncı ve VII inci devrin edebiyatları mekteplerde tekrar canlanır. Fakat aynı zamanda, bu edebiyat bir sistem haline de getirilir. Artık bu devirde, gerek edebiyat, gerek ilim son şeklini ve bütünlüğünü kazanmış bulunmaktadır. Bu devirde ortaya çıkan ve derebeylikle karışmış olan Babildeki idare sistemi, kendi aslının Sümer tesirine bağlı bulunduğunu inkâr edemez.
IX ıncı devir: Bu devir, eski dini unsurların teolojik tefsirlerini, gizli ilmi, ilmi şerhleri ve skeptisizm'i ortaya kor. Teolojik spekülasyon, tanrıların, gerek birbirleriyle aralarında bulunan, gerekse sembolleri bulunan yıldızlarla olan farkları kaldırmakla, politeist dini çürütmüş olur. Her ne kadar eski din ve bilgi her bakımdan çökmüşse de, ge ne sonunda kuvvetli bir hareket gösterir. Bu hareket astral din olarak kendini belirtir. Yani, yıldızlarla tanrılar tamamen bir addolunurlar. Ge ne bu devirde, bilhassa ferdin ömrü de yıldızların hareketine göre tak dir olunur. Helenizm'e intikal ederek bugüne kadar yaşamış olan başlı ca Sümer mirası işte bu astral dindir.
***
Sümerliliğin mahiyeti: Klâsik Sümer devresine kadar olan gelişmeyi, gelecek makalemde kısaca anlatacağım. Şimdi Sümerliliğin değişmeyen mahiyetini anlatmak isterim. Bu hususiyetin bir cephesini Pan-Babilonizm, ile hakikaten ifade etmiş oluruz. Bugün haklı olarak unutulan bu Pan- Sümerizm, beşerin bugünkü her çeşit kültür müktesebatını Sümerlere atfeder. Bu Pan-Sümerizm formülü "Sema manzarası = dünya manzarası,, şeklindedir. Buna göre en eski zamanlardanberi dünyada olagelen her hareket, semadaki bir hareketin dünyadaki aksidir. Meselâ gümüşün, yani ay madeninin, altuna, güneş madenine göre olan on üçte bir kıy meti, güneşin aya nisbeten yaptığı devre göredir. Bütün bu mübalaga lara rağmen, Pan-Sümerizmin belirttiği bu formülde, oldukça hakikat izleri de vardır. Bunun en doğru ifadesini de şu şekilde verebileceğimi umuyorum: Dünyevi hayat, kozmik hayat içinde yer alır. Kozmos ile yer yüzünün bir tutuluşunun semboli mabettir. Meselâ Nippur'daki "dağ evi„isimli merkezi mabet, hakikaten dünya dağı olarak kabul edilir. Nippur yalnız memleketin merkezi değil, aynı zamanda yer ve gökün de göbeğidir. Bu kozmik telâkki, dinî hayatın her köşesine nü fuz etmiş ve Sümer mabedi kudretini kaybettikten sonra dahi, bütün yüksek hayat telâkkileri bu canlı seyyalede yaşamış ve kendilerim göstermişlerdir.
Sümerliliğin ikinci bir hususiyeti: düzenlenmiş ve düzenlendirici olan düşünüş şeklidir. Sümerlerin, üçüncü makalede anlatacağım bu dünya düzeni mefhumu, yalnız şuuri olarak kendilerince kabul edilmiş olmakla
kalmamış, aynı zamanda gayri şuuri olarak da bu düzen ve nizam prensibi bütün hareket ve düşünüşlerine hakim olmuştur. Bu prensibin sembolü: muntazam bir kadastroya göre bölünmüş şehir arazisi, listelere geçmiş ve sınıflara ayrılmış şehir halkı, listelerde sıralanmış tanrılar, eşya, muntazam kıtalara ayrılmış şiirler, itina ile sahnelere ve grup lara ayrılmış resimlerdir.

Sümerlerdeki bu düzen ruhu, esasen dillerinin bir hususiyetidir. Bunu bir misalle izah edelim: Sümer dilinde köpek mânasına gelen "ur„ ke limesi, şu şekilde terkipler alır: ur-zir, yani ipli k ö p e k = e v köpeği; ur- bara, kır köpeği=kurt, ur—mah, en büyük köpek=aslan mânasına; ur-guk, bataklık köpeği=kaplan gibi. Bu bölücü ve tanzim edici ruh, Sümer dilinden doğmuştur. İşte Sümerce şeffafiyet karakterini bu su retle edinmiş olur. Meselâ: herhangi bir ismi alacak olsak, terkibinden derhal mahiyetini ve vasıflarını çıkarabiliriz. Fiiller de aynı şekildedir. Meselâ, konuşmaya ait olan bütün fiiller ağız kelimesinin terkibi, gör meye ait olan fiiller de göz kelimesinin terkibidir. Hele yazıda bu bir leştirici hususiyet daha ziyade gqze çarpar. Öyleki, bu yazıyı sonradan kullananlar, bir kelimenin asıl mânasını, ancak o kelimenin yazısını gözönüne getirdikten sonra daha iyi anlarlar. Meselâ: Anadolu'da muh telif isimler altında hava tanrısına tapılırdı. Tanrı hava işaretleri bu tanrının mahiyetini belirtir.
Sümerce'nin bu tanzim edici fonksiyonu, Sami Akadca ile esaslı ta mamlanmasını kazanır. Sümercenin tamamen aksine olarak, Akadca, fiil köklerinin pek zengin oluşu ile ve Sami dillere has olan, köklerin işti kak kabiliyeti ile temayüz eder. İşte bu vasıfla birlikte Akadların keskin müşahede ve dakik tasvir kabiliyetleri tam bir ahenk teşkil ederek, Sümercenin nizam ruhile de birleşmiş ve bu suretle, yerde, gökte cere yan eden bütün hadiseler tesbit edilmiştir. Öyleki, VIII inci devrede, yalnız bütün mevcudat kaleme alınmakla kalmamış, aynı zamanda vu kua gelmesi muhtemel diğer hadiseler de tesbit edilmiştir. Bu son şe kil fal edebiyatında görülür. Her ne kadar burada, tasvir edilen hadi
selerin doğuracağı hayır veya şerler, esas gibi görünmekte ise de, bütün olan ve olabilecek olan hadiselerin ve mevcudatın bu suretle kaleme alınmış olması, Sümerlerin nizam ruhunu bir kere daha ispat etmiş olur. Meydana getirilmiş olan mevcudat ve hadiseler, doğrudan doğruya dünyanın bir demirbaş defterine geçirilmesi gibi bir şeydir.
Sümer dili: Sümercenin ana hususiyetlerinden en esaslısını yuka rıda anmıştık. Bu da lügatinin terkip karakteri idi. Bu dil tıpkı bir mozayik parçası gibi küçük taşlardan teşekkül etmiştir. Fakat bu hal, yani hücrelere bölünme şekli, dilin vuzuhunu, meselâ Kafkas dillerinde olduğu gibi, azaltamaz, bilâkis çoğaltır.
İkinci hususiyet: Kompileksiv olarak isimlendirdiğim cümle teşkili dir. Bu, mütekellimin bir cümleyi söylemeden evvel, cümleyi kafasında açık bir şekilde, bir kalıpta, hazırlayıp söylemesi demektir. Bu hal ile Sümerce, "kursiv,, dil yapısını teşkil eden Samî dilleriyle tamamiyle zıt bir hal gösterir, "kursiv,, şekil, konuştukça akla gelenleri ve yaşanan hâdiseleri cümle üzerine yeni unsurlar halinde ilâve etmek hususiyetidir. Kompleksiv cümle teşkili, en iyi şekilde Türk dillerinde görülür. Samî akadca bu cümle yapısına intibak etmiştir.
Üçüncü hususiyet: Kompleksiv cümle yapısı ile sıkı bir ilgisi olan zencirleme ibare şeklindedir. Arka arkaya sıralanıp sonunda bir gramer eki ile bağlanan ve bir kül teşkil eden ibarelerdir. Bu hususiyeti Türkçe de görürüz.
Dördüncü hususiyet: Sümerce pasif bir karaktere sahiptir. Yani Sümercede, meselâ: "Baba oğlu döğdü,, denmez, "baba tarafından oğul üzerine bir dayak vaki oldu,, denir. Bu pasif karaktere sıkıca bağlı bir de transitif=geçişli ile, intransitif=geçişsiz fiiller arasında keskin bir fark gözetilmelidir. Transitif fiile bağlı -i hali ile geçişsiz fiilin özne si işaretsiz kalır. Kafkas dilerinde görülen bünye müşabeheti son za manlarda, Doğu Anadolunun eski dili olan Hurri'cede de müşahede edilmiştir.
Beşinci hususiyet: Sümerce insanlar ve tanrılarla, eşya ve hayvan lar arasında gramer itibariyle fark gözetir. Ayni fark gözetiş Dravi- da dillerinde görülür.
Altıncı hususiyet: Cümle ve lûgat vuzuhuna mukabil Sümercenin prefiksleri aksine olarak fiillerinin ifadesinde bir müphemiyet göste rir. Bu prefiksler mantıkî bir şekilde tefsiri güç olan bir nüans zenginliği gösterir. Bir cümleyi teşkil eden bölükler, akkuzatif objekt olan unsur müstesna, fiilde tekrar ifade edilir. Kıral şehirde tanrıya bir mabet yaptı demeyip, fiilde bütün unsurlar tekrar edilir: "ona„ yani tanrıya, "onun içinde,, yani şehirde, fikirlerini de ilâve etmek lâzımdır. Prefiks- lerde de, fiilin konuşana göre aldığı istikameti veya bir üçüncü şahıs veya şey cihetine mi olduğunu gösterirken, büyük fark gözetirler. Fakat bu fark gözetişi, fiil prefikslerinin muhtevasını yine tam olarak ifade etmiş değildir.
Sümercenin bu hususiyetlerini burada kısaca izah ettikten sonra, artık diğer diller ve dil gurupları ile mukayese imkânı takdir edilebilir.
Sümerce dünya dillerinin veya dil guruplarının hemen herbiri ile mukayese edilmiştir. Bu denemelerin en ciddisi Türkçe ile olan muka yesedir. İzahlarımdan anlaşılacağı gibi, kompleksiv hususiyet, zencirleme ibare teşkili, Sümerce ile Türkçeyi, Asya çevresinin daha başka dille rini de ilâve etmek mecburiyetinde olduğumuz büyük bir dil gurubuna bağlar. Saydığım diğer hususiyetler Türkçede yoktur.
Yine meselâ: .Türkçe"ev-de„yerine Sümerce"e-ta„gibi benzerliklerde gevşek bir akrabalık ifade eder. Yine bu gevşek akrabalığın diğer bir delili daha, Sümercede olsun, Türkçede olsun birinci şahsın M ikin ci şahsın S ile gösterilmesidir.
Mukayese edilen diğer dillerle Sümerce, belki bünye bakımından daha yakın benzerlikler gösterir. Bütün bu benzerlikler o kadar umumi dir ki, tam bir dil akrabalığına delâlet edemez. Hele lûgat bakımından Türkçe müstesna olmak üzere, hiç bir dille kanaat verici etimolojik tek bir kelime müsavatı bulmağa muvaffak olunamamıştır. Türkçe, Sü merce karabetinin başta gelen müdafilerinden olan Alman Hommel, Türkçe ile etimolojik müsavat gösteren 350 kelime sayar. Bu benzer likler gayet tabii olarak yeniden incelenmek zorundadır. Çünkü Hom mel'in devrinden beri Sümeroloji çok ilerlemiştir. Diğer tarafdan mu kayese için ele alınan Türkçe kelimelerin de en eski şekilleri göz önün de tutulması gerektir. Hommel'in yaptığı mukayeseler içinde en cazibi Sümerce dingir ile, eski Türkçedeki tnri kelimesidir. Burada bir tesa düfe inanmak pek zordur. Fakat aynı zamanda şunu da nazarı itibara almak gerektir ki, bu dingir kelimesi gelecek makalemizde izah ede ceğimiz Sümerlerden evvelki kavimlere ait "substrat,, dillerden birine ait olabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder