24 Mart 2015 Salı

GÜNEŞİN DOĞDUĞU YER










                   GÜNEŞİN DOĞDUĞU YER

“Nihayet (Zülkarneyn) Batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu.Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: “Zülkarneyn!” dedik, “ister onlara azab edersin, ister güzel davranırsın”(Kehf, 18/86). 

 


           ‘Güneşin Doğduğu Yer’ ile İlgili Yorumlar
 
Allah Teâlâ buyurur ki: “Sonra Zülkarneyn bir başka yola koyuldu.” Güneşin battığı yerden dönüp “doğduğu yere doğru yürüdü” demektir. Müfessirler, karşılaştığı milletleri Allah’a (CC) ibadete davet ettiğini onların da ya kendisine itaat ettiklerini veya mağlup olduklarını söylemişlerdir.[1]
Âyette geçen, “Güneşin üzerlerine doğduğu kavim” ile güneşin en evvel onlar üzerine doğduğu kastedilmektedir.[2] Bu bölgenin gece olmaksızın uzun bir süre gündüz olan kutup bölgesi de olması mümkündür. Aynı şekilde gündüz olmaksızın uzun bir süre gece devam eder.  Güneş dolayısıyla devamlı olarak üzerlerinde durmaktadır. Bu zaman süresince kendilerine örtü olan geceleri yok demektir. Bu sebeple âyet, “onlara örtü[3] kılmadığımız” şeklindedir.[4]
“Güneşe karşı kendilerine engel kılmadığımız” âyetine göre; Zülkarneyn Doğuya doğru arka arkaya ülkeler fethederek ilerlerken medeni hayatın sona erdiği ve daha ötede ne çadır ne de bina gibi hiçbir barınakları olmayan barbar insanların yaşadığı bir ülkeye ulaşmıştır.[5] Yani o yer, bina tutmayan bir özelliğe sahip olabileceği gibi orada yaşayanların yer üstünde değil de yer altını kendilerine ev edinmeleri kast edilmiş olabilir.[6]
İbn el-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû Şeyh; ‘سترا’ kelimesinin, güneşin hararetinden insanı koruyan şey demek olduğunu söylemişlerdir. Yani orada hiçbir bina olmadığından güneş doğduğu zaman yer altındaki izbelere giren, güneş doğduktan sonra çıkan bir toplum olduğu söylenmiştir.[7] O halde bulundukları yerde dağ ve ağaç türünden hiçbir engelin olmadığı veya arazi bina inşasına elverişli olmayan bir yerde yaşdıkları kabul edilmektedir.[8] Bu sebeple güneşin hararetine karşı ya suya dalmak ya da tünellere girmek suretiyle hayatlarını idame ettirdikleri ileri sürülmüştür.






[1] İbn Kesir, İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, C.3, s.103.
[2] el-Kurtubî, C.11, s.50.
[3] Zira Kur’ân geceyi örtü olarak nitelendiriyor. Bkz. K. (25) Furkan 47.
و هو الذي جعل لكم ا ليل لباسا و النوم سباتا و جعل النهار نشورا
“O, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı kıldı” Yine ( و جعلنا اليل لباسا) “Geceyi (karanlığı sizi bürüyen) bir elbise yaptık.” buyurulmuştur. K. (78) Nebe 10.
[4] Bkz. M. Muhammed et-Tayr, “Zülkarneyn Yeftehu’l-Meşriga ve Yebnî Sedde Ye’cûc ve Me’cûc, Mecelletü’l-Ezher, C.57, sayı 9, Kahire, 1979, s.2042; Ahmet Tekin, Kur’ân’ın Anlaşılmasına Doğru, s. 304.
[5] Mevdûdî, C.3, s.195.
[6] Beydâvî, C.3, s.520.
[7] el-Âlûsî, C.16, s.36.
[8] M. Mahmûd Hicâzî, et-Tefsîru’l-Vâdıh, b.7, C.11, Kahire: Dârü’t-Tefsîr, 1979, s.83.



.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder