29 Haziran 2017 Perşembe

KUR'ÂN'DA YERİLEN KADINLARDAN BİR PORTRE : ÜMMÜ CEMİL





KUR’AN’DA İRONİK ANLATIMIN BİR ÖRNEĞİ: TEBBET SURESİ
Yrd. Doç.Dr. Ahmet ABAY* 
Dil insanoğlunun meramını anlatmasının en önemli ve başat aracıdır. İnsanın yaratılış tarihi kadar da eskidir. Allah’ın insanla iletişime geçme aracıdır da aynı zamanda. Bu nedenle her kavme kendi dilinde bir elçi gönderilmiştir.
Dilin önemli olması kadar onun kullanımı ve nasıl ifade edildiği de önemlidir. Edebiyat, dilin kullanılmasından doğmuş- tur. Aynı zaman da Edebiyat, dilin ihtiva ettiği incelikleri, güzel- likleri ve sanatları ortaya koyar. Bu çalışma Edebiyatta bir an- latım tarzı olan ironinin Kur’an ayetlerinde nasıl kullanıldığının izlerini sürmeyi amaçlamaktadır. Bunu yaparken Kur’an’ın ge- nelinde değil, Tebbet Suresi bağlamında nasıl kullanıldığını irde- lemektedir.
Kur’an hem kendi zamanının hem de tüm zamanların en muciz kitabıdır. Kur’an’ın indiği zaman diliminde Edebiyat zir- vede idi. Bu nedenle Kur’an bir vahiy kitabı olduğu kadar aynı zamanda edipleri aciz bırakan edebi bir metindir. Bu özelliğe sahip olan Kur’an, insana mesajı ulaştırırken söz sanatlarını en ince ayrıntısına kadar kullanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kur’an, Peygamber, dil, ironi, Ebu Leheb,
ABSTRACT

Plight is the most important and primary means of expression in the language at human being. It is as old as the human creation history. Tool to communicate God with people as well as. For this reason a prophet was sent to every tribe in their own language.
The use and expression of language is as important as its own self. Litarature was developed in the use of language. At
the same time litarature exposes the delicacy, beauty and art of

*KSÜ. İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilimdalı Öğretim Üyesi,

the language. The irony as aliterary kind, this study aims to chose the usage of the irony at the verses at the Quran in doing so, not in the entire Quran but explicates how to use at the context of Surah al-Massad.
Quran as a book of its time, as well as the all time their litarature was at the summit at Quran’s camedown period of time. For this reason, Quran as well as a revalation book, it’s a lirerary text which makes litterateurs incapable. With this feature, the Quran, used rhetoric perfectly while delivering the message to humans.
Keywords: The Quran, the Prophet, language, irony, Abu

Lahab

GİRİŞ

Kur’an dini bir metin kitabı olduğu kadar hem kendi döneminin hem de daha sonraki dönemlerin edip- lerini acz içerisinde bırakacak kadar söylemiyle de üslu- buyla da edebi bir kitaptır. Bu nedenle Kur’an’ı inceler- ken ne söylediğine baktığımız gibi, nasıl söylediğine de bakmamız gerekir.
İnsanlık için hidâyet rehberi olan Kur'ân, aynı za- manda Resûlullah (sav)'ın nübüvvetinin ispatı olup, O'- nun en büyük mucizesidir. Kur'ân birçok yönüyle mucize olmakla beraber O'nun icazının en yüksek yönü fesahat ve belagatine dayanan edebî icazıdır. Zira Allah Teâlâ, peygamberlerinin elinde göstereceği mucizeyi, gönderil- miş oldukları toplumların en ileri gitmiş oldukları husus- larda göstermiştir. Kur'ân'ın nazil olduğu devirde Arap yarımadasında revaçta olan meta, edebiyattı. Bunun için Kur'ân'ın başta gelen icaz yönü edebî yönü olmuştur.1
Kur’an, 23 sene zarfında iradesiyle, ilmiyle, kudre- tiyle, fiilleriyle bir başka tecelli eden Allah’ın toplumla

1Bayram, Yusuf - Çap, Sabri, Kur’an’da Edebi Sanatlar, http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuranda-edebi-sanatlar.

girdiği münasebetin kaydedildiği bir sicildir. Bu yönüyle o, sadece nazari anlamda ilkeler, emirler ve yasaklar ihti- va eden bir kitap değil, esnek davranabilen bir Zat’ın; hakikatin çoğu zaman nazari olanla ameli olan arasında- ki münasebette gerçekleşeceğini ön gören bir Özne’nin davranışlarının kaydedildiği bir kitaptır.2 İşte bu Özne’nin neyi, nasıl, hangi üslupla söylediği son derece önemli ha- le gelmektedir. Çünkü dil vasıtası ile insan, çeşitli kav- ramlar üzerinde geçmiş ve geleceği düşünerek zaman ve mekân sınırlarını aşabilir. Ancak, en önemlisi, “dil” ol- madan insana özgü bilincin de var olmayacağı, yani açığa çıkamayacağı dil ve bilincin ayrılmaz bir bütün oluştura- rak süreç içerisinde sürekli etkileşime girerek geliştiği-
dir.3

Kullanılan kelimeler anlam ve duygu içerirler. Do- layısıyla kelimeleri kullanış tarzı, bireyin neleri düşündü- ğünü ve nasıl düşündüğünü etkileyecektir. İşte dil deni- len şeyin mucizelerinden biri de budur.4
Kur’an, peygamber tarafından insanlara tebliğ edilmek için gönderilmiş bir kitaptır. Yani Allah kelamı insana iletilecektir. İnsanın varlık özelliklerini en iyi tanı- yan Yaratıcı, onun kullandığı dillerin inceliklerini ve ifade özelliklerini de en iyi bilendir. İşte bu nedenle Allah gön- derdiği kutsal metinlerde günlük dili, onun ifade özellik- lerini kullandığı gibi kurmacanın imkânlarını, üst dili,
imgesel söyleyiş özelliklerini, söz sanatlarını da kullan-

2 Albayrak, Halis, Allah’ın Nüzul Dönemindeki Farklı Davranış Tarzının Mü’minin Kur’an Anlayışına Katacağı Boyut Üzerine, Kur’an Sempoz- yumu 2-4 Şubat 1996, Fecr Yayınevi, Ankara 1996, s 37.
3 Üstün, Dökmen, Var Olmak Gelişmek Uzlaşmak, Sistem Yay., İstan-
bul, 2005, 14. baskı, s. 89
4 Tokur, Behlül, Kur’an’da Soru Kalıpları ve Metaforlar, Atatük Üni. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 36, Erzurum 2011, s. 114-115.

mıştır. Sözün en güzeli, en güzel şekilde önce peygamber- lere onlar aracılığıyla da insanlara iletilmiştir.
Kur’ân, mesaj sahibi kimselerin dayandığı faktörle- re dayanmış, mesajların psikolojik faktörlerini tasvir et- miş, zihinleri lafızların içinde gizlenen güçlü aktiviteye çevirmiş, Peygamber (s) ve müminlere, propaganda ve muhatabın durumunu gözetmenin gücünü öğretmiş, (Kur’ân’ın indiği) O günlerdeki şartların elverdiği kadarıy- la bu iki eylemi Peygamber ve müminlere yüklemiştir.5
Kur’an’da birçok edebi sanatın kullanıldığı6 erba- bınca malum olan bir durumdur. Biz bu makalede söz söyleme yöntemlerinden biri olan ve Kur’an’da yer yer7 kullanılan “ironi” üzerinde durmak istiyoruz.
İroninin Tanımı

Anlatım üsluplarından biri olarak kabul gören İro- ni; alaysılama,8 gülmece, söylenen sözün tersini kastede- rek kişiyle veya olayla alay etme9 anlamlarına gelir.
İroni en genel ifadesiyle «ifade edilenin, söylenilenin tersini kastetmek», «mevcut olan veya olması beklenilene tam mânâsıyla aykırı olma», «mizahî veya alaycı ifade»,
«birleşen şart ve durumların beklenilenden veya uygun
olandan çok farklı, onun tamamen zıddını ortaya çıkarma- sı», «tartışmada bilmezlikten gelme» diye özetlenebilir.
İroni kavramı tarihsel süreç içerisinde pek çok de- ğişime uğramış, her disiplin (felsefe, tiyatro, edebiyat) onu kendi perspektifinden yorumlamıştır. Platon, Aristoteles,
Hegel, Kierkegaard, Nietzche, Goethe, Derrida, Umberto

5 Halefullah, M.Ahmed, Kur’an’da Anlatım Sanatı, (Çev. Şaban Kara- taş), Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2002, s. 6
6 Bayram,- Çap, agy.
7 Mir, Mustansir, Kur’anda İroni: Bir Yusuf Kıssası İncelemesi, (çev. Ali
AKAY), Dicle Üni. İlahiyat Fak. Dergisi, C.IX, sayı I, Diyarbakır 2007.
8 BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975.
9 TÜRKÇE SÖZLÜK, TDK Yayınları (10. Baskı) Ankara 2005, s.980.

Eco, Milen Kundera, Tery Eagleton, Friedrich Schlegel, Cannop Thirlwall kendi bakış açılarından, bulundukları, seslendikleri disiplinden ironiyi kavramsal boyutları, işle- vi, önemi ve önemsizliği çerçevesinde irdelemişlerdir. Kimi bir retorik aracı, kimi felsefi bir kavram kimi de sa- natın vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendirmiştir. İroni için sanatın en önemli ilkesidir diyenler de, onu kü- çültenler, olumsuzlayanlar da çıkmıştır.10
Thirlwall’a göre üç çeşit ironiden söz etmek müm- kündür: söz ironisi, konuşmacının düşüncesi ile konuş- tukları arasında karşıtlık yaratması ya da kullandığı söz- cüklerle ifade edilmek istenen düşünce arasında uçurum yaratması olarak tanımlanmaktadır. Pratik ironi, bekle- nen ile gerçekleşen arasındaki çatışmadır. Diyalektik ironi ise, bir tavır olarak açıklanmaktadır.11
Dolaylı bir nitelik veya dışavurumun tarzı olarak ironiyi pek çok yazar kullanmıştır. Çok fazla dolaysız veya açık olarak yapılan ironi bulamayız. Fakat bunun yanı sıra, bir ironik mizaç veya ton, şeylere bakmanın ironik bir yolunu ve onları ironik hissetme buluruz. 12
İroninin pek çok fonksiyonu vardır. Bu daha çok gerçeğin kasıtlı veya kasıtsız araçlarıdır. “Kusur bulur, arındırır, tasfiye eder, gururunu kırar, küçük görür ve hap- seder.”
İroni, insanı yoğun zihni bir yolculuğa sevk eder. Aynı zamanda ironi, alaylı bir üslubu da kapsar ve ciddi

10 Tosun, Necip, Modern Öykü Kuramı, Öyküde İronik Anlatım, Hece
Yayınları, Ankara, Kasım 2011, s. 284.
11 Güçbilmez, B. Beliz, Modern Sonrası tiyatroda İroni ve bir Örnek Olarak Tom stoppard tiyatrosu, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), s. 13, Ankara 2002.
12 Şahin, İbrahim, Romantik Bir Tavır Olarak İroni, Celal Bayar
Ünv., Fen-Edb. Fakl., II. Uluslararası Türk Tarihi ve Edebiyatı Kongre- si, 11-13 Kasım 2005, Manisa.

bir görüntü altında karşıt düşünceyi çelişki noktasına çeker; söylenmek istenenin altını dolaylı bir şekilde çi- zer.13 Ayrıca anlatımda bir üst bakış ve ince bir alay ken- dini hissettirir. Ama bu alay, bildik küçümsemeye işaret eden bir tavır olmayıp bu acınası olaya duyulan tepkinin bir sonucu olan karşı koyuştur.14
İstihza kavramı bazen ironi kavramıyla aynı an- lamda kullanılmaktadır. İstihzada asıl amaç, “üstü kapalı olarak alay etmek” ilkesine dayanır ki bu da ironin en temel özelliğiyle örtüşmektedir. Cenab Şahabeddin'in iro- ni tanımı bununla örtüşür; «istihzâ, erbâb-ı zekânın hu- kuk-ı tabiiyesidir». Cenab'ın burada «ironi»yi «istihza» ke- limesiyle karşıladığı görülür. O, istihzada bir zekâ faaliye- ti görür ki bu ironi için geçerlidir. İronist ile okuyucu ve- ya dinleyici arasındaki malzeme veya metin, okuyucunun kültürü, zekâsı oranında açılır. Okuyucunun, yazarın vermek istediği gerçek mesajı sezebilmesi, zekâsının uya- nıklığına bağlıdır.15 Bu nedenledir ki Kur’an’ı Kerim’de Allah Teâlâ sık sık insanların düşünmelerini, akıllarını kullanmalarını ister16 İroniyle mizahın aksine, bir ko- mikliği yakalamaktan ziyade, izleyiciyi/okuru sarsmak hedeflenir ve insanın gerçek karşısındaki kayıtsızlığına vurgu yapılır. Bu nedenle ironik anlatımda (eğer ortaya
çıkıyorsa) gülünçlük amaç değil sonuçtur.17

13 Akbaş,Vahap, “Mehmet Âkif’te bir anlatım aracı olarak nükte ve iro- ni”,www.mehmetakifarastirmalari.com/index.php?option=com_conten t&view=article&id=228:mehmet-akifte-bir-anlatm-arac-olarak-nuekte- ve-ironi&catid=25:edebiyat-ve-dueuence-&Itemid=159.
14 Tosun, age., s. 281.
15 Enginün, İnci, Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif Ersoy, Marmara
Üniversitesi Yayınları No:439, Fen- Edebiyat Fakültesi Yayınları No:5
İstanbul, 1986. s. 212.
16 Bakara, 2/164; Yusuf, 12/2, 109; Ra’d 13/14; Muhammed, 47/24; Hadid, 57/16-17.
17 Tosun, age., s. 281.

İstihza kavramı ‘heze-e’ fiilinden gelmekte olup ha- fiflik, hızlı koşmak, olduğu yerde ölmek manalarına gelir. Diğer taraftan alay etmek, eğlenmek anlamlarını da ifade
eder.18

İroninin istihza anlamıyla Allah için kullanılması müşkil bir durum gibi görünse de hakikatte öyle değildir. Çünkü inananlarla alay etmeye kalkışan, Allah ve Mü’minleri aldatmaya çalışan kimselerle bizzat Yüce Al- lah kendisinin onlarla alay ettiğini19 ifade etmektedir.
İbn Kesir de şöyle der: Bu, Allah'ın alay etmelerine ve hilelerine karşılık olarak onları cezalandıracağını bildi- ren bir haberdir. Yani Allah, "Allah onlarla istihza eder" ifadesiyle, onların, yapmakla cezaya müstehak oldukları fiili vurgulamıştır. Her iki cümlede istihza lafzı kullanıl- mış olmakla birlikte, mana farklıdır.20
"Onlar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki Allah da onları aldatır.21 Onlar müminleri alaya alıyorlar. Allah da onları alaya aldı.22 Onlar Allah’ı unuttu. Allah da onla- ra kendilerini unutturdu.”23 gibi ayetlerin manası, Allah’ın, bu gibi işleri yapanları, layık oldukları ceza ile cezalandı- racağını bildirmesidir. İşlenilen suçun gerektirdiği cezaya da, o suçun işlendiğini belirten fiil ile isim verilmiştir. Yani aldatmanın cezasına aldatma, alaya almanın cezası-
na alaya alma, hile yapmanın cezasına da hile yapma

18 İbn Manzur, Muhammed. b. Mükrim, Lisan’ül Arap, Daar Sadır, Beyrut ts. I/183. ez- Zemahşeri, Muhammed b. Ömer, el- Keşşaf, Riyad, 1988, I/185.
19 Bakara, 2/15.
20 İbn Kesir, Eb’il Fida İsmail b. Ömer, Tefsir’ul Kur’an’il Azim, Daar
İbn Hazm, Beyrut, 2000, I/94.
21 Nisa, 4/142.
22 Tevbe, 9/79.
23 Haşr, 59/19.

ismi verilmiştir.24 Kur'an’ı Kerimde bu şekilde ifadeler mevcuttur.
Müfessirler, Kur'an’ı Kerim'deki nazireleri (lafızları aynı, manaları farklı kelimeleri) bu şekilde yorumlamış- lardır. Meselâ "Bir kötülüğün karşılığı, ona denk bir ceza- dır.”25 "Kim size saldırırsa, siz de ona saldırın.”26 buyrul- maktadır. Burada birinci saldırı zulüm, ikincisi adalettir. Mühlet vermek ve onları sapıklık ve küfürleri içinde ser- best bırakmak suretiyle, tereddüt ve şaşkınlıklarını artı- rır. Bu şaşkınlıktan kurtulamazlar. Çünkü Allah, onların kalplerini mühürlemiş ve gözlerini kör etmiştir. Dolayısıy- la doğruyu göremezler ve hidayete eremezler.27
Burada, Kur’an’da yer alan bir realite yine karşı- mıza çıkmaktadır. Müminleri hedef alan savaşlarda yüce Allah'ın müslümanların tarafını tutması, onlara sahip çıkması gerçeği. Bu taraf tutma ve sahiplenme imtiyazı Allah'ın dostlarına eksiksiz bir güven bağışlarken Allah'ın şaşkın düşmanları için son derece çirkin ve korkunç bir akıbet hazırlıyor. Bu şaşkınlar azgınlıklarına devam et- melerini sağlayan bir toleransla aldatılarak ve içlerindeki düşmanlığı dışa kusmalarına biraz daha fırsat tanınarak kör gidişlerinde debelenmeye, sürünmeye bırakılıyor. Fa- kat az ötede pusu kuran korkunç akıbet kendilerini bek- liyor, onlar ise bundan habersiz olarak gözleri kapalı bir şekilde yürüyorlar.28 Aynen Allah’ın en iyi plan kurucu
olduğunu unutup planlar kuranlar29 gibi.

24 Taberi, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir, Câmiu'l-Beyân an Te'vili âyi'l-Kur'an, Daar Hacer, Kahire, 2001, I/317-318.
25 Şûra Sûresi, 42/40 "Bu mecazı en mükemmel hale getiren bir edebî sanattır" ez- Zemahşeri,age., I/185.
26 Bakara, 2/194.
27 Es-Sabuni, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefasir, Daru’l Kur’an’il Kerim, Beyrut,1981, I/36-37.
28 Kutup, Seyyid, Fizilal’il Kur’an, Beyrut.( Daru’l Şuruk) 1985. I/45.
29 Al-i İmran, 3/54; Neml, 27/50.

İroni, galiba daha çok yaşamın kendisinden kay- naklanıyor. Yaşam ve insanlar o kadar çelişkili ve değiş- ken ki, en sıradan kahramana, en önemsiz ayrıntılara bakarken bile bu ironiyi yakalamak güç olmuyor… Önemli sayılan çok şeyin önemsizliğini, ağırlık sayılan çok şeyin hafifliğini, zorbalığı, fanatizmin, megalomani- nin, bilgiçliğin, budalalığın, ikiyüzlülüğün, kendini alda- tışın, dalkavukluğun, batıl koşullanmaların ipini pazara çıkarıcı, ama bunu bağırganlıkla değil, usul usul yapan ince bir alay.30
Araştırmacılar ironi tartışmalarını Platon’un Sokrates figürüyle başlatırlar. Sokrates figürü her şeyi bildiğini sanan kişinin aslında hiçbir şey bilmediğini is- patlar. Sokrates, çok şey bildiğine inanan kişi karşısında hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapar. Sonunda tüm bilgiler boşluğa düşerken, yanlış bilinen pek çok şey tashih edi- lir.31 Sokrat’ın ironi yönteminin kullanımıyla ilgili belki de en güzel örnekleri Kur’an’da Vakıa süresinde görmek mümkündür:
“Attığınız o tohumu hiç düşündünüz mü? Onu yara- tan siz misiniz, yoksa Biz miyiz onun yaratılış kaynağı?” (Vakıa, 56/57-58.)
“Toprağa ektiğiniz tohumu hiç düşündünüz mü? Onu büyütüp yeşerten siz mi siniz, yoksa Biz miyiz onun büyüyüp yeşermesinin sebebi?” (Vakıa, 56/63- 64.)
Ayetlerde geçen sorular, insanın kendisi ve en te- mel ihtiyaçlarıyla ilgili olup; adeta her gün gördüğü, tattı- ğı, dokunduğu bu kadar önemli şeyleri önemsizmiş gibi algılayıp bunlar üzerinde kafa yormayan, bunların arka-
sındaki ince, üstün ve muazzam sistemi görmezden gelip

30 Özyalçıner, Adnan, Haldun Taner Öykücülüğü Üstüne, Gösteri Der- gisi, Ocak 1984.
31 Tosun, age., s. 284.

Yaratıcıyı unutan insanlara ironi yoluyla sunulmakta-
dır.32

İronik anlatımın Kur’an’da başka yerlerde de kul- lanıldığını görebilmek mükündür. Örneğin; Hz. Yusuf kıssası anlatılırken “Allah emrinde galiptir” (Yusuf, 12/21) ifadesi kullanılmaktadır.
Âlimler bu âyet-i kerîme hakkında şöyle demişler- dir: "Allah emrinde galiptir." Çünkü Hz. Yakup rüyasını kardeşlerine anlatmamasını emretmişti. Fakat Allah'ın emri galip gelerek o kardeşlerine rüyasını anlattı. Daha sonra kardeşleri onu öldürmek istediler, Allah'ın emri galip geldi ve sonunda hükümdar oldu, huzurunda sec- deye kapandılar. Yine kardeşler, babalarının teveccühü- nün yalnız kendilerine münhasır kalmasını istediler. Al- lah'ın emri galip geldi ve sonunda babalarının kalbi onla- ra tahammül edemez oldu. Yetmiş yahut seksen yıl sonra bile onu hatırlayıp durdu ve: "Ey Yûsuf’un yadigârı üzün- tü ve kederim..." (Yûsuf, 12/84) dedi.
Kardeşleri bundan sonra akıllı kimseler olmayı ta- sarladılar, yani tevbe etmeyi düşündüler. Allah'ın emri galip gelerek, işledikleri günahı unuttular ve bunun üze- rinde ısrar ettiler. Sonunda yetmiş yıl sonra Yûsuf un huzurunda bu günahlarım itiraf ettiler ve babalarına: "Gerçekten biz hata eden kimselerdik" (Yûsuf', 12/97) de-
diler.

Diğer taraftan ağlayarak ve getirdikleri kanlı göm- lekle babalarını kandırmak istediler. Allah'ın emri galib geldi ve babaları kanmadı. Bunun yerine: "Hayır, nefisle- riniz sizi aldatmış" (Yûsuf', 12/18) demişti. Yusuf’un sev- gisinin babalarının kalbinden çıkmasını isteyerek, hileye
başvurdular. Allah'ın emri galip gelerek, onun kalbindeki

32 Tokur, agm., s. 116.

Yusuf’un sevgi ve özlemi daha da arttı. Aziz'in karısı bir plan kurarak önce söze kendisi başlayacak olursa, onu yenik düşüreceğini zannetti, ama Allah'ın emri galip geldi ve sonunda Aziz: "Sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen gerçekten günahkârlardan oldun" (Yûsuf,
12/29) demişti. Sonra Hz. Yusuf efendisine şarap içirecek olanın durumunu efendisine hatırlatması suretiyle hapis- ten kurtulacağını tasarladı, ama Allah'ın emri galip gele- rek saki hatırlatmayı unuttu ve Hz. Yusuf da hapiste da- ha bir kaç yıl kalmaya devam etti.33
Bu, aynı zamanda surenin asıl konularından birini temsil eden, surenin değişik parçalarını merkezi bir kav- rayışla ören güzel bir örnektir. Maalesef bu tür örnekler Kur’an tefsirlerinde nadir bulunur. Biraz önce aktarılan örnek, sadece Kurtubi’de göze çarpan bir örnektir. Ayrıca surede ironinin edebi araç olarak kullanılmasını tartış- mak için Kurtubi –veya diğerleri- tarafından yapılmış bir girişim de yoktur.34
Bu düşünceden hareketle ironik anlatımın izlerini “Tebbet Suresinde” sürmeye ve bulabildiklerimizi pay- laşmaya gayret ettik.
Tebbet Suresinin Tarihi Arka Planı

Sureyi iyice kavramak, anlamak ve onu değerlendi- rebilmek için indiği ortamı ve iniş sebeplerini bilmek ya- rarlı olacaktır. Bu nedenle surenin içeriğini incelemeden önce nüzul zamanını ve ortamını hatırlayalım.
Kur'an-ı Kerim'de sadece adı anılarak lanetlenen tek kişi İslam düşmanı Ebu Lehebtir. Çünkü cahiliye dö- nemi Araplarının bile vacibu'l ihtiram kabul ettikleri ak-
rabayı korumak ona sahip çıkmak ahlâkî anlayışına sa-

33KURTUBİ, Muhammed b. Ahmed b. Ebi Behr, el Cami-u li Ahkâmi’l
Kur’an, Al-Resaleh Yayınevi, Beyrut, 2006. XI/303-304.

dece Rasulullah'ın, babası Abdullah ile aynı babadan olan amcası Ebu Leheb karşı çıkmıştı. Oysa Araplarda amca, baba yerine sayılıyordu. Yeğenin babası ölmüşse, amcanın, yeğenine kendi çocuğu gibi bakması beklenirdi. Ama bu şahıs İslam'a buğzu ve küfre muhabbeti nedeniy- le bu Arap geleneğini çiğnemişti.35
Ebû Leheb'in peygamberimize karşı duyduğu kinin bir başka sebebi de, gençliğinde öz kardeşi Ebû Talib ile yaptığı bir kavga esnasında onun kendisine değil de diğer amcasına yardım etmiş olmasıdır. Eskilere dayanan kişi- sel düşmanlığı yıllar sonra çıkarlarını kaybetme korku- suyla büyümüş, mahiyeti itibariyle din düşmanlığına dö- nüşmüştür.36
Sure, davetin Mekke halkı tarafından iyiden iyiye bilinmeye başladığı, Ebu Leheb’in yeğenine yardım etmesi ve onu desteklemesi gerekirken ona eziyet etmeye başla- dığı bir dönemde inmiştir. Rivayetlerden bu sonucu çı- karmak mümkündür. Nüzul sebebi olarak zikredilen ri- vayetler de bunu desteklemektedir.
Buharî ve Müslim ile başka eserlerde surenin nü- zul sebebi olarak anılan rivayeti İbn Abbas şöyle dillen- dirmektedir: Resulullah'a, daveti genel olarak yayma emri verildiği ve Kur'an'dan, "önce yakın akrabalarını uyar"37 ayeti nazil olduğu zaman Resulullah Safa Tepesi- ne çıkarak: "Ey Sabaha! (sabahın afeti)" diye bağırdı.- Araplarda bu çağrı, tam sabaha karşı düşmanın bir kabi- leye hücum etmek için geldiğinde yapılırdı.- Çevrede, "bu ses kimindir?" diye soruldu-ğunda, "Muhammed'in sesi"
cevabı verildi. Bunu duyan Kureyş'in bütün kabileleri

35Mevdudi, Seyyid Ebu’l A’la, Tefhimu’l Kur’an, (Trc. Kurul), İnsan
Yayınları, İstanbul, 1987, VII/291.
36 http://www.istekuran.com/index.php?page=tebbet, 12.01.2013.
37 Şuara, 26/214.

koşarak geldiler. Gelemeyenler, kendi yerlerine bir tem- silci gönderdiler. Herkes toplandığında Resulullah her bir kabileyi ismi ile çağırarak 'ey benî Haşim, ey beni Muttalib, ey benî Fahr v.s. dağın arkasında bir ordu size hücum edecek desem inanır mısınız?" dedi. Oradakiler "evet, çünkü biz senden hiç yalan söz işitmedik" dediler. Bunun üzerine Resulullah: "Ben sizi ilerideki büyük azap ile uyarıyorum" dedi. Herkesten önce Ebu Leheb "Tebben leke, hel li hâzâ cema'tenâ? (kahrolası, bunun için mi bizi topladın?) dedi.38
Konuyla ilgili başka bir haber İbn Zeyd'den şöyle rivayet edilir: Ebu Leheb bir gün Resülullah’a, "Eğer dini- ni kabul edersem benim için ne var?" diye sordu. Resülullah: "Diğer iman edenlere ne varsa senin için de o var" buyurdu. Ebu Leheb: "Benim için bir ayrıcalık yok mu?" dedi. Resulullah, "Başka ne istiyorsun?" buyurdu. Ebu Leheb şöyle karşılık verdi: (tebben li hazeddin) "Kahrolası bu din, beni başkaları ile eşit kılıyor."39
Böyle bir ortam ve zaman diliminde nazil olan bu surede Yüce Allah’ın Kur’an’ın alışık olduğumuz üslubu- nun yanında bir de farklı bir ifade tarzını kullanmış oldu- ğunu görmek mümkündür.
Tebbet Suresinde İroni

Surenin üslubuna dikkatlice bakılacak olursa gö- rülür ki, her bir ifade Ebu Leheb ve hanımının Hz. pey- gamberle ilgili gündeme getirdikleri bir hususun veya ona yönelik sergilenen bir tavrın ve yapılan bir fiilin onlara ironik bir tarzda geri yansımasıdır.
Beş ayetten oluşan sure mealen şöyledir: “Ebu
Leheb’in elleri kurusun; kurudu da. Malı ve kazan-

38 Buharî, IV, 1902; Müslim, I, 193.
39 Taberi, age., XIV/716-717.

dığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslana- caktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.” (Tebbet, 111/1-5)
Sureyi ayet ayet ele alıp ironinin nasıl kullanıldığı- nı irdelemeye gayret edelim.
(1) ﺐﺗو ﺐﮭ ﻟ ﻲ ﺑا اﺪ ﯾ ﺖﺒﺗ Birinci ayette “Tebben leke” veya “tebben li hazeddin” diyen Ebu Leheb’e, Allah “tebbet yeda ebi leheb” diye karşılık vermektedir.
“Ateş Babası” anlamına gelen “Ebu Leheb” ifadesi Ebu Leheb’i tanımlayan en iyi ifade olduğu için Allah ta- rafından özellikle seçilmiş olsa gerektir. Çünkü onunla ilgili nakledilen bilgilere bakıldığında onun bu künyeyi ziyadesiyle hak ettiği görülmektedir.
Ebu Leheb’in künyesi küçümseme ve hakaret ifade eder. Maksat, ona değer vermek değil, bilakis Ebû Cehil künyesinde olduğu gibi, onu teşhir etmektir.40
Bu hususla ilgili Elmalılı ilginç tespitlerde buluna- rak şöyle demektedir: “Ebu Leheb, şahsı gösteren bir künye olmakla beraber lügat itibarıyla asıl manası, alev babası demektir. O itibarla Peygamber'e ve İslâm'a karşı ateş püskürmek isteyip de, kendini cehenneme atmış olan kâfirlerin hepsinin temsilcisi olması sebebiyle onun helâki, hepsinin helâkine misal yapılmıştır ki, bu da, "Al- lah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemese de Allah, mutlaka nurunu tamamlamak ister"41 ayetinin ifade ettiği anlama işaret olur. Asıl ismi, Abdüluzza b. Abdulmuttalib iken yanaklarının pek kırmı- zı olmasından dolayı ateşe benzetilerek, Ebu Leheb de- nilmiş ve bu künye ile meşhur olmuştur. Çok ateşli ma-
nasına gelen ‘alev babası’ künyesi ona başlangıçta, yüzü-

40 es-Sabuni, III/618.
41 Tevbe, 9/32.

nün parlaklığı veya canlılığı yahut hiddet ve şiddeti itiba- rıyla övgü manası düşünülerek verilmişti. Ancak bu vas- fın hakikatinde ‘ateş kaynağı olmak’ veya ‘ateşi sevmek’’ manasının bulunması ve en şiddetli ateşin de cehennem ateşi olması dolayısıyla Ebu Leheb ismi, kendisini ateşe sürükleyen ‘cehennemlik’ unvanına dönüştürülmüş, fiil ve hareketleri itibarıyla da "cehennemin babası" manası- na darbı mesel olarak kullanılmıştır.”42
Ebu Leheb’in bu durumundan dolayı başka şekil- de de künyelendiği de vakidir. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre, Ebu Leheb’in kızı peygamber (sav)e gelerek; “insanlar bana ‘cehennem odununun kızı’ diye seslenmek- teler” şikâyetinde bulunmuştur.43
Burada söz konusu nüktenin kastedildiğine özellikle "(o) alevli bir ateşe girecektir" ayetiyle işaret edilmiştir. Yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'in amcası olmak gibi yüksek bir neseb, yakınlık, soy ve şerefe sahip oldu- ğu halde, iman etmeyip de ona düşmanlık ve küfürde ısrar ettiğinden dolayı Ebu Leheb böyle helâk oldu.”44
اﺪﯾ - iki el ifadesi Ebû Leheb'in iki gücünü temsil etmektedir. Sûrenin 2. Âyeti bu güçleri ﺐﺴﻛﺎﻣو ﮫﻟﺎﻣ- onun malı ve kazandığı şeyler olarak açıklamaktadır. Ebû Leheb'in varlıklı bir kişi olduğu göz önünde tutulduğun- da, "kazandığı şeyler" ile kastedilenin de çevresi, kurduğu teşkilât, oğulları, uşakları ve yetiştirdiği militanlar olduğu
akıl yoluyla çıkarılabilir.45 Kur'ân'da ﺪﯾ=el sözcüğünün

mecazî kullanımı ile

ةرﺪﻗ

- güç 'ün kastedildiği bir çok

42 Yazır, Elmalılı M. Hamdi, , Hak Dini Kur’an Dili, (Azim dağıtım, I. baskı), İstanbul, 1992, X/48.
43 İbn Aşur, Mumammed Tahir, Tefsiru’t Tahrir ve’t Tenvir, Daru’t Ten-
vir, Tunus, 1984, XXX/601.
44 Yazır, X/49.
45 http://www.istekuran.com/index.php?page=tebbet, 12.01.2013

örnek vardır.46 Bunun mânâsı elleriyle yaptığı işler kuru- sun, el attığı her şey boşa çıksın, elleriyle yaptıkları sebe- biyle hep zarar etsin, elleriyle yaptığı işlerin hiçbirisi ken- disine bir fayda sağlamasın anlamınadır. Çünkü bu bed- duadan sonra Ebu Leheb’in elleriyle yaptıklarının tamamı hep kendi aleyhine çıkmış, hiç birisinin kendisine hayrı olmamıştır.47
Ebu Leheb’in helak oluşunun ellerine izafe edilme- sinin diğer bir sebebi de; Hz. Peygamber akrabalarını Sa- fa Tepesi’ne davet ettiğinde, Ebu Leheb’in eline taş alarak onu taşlamasıdır. Tarık b. Muharib İslam’a girmeden ön- ceki bir anısını şu şekilde anlatır: “Ben Zi Mecaz çarşı- sında olduğum bir sırada; bir adamın ‘ey insanlar Al- lah’tan başka ilah olmadığını söyleyin ve kurtulun’ dediği- ni ve yine başka bir adamın ‘ona inanmayın’ diyerek onu taşladığını ve ayaklarını kanlar içerisinde bıraktığını gör- düm. Bu kimdir? dedim. Bu, peygamber olduğunu söyle- yen Muhammed, diğeri ise onun amcası Ebu Leheb dedi-
ler.”48

Tarık b. Muharib’in rivayetinden de anlaşılacağı üzere Ebu Leheb bu işi birden fazla yapmıştır. Bu yüzden helak elleri üzerinden zikredildi. Çünkü o eller Peygambe- re eziyet ediyordu. Tıpkı hoş olmayan şeyler konuşan bi- rine ‘ağzın taş dolasıca’ denmesi gibi.
Ayet üzerinde düşünüldüğünde kanaatimizce ra- hatlıkla şu sonuca ulaşılabilir: Ebu Leheb ve emsalleri yaptıkları davranışlarla Yüce Allah’ın gazabını üzerlerine çekmişlerdir. Bu yüzden Allah, Ebu Leheb’i ve onun gibi
düşünenleri bütün insanlığa ibret olacak bir şekilde kita-

46 Al-i İmran, 3/73; Fetih, 48/10; Yasin, 36/83; Sad, 38/75; Hadid,
57/29; Mülk, 67/1.
47 Küçük, Ali, Besair’ul Kur’an, Sofra Yayınları, Konya 2011, XVII/355
48 İbn Aşur, age., XXX/601.

bında zikretmiş ve onları cezalandırmıştır. Burada ironik olan Ebu Leheb’in kendi sözleri ve davranışları üzerinden anılarak hem küçük duruma düşürülmesi hem de onun- la alay edilmesidir. Yani ‘kahrolsun, yok olsun’ dediği bu
din onun ‘kahrolmasına ve yok olmasına’ vesile olmuştur.

(2) ﺐﺴﻛ ﺎﻣو ﮫ ﻟﺎﻣ ﮫﻨﻋ ﻰﻨﻏا ﺎﻣ

Hz. Peygamberin fakir oluşuyla

alay eden Ebu Leheb ve eşine, Allah; “Malı da, kazandık- ları da kendisine bir yarar sağlamadı” buyurarak cevap vermekte ve ironik bir üslupla “hadi malınız ve kazandık- larınız sizi kurtarsın bakalım” denmektedir.
İbni Mesud Ebu Leheb’in şöyle dediğini rivayet et- miştir: “(Kıyamet günündeki azabı kast ederek) eğer kar- deşim oğlunun söylediği doğru ise, kıyamet gününde ma- lımı ve çocuklarımı fidye vererek kurtulurum.”49 Böyle düşünüp hesaplar yapan Ebu Leheb’e Allah, “Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı.” karşılığı- nı vererek onun hesaplarının tutmadığını ve tutmayaca- ğını ironik bir üslupla ifade etmiştir.
Ebu Leheb üzerinden mal ve servetin, soy ve sopun fayda vermeyeceği bütün insanlığa deklare edil- mektedir. Çünkü bu zihniyete sahip olanlar güçlerini bu şeylerden aldıklarını zannetmektedirler. Yüce Allah hem bu ayette hem de Kur’an’ın başka ayetlerinde de50 bunun yarar sağlamayacağını ifade etmektedir. Kurtuluş mal ve servet yığmakta değil, paha biçilmeyecek bir değere sahip bu vahye ve onun öğreticisi olan Hz. Peygambere tabi ol- maktadır.
(3) ﺐﮭ ﻟ تاذ ارﺎ ﻧ ﻰﻠﺼ ﯿﺳ "Alevli bir ateşe girecek o." Alev- ler içindeki ateşin hararetini bulacak ve vebalini tadacak-

49 İbn Aşur, age., XXX/604.
50 Al-i İmran, 3/91; En’am, 6/96; Mü’minun, 23/10-103; Şuara,
26/88; Mümtehine, 60/3.

tır. Bu benzetme onun künyesi ile de uyumludur.51 Ebu Leheb: Ateşin babası! Ateşin babası için en uygun karşılık ateş olacaktır. Ateşin babası en çok ateşe; ateş de en çok ateşin babasına yakışır. Cehennem: onun gemisinin demir atacağı yerin adıdır.
Ateşin ‘zate leheb’ diye nitelenmesi, Ebu Leheb’in ismi ile inkârdaki inadı arasındaki münasebeti vurgula- mak içindir. Öyle ki ‘Ebu Leheb’ ‘zate leheb’ olan bir ateşe girecektir.52
Surede Ebu Leheb’in durumu dile getirildikten sonra onun yardımcısı ve hayat arkadaşı olan eşine hitap
yönelmekte ve onun akıbeti de dillendirilmektedir.

(4) ﺐ ﻄﺤﻟا ﺔ ﻟﺎﻤﺣ ﮫﺗ اﺮﻣاو

“Ve odun hamalı olan karısı

da”. Peygambere eziyet etmek için, diken, odun, laf ve söz taşıyan birini Yüce Allah aynı vasıflarla nitelendirmekte onu değersizleştirmektedir. İşte bu ironinin ta kendisidir. Hakir gören birisi istihzaya alınarak kendisi hakir hale düşürülmektedir.
"Odun (hammalı), taşıyıcısı" terkibinde, istiâre-i la- tife vardır. Bu terkip, "laf taşımak" için müsteâr olarak kullanılmıştır. Bu, meşhur bir istiaredir53
Ümmü Cemil Kur'ân'da olumsuz davranışlarıyla anılan kadınlardan54 biridir. Kur'ân'da adıyla anılmayan
bu kadın kocası kınandığı sırada kendisinden de söz

51Zuhayli, Vehbe, Tefsiru’l-Münir, Daru’l fikril Muasır, Beyrut,1991, XXX/455.
52 İbn Aşur, age., XXX/605.
53 es-Sabuni, age., III/619.
54Kur'ân, eşleri dört kategoride ele alır. 1.Hz. İbrahim ile Sare, Hacer (iyi-iyi). 2.Ebu Leheb ve Ümmü Cemil (kötü-kötü). 3.Hz. Nuh ve karısı ile Hz. Lut ve karısı (iyi-kötü). 4.Firavun ve karısı Asiye (kötü-iyi). Bu eşleştirme, hem baştan sona kadar dikey olarak bütün çiftleri hem yatay olarak tarihteki bütün çiftleri içerir. Bkz: İslamoğlu, Mustafa, Hayat Kitabı Kur’an, s.1321.

edilmiştir.

Bu kadın Kureyş'in ileri gelenlerindendir. Künyesi: Ümmü Cemil, adı Erva binti Harb b. Ümeyye'dir. Ebu Süfyan'ın kardeşidir. Aynı zamanda Ümmü Cemil, Hz. Peygamberin kapı komşusu, akrabası, dünürü, soylu, kibirli ve zengin biridir.
"Odun hamalı olarak." Kadının bu şekilde anılma- sında gerçek bir olaya da işaret vardır. O dikeni taşır ve gece vakti Rasulullah’ın yoluna serperdi. Peygamberle insanlar arasına düşmanlık tohumlarını ekmek için son derece çaba sarf ederdi. Fitne ateşinin odunlarını toplar, insanlarla Peygamber arasında bu ateşi tutuştururdu.55
“Odun hamalı" ifadesiyle ilgili yapılan bir başka yorum da: İnsanlar arasında husumete yol açan gerçek dışı sözler yaymasından kinaye olmasıdır.56
Ümmü Cemil, kendisinin taşıdığı odunla cehen- nemde kocasının yakılacağı hususunda uyarıl-mıştır. Bu durum kendisi ve eşi açısından bir yıkımdır. Çünkü onlar Allah için en değerli kul olan Peygambere eziyet için uğ- raşıyorlardı. Ümmü Cemil bu kötü davranışı yaptığından dolayı, Allah, Ümmü Cemil açısından insanların en de- ğerlisi olan eşine, kendisini yakıt tedarikçisi kıldı.57 İn- sanın kendi ayağına kurşun sıkması, kendi asılacağı ipini eğirmesi, kendi mezarını kendisinin kazması gibi kendi ateşine odun taşıması da onu küçülten daha doğrusu ahmakça bir fiildir. Bu eylemiyle o, aslında başını ve sonunu hesap edemediği işlerin içinde demektir. Bir şeyin başını ve sonunu hesap
edememek, ahmaklık ifadeleri ise Mekke burjuvazi-

55 Hicazi, Muhammed Mahmud, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları, VI/628
56 Zuhayli, age., XV/667-668.
57 İbn Aşur, age., XXX/605.

sinin kabulleneceği bir şey olmaktan öte onlara karşı açık bir alay ve hakaret anlamı taşır. Burjaviziyi çi- leden çıkaracak şeyler içinde onu değersizleştirmek
son derece önemli bir tutumdur.

(5)

ﺪﺴﻣ ﻦﻣ ﻞﺒﺣ ﺎھﺪﯿﺟ ﻲ ﻓ

“Boynunda ateşten bir

ip/urgan ile” Bağını yüklenip boynuna bağlamış haliyle oduncuya benzetilmektedir. Bu benzetme onun konu- munu tahkir veya cehennem ateşindeki halini açıklamak içindir. Öyle ki cehennemde sırtında zakkum ve dari' gibi cehennem odunlarından bir demet odun, boynunda da ateşten zincir olacaktır.58 Aynen bu dünyada sırtına odun yüklenip Peygambere eziyet etmeye çalıştığı gibi.
Âyette yer alan "cîd" boyun manasına gelirse de, "unuk" kelimesi gibi sadece boyun anlamı ifade etmeyip, özellikle gerdanlık gibi ziynet eşyalarıyla süslü veya süs- lenmeye layık güzel boyunlar anlamındadır. Bu yüzden “unuk” denilmeyip “cid” buyrulmuştur. Bunun nedeni aşağılamak içinidir. İnkârcıların durumu tasvir edilirken; "... Biz de inkâr edenlerin boyunlarına (ateşten) halkalar koyduk." (Sebe', 34/33) "ğull" (pranga) ve benzeri ifadeler- le aşağılanma makamında boyun zikredilmek-tedir.
Ancak burada "odun hammalı" diye küçük düşü- rüldükten sonra "Boynunda da bir ip mevcuttur." denil- seydi, kapsamlı bir mana ifade etmezdi. Hâlbuki "cîd" şâirin "Güzel kadının gerdanındaki ziynetten daha güzel." dediği gibi süs ve övgü ile söylenmektedir. Bu mana farkı, Türkçede de söz konusudur. Biz de bu gibi durumda "gerdan" tabirini kullanırız. Bu sebeple âyette, tahkirden sonra zikredilmesi, kadının kadınlık onurunu coşturmak suretiyle durumun acıklı manzarasını göstermektedir.
Binaenaleyh bu kelâm "boynunda bir ip vardır" diye an-

58 ez- Zemahşeri, age., VI/459; Zuhayli, age., XXX/458.

laşılmalıdır. "O dilberin boynunda gerdanlık yerine bir ip vardır" şeklinde düşünülmelidir ki, "Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayanı (tartışmayı beceremeyeni) mi (Allah'ın parçası yaptılar)." (Zuhruf, 43/18) ayetinin ifade ettiği mana üzere, süslü gerdanlıklarla donatılıp ikramla yetiştirilen, düşmanlık ve mücadele mevkilerinde bulun- maması gereken bir gerdanın hamallık ipi ile aşağılanma- sındaki hakaret ve istihzanın acılığındaki fesahat anlaşı- labilsin.59
Cenabı Allah onun suretini daha çirkin bir şekilde tasvir etmek için bakınız ne buyuruyor: "Boynunda hur- ma lifinden örülmüş bir ip vardır." Kadının bir gerdanlığı vardı, Resülullah'ın davetini engellemek ve O'na kötülük yapmada masrafları karşılamak üzere mücevherden ol- dukça değerli gerdanlığını Lat ve Uzza'nın adını anarak satmaya yemin etmişti.60 İşte Cenabı Allah o gerdanlığın yerine boynuna, sağlam ipli bir gerdanlık geçirdi ki, boy- nunu iyice sıksın. Cehennem ateşinde o bağdan kurtu- lamasın. Bu mana onu tahkir etmek ve onu odun hamalı suretinde tasvir etmek içindir. Çünkü o ve kocası son derece tekebbürlü olup Peygamber efendimizin yoluna taş koyuyorlardı61
Gerçekten ceza amelin cinsindendir ve İslâm Pey- gamberi'ne düşmanlıkta çok ileri giden Ümmu Cemil ve Ebu Leheb bir misaldir. Cenabı Hak, inkârcı kincileri bu- nunla uyarmakta ve ölmeden önce sırtlarındaki odun yükü misali küfür, günah ve vebal yükünü atmalarını istemektedir62
Sure bütün olarak ele alındığında görülür ki, hem

59 Yazır, X/52-53.
60 Kurtubi, age., XII/554; Zuhayli, age., XXX/458.
61 Hicazi, age., VI/628.
62 Yıldırım, Celal, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları,
13/7067.

sözcükler arasında hem de tabloda bir ahenk var. Bura- daki cehennem alevli bir ateştir. Ateşin babası Ebu Leheb ona yuvarlanmaktadır. Odun taşıyarak, Muhammed'in yoluna diken atan ve böylece O'na eziyet etmeye çalışan karısı da (ifadenin gerçek ya da mecazi anlamı ile). Odun kendisi ile alevin meydana geldiği nesnedir. Kadın odun- ları bir iple deste yapmaktadır. Orada alev alev yanan liften dokunmuş bir iple boynundan bağlanmasıdır. Her- kes yaptığının karşılığını görsün ve tablonun yalın içeriği tamamlansın diye. Odun ve ip, ateş ve alevin babası olan Ebu Leheb'in ve onun taşıyıcısı olan karısının oraya yu- varlanışı!63
Peygamberi taşlamaya ve onun etkisini yok etmeye çalışan eller, adeta taşlanmış, kurumuş ve yok olmuştur. Allah’ın lütfettiği nimetler ve elde edilen her türlü kazanç doğru bir amaç için kullanılmadığı takdirde hiçbir yarar sağlamayacaktır.
Kelimelerin tonunda ve vurgusunda da başka bir ahenk görülmektedir. Sözcüklerden elde edilen sesle odun yüklerinin sıkılması ve boynun liften bir iple çekil- mesinden çıkan ses arasında bir uyum vardır. Burada odun demetlerini bağlamaya benzeyen bir sertlik bir sık- ma görülmektedir. Aynı şey boyna ipin takılıp çekilmesi için de söylenebilir. Ayrıca surenin tümüne yayılmış olan boğma ve tehdit atmosferi ile de uyum sağlamaktadır.64
Allah, kendisine ve dinine yardım edenlere, yardım edecek65 fakat gönderdiği dinin yok edilmesine, hayata uygulanmasına engel olanları ve bunlara yardım edenleri helak edecektir. Bununla tüm muhataplara verilmek is-
tenen mesaj; “safınızı belirleyin!” Ya Muhammed ve onun

63 Kutup, age. VI/4000.
64 Kutup, age., VI/4000.
65 Mumammed, 49/7.

gibi olanların yanında ya da Ebu Leheb ve yardımcıları gibi olanların yanında yer alın.
Sure, bu mesajların yanı sıra zımnen şunu da dil- lendirir: Peygamberin en yakını olsanız dahi ona tabi ol- madıkça tebabtan/helakten kendinizi kurtaramazsınız. Peygambere tabi olup Allah’a iman eden kimselerin böy- lesi bir durumla karşılaştıklarında nasıl hareket edecek- lerini Kur’an bize haber vermektedir: “Allah'a ve Ahiret Günü'ne (gerçekten) inanan, ama (aynı zamanda) - babaları, oğulları, kardeşleri yahut (öteki) akrabaları bile olsa- Allah'a ve Elçisi'ne karşı çıkanları seven bir toplum göremezsin. (Gerçek müminlere gelince,) Allah'ın kalplerine imanı nakşettiği ve ilhamı ile güçlendirdiği kimseler onlar- dır ve (zamanı gelince) onları içlerinden ırmaklar akan bahçelerde barındıracaktır. Allah onlardan hoşnuttur ve onlar da Allah'tan. İşte onlar Allah'tan yana olanlardır. İşte onlar, Allah'tan yana olanlar, mutluluğa ulaşacaklar- dır!” (Mücadele, 58/20)
SONUÇ

Allah kendi zatıyla, gönderdiği vahiyle ve vahyi teb- liğ etmekle görevlendirdiği elçisi ile alay eden, onları kü- çümseyen, yok saymaya çalışan kimseleri –bu kişilerin kim olduklarına bakmaksızın- kınamakta, onları tehdit etmekte ve düşecekleri durumu ironik bir üslupla alaya almaktadır. Çünkü ceza amel cinsindendir.
Bu ilke gereğince dünyada iken müminlere gülüp onlarla alay eden kimselere, ahirette müminlerin gülece- ğini66 Yüce Allah bildirmektedir.
Sure aynı zamanda sözün ve onu ifade etme biçi- minin önemini de göz önüne sermektedir. Surede kullanı-
lan sözcükler ve onların söyleniş tarzı ve üslubu hem

66 Mutaffifîn, 83/34.

muhataplar hem de herkes üzerinde etkili olmuştur.

Vahyin indiği ortam ve zaman diliminde ironi bu adla bilinmese dahi Yüce Allah bu üslubu mükemmel bir şekilde kullanmıştır. Bu durum, Kur’an’ın muciz bir lafız olduğunu ve onun belağatının ne kadar harika olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

KAYNAKÇA

AKBAŞ, Vahap, “Mehmet Âkif’te bir anlatım aracı olarak nükte ve ironi”, www.mehmetakifarastirmalari.com
/index.php?option=com_content&view=228

ALBAYRAK, Halis, Allah’ın Nüzul Dönemindeki Farklı Davranış Tarzının Mü’minin Kur’an Anlayışına Ka- tacağı Bayut Üzerine, Kur’an Sempozyumu 2-4
Şubat 1996, Fecr Yayınevi, Ankara 1996.

BAYRAM, Yusuf,-ÇAP, Sabri, Kur’an’da Edebi Sanat- lar,http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/k uranda-edebi-sanatlar
BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975

ENGİNÜN, İnci, Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif Ersoy, Marmara Üniversitesi Yayınları No:439, Fen- Ede- biyat Fakültesi Yayınları No:5 İstanbul, 1986.
GÜÇBİLMEZ, B. Beliz, Modern Sonrası tiyatroda İroni ve bir Örnek Olarak Tom stoppard tiyatrosu, (Yayın- lanmamış Doktora Tezi), s. 13, Ankara 2002.
HALEFULLAH, M.Ahmed, Kur’an’da Anlatım Sanatı, (Çev. Şaban Karataş), Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2002
HİCAZİ, Muhammed Mahmud, Furkan Tefsiri, İlim Yayın- ları
İBN AŞUR, Mumammed Tahir, Tefsiru’t Tahrir ve’t Tenvir,

Daru’t Tenvir, Tunus, 1984. I-XXX.

İBN KESİR, Eb’il Fida İsmail b. Ömer, Tefsir’ul Kur’an’il
Azim, Daar İbn Hazm, Beyrut, 2000.

İBN MANZUR, Muhammed. B. Mükrim, Lisan’ül Arap, Daar Sadır, Beyrut ts. I-XV.
KURTUBİ, Muhammed b. Ahmed b. Ebi Behr, el Cami-u li Ahkâmi’l Kur’an, Al-Resaleh Yayınevi, Beyrut,
2006. I-XXIV.

KUTUP, Seyyid, Fizilal’il Kur’an, Beyrut.( Daru’l Şuruk)
1985. I-VI.

ÖZYALÇINER, Adnan, Haldun Taner Öykücülüğü Üstüne, Gösteri Dergisi, Ocak 1984.
MEVDUDİ, Seyyid Ebu’l A’la, Tefhimu’l Kur’an, (Trc. Ku- rul), İnsan Yayınları, İstanbul, 1987. I-VII.
MİR, Mustansir, Kur’anda İroni: Bir Yusuf Kıssası İncele- mesi, (çev. Ali AKAY), Dicle Üni. İlahiyat Fak. Der- gisi, C.IX, sayı I, Diyarbakır 2007.
ES-SABUNİ, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefasir, Daru’l
Kur’an’il Kerim, Beyrut,1981. I-III.

ŞAHİN, İbrahim, Romantik Bir Tavır Olarak İroni, Celal Bayar Ünv., Fen-Edb. Fak., II. Uluslararası Türk Tarihi ve Edebiyatı Kongresi, 11-13 Kasım 2005, Manisa.
TABERİ, Ebu Cafer Muuhammed b. Cerir, Câmiu'l-Beyân an Te'vili âyi'l-Kur'an, Kahire, 2001. I-XXVI.
TOKUR, Behlül, Kur’an’da Soru Kalıpları ve Metaforlar, Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sa- yı: 36, Erzurum 2011
TOSUN, Necip, Modern Öykü Kuramı, Öyküde İronik Anla- tım, Hece Yayınları, Ankara, Kasım 2011.
TÜRKÇE SÖZLÜK, TDK Yayınları (10. Baskı) Ankara

2005

ÜSTÜN, Dökmen, Var Olmak Gelişmek Uzlaşmak, Sistem
Yay., İstanbul, 2005, 14. baskı

YAZIR, Elmalılı M. Hamdi, , Hak Dini Kur’an Dili, (Azim dağıtım, I.baskı), İstanbul, 1992. I-X.
YILDIRIM, Celal, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Ana- dolu Yayınları, İstanbul 1991.
ZEMAHŞERİ, Muhammed b. Ömer, el- Keşşaf, Riyad,

KUR'ÂN'DA YERİLEN KADINLARDAN BİR PORTRE : ÜMMÜ CEMİL

İslam'a çağrılan Ümmü Cemil, çağrıya ve çağrıyı yapana karşı çıkmıştır. Bu karşı duruş, davetin yayılması ve daveti ka- bul edenlerin artmasıyla sertleşmiştir. Davranışlarıyla İslam'ın yayılmasını engellemeye, Hz. Muhammed'e ciddi olarak zarar vermeye ve İslam'a girenlere korku salmaya başlayınca Allah, peygamberini ve İslam davetini kabul edenleri korumak için sü- rece dahil olmuştur. Böylece kadın, Hz. Peygambere karşı geliş- tirdiği davranışları yüzünden indirilen Mesed suresiyle Allah tarafından yerilmiştir. Sonrakilerden iman edenlere bir öğüt, inanmayanlara bir ders olsun diye kınama, Kur'ân'da ilelebet muhafaza edilmiş ve okunur kılınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Tefsir, Mesed Suresi, Ümmü Cemil, Kınanan Davranışlar
ABSTRACT

Ummu Cemil, whom been called to Islam, had objected to Islam and to the messenger who call her to new message. This against position of her had hardened when the message was spread and whom acceptors were increased. When the behaviours of the same woman had started to hinder spread of the new message, and criticallly to damage the messanger and to spread terror (awe) to whom accepted the new message, Allah had been included to the priod to save the his message, and his prophet and whom innocent acceptors the Islam. For this point of view the woman had been damned the surah of Masad from Allah because of the behaviours that she had developed them opposite of the messenger. And then, to be advice for following believers and to beexample for following deniers, this damn had been taken care of and had been made readable for ever in the
Quran.

*Gümüşhane Üni. İlahiyat Fak. Tefsir Anabilimdalı Öğretim Üyesi, m61kayhan@hotmail.com


Key Words: Thafseer, the surah of Masad, Ummu Cemil, the damned beheaviors
1.Kur'ân'da Yerilen Kadınlar

Kur'ân'ın inanç konularında net bir söylemi vardır ve ibadetle ilgili hususlarda da aynı üslup benimsenmiş- tir. Ahlaki mevzularda da benzeri bir üsluba rastlamak mümkündür. Kur'ân, şahısların davranışlarından yola çıkarak kimi zaman hem kişiyi hem de davranışı övmüş; kimi zaman ise sadece olumlu davranıştan söz etmiştir. Olumsuz davranışlar ile sahiplerinin açıklanmasında da Kur'ân'ın belli bir metodu benimsendiği söylenebilir. Ya- ni, sahipleriyle birlikte davranışların olumsuzluğu açık- lanmış ve çoğu zaman davranışlar yerilmiştir. Belki bu- nun tek istisnası, Ebu Leheb ile Ümmü Cemil'dir.
Kimi kadınlar, yaşadıkları yüzyıllara damgalarını vurmuşlar ve dönemlerinde hep başat rol oynamışlardır. Bunun örneği de Firavun'un karısıdır. Kimi kadınlar da yaşadıkları çağı olumsuz davranışlarıyla doldurmuşlar ve sonradan gelenlere kötü bir miras bırakmışlardır. Bunun en belirgin modeli, Ümmü Cemil'dir. Yani, örnekteki gibi önceden iyi olan kadınların yeniçağlardaki iyi mirasçıları ile yine olumsuz tiplemede olduğu gibi, kötü olan kadın- ların modern zamanlardaki kötü mirasçıları hep var ol- muştur.
Kadın sorununun sadece onlardan doğmadığı her- kesin malumudur. Dahası kadın sorunu, aynı zamanda sınırlı manada bir erkek sorunudur. "Kadınların sorunla- rını, erkeklerden ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Do- layısıyla sorun, bütün insanlığın sorunudur."1 Bahse ko- nu sorunun, hem kadından hem erkekten neşet eden
olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Dolayısıyla toplum-

1Aktaş, Emel, "Cahiliye'de ve İslam'da Kadının Durumu", Mehir
Dergisi, Yaz 1998, 120.


larda erkeklerin silikleşmesi, kadınları, onların baskı- lanması ise erkekleri üstün konuma çıkarmış ve mevcut durum, değişik sorunları doğurmuştur.
Kur'ân, kimi nedenlere dayalı olarak yaptıkları davranışlarla övülmeyi hak eden kadınlardan2 söz etmiş- tir. Onların, bizzat kadın olmaları hasebiyle övülmüş ol- dukları düşünülemez. Aksine onlar, kadın olmalarına rağmen hemcinslerinin cesaret dahi edemediği davranış- ları yaptıklarından övülmüşlerdir. Kur'ân, onları modern zamanlardaki kadınlara örnek olarak göstermiştir.
Kur'ân, yine benzeri bir amaçla tarihte olumsuz bir yer edinen kötü kadınlardan3 da söz etmiştir. Onlar, hemcinslerinin yapamadığı kötülükleri işlediklerinden yerilmişlerdir. O yüzden en olumsuz kadın tipini anlat- ması bakımından en ilginç sure4 Mesed suresidir.5 Böyle- ce Kur'ân, modern çağlardaki kadınlara böylesi kadınlar- dan uzak durmaları gereken bir model sunmuştur.
Kur'ân'ın kötüleyip yerdiği Hz. Peygambere düş- man kişilerin tamamı, davranışlarına uygun niteliklerle anılmıştır. Ümmü Cemil, bunun tek istisnasıdır. O, Mek- ke'nin sosyal ortamlarında Hz. Muhammed'e eziyetini açıktan yapmıştır. Ne kendi ne de diğer aşiretlerden hiç kimse onu küçümsemeye yeltenmemesi için Allah'ın, Hz. Peygamberi desteklenmeyi üstüne almasında bir hikmet
vardır.6 Mesed suresi, Ümmü Cemil'i çok sert bir dille

2Övülen kadınlar için bkz:et-Tahrîm, 66/11.
3Bkz:ez-Zeyn, M. Bessam Rüşdü, el-Mucemu'l-Müfehres li Meâni'l- Kur'âni'l-Azîm, Dâru'l-Fikri'l-Muâsır, 1.basım, Beyrut 1416/1995, II,
1098-1100.
4Îcâz için bkz:Tabâne, Bedevî, Mucemu'l-Belâğati'l-Arabiyye, Dâru'l- Minare, 3.basım, 1408/1988 Cidde-Riyad, 702-704.
5el-Kâsımî, Muhammed C.(1283-1332/1866-1914), Mehâsinu't-Te'vîl, Tah:M. Fuad Abdülbaki, İsa el-Babi ve Şerikâhu, 1.basım, Kahire
1376/1957, XVII, 6293.
6Habenneke, Abdurrahman Huseyn el-Meydânî, Meâricu't-Tefekkür


kınamış ve yermiştir.

2.Mesed Suresi ve Ümmü Cemil

Mesed suresi, Mekke'de inmiştir.7 Surede, genel olarak Ümmü Cemil ile Ebu Leheb üzerinden kıyamete kadar onların yolunda yürüyenlerden, onlar gibi tebliğci- lere karşı sergiledikleri davranışlardan ve bunları yapan- ların kötü akıbetlerinden bahsetmektedir.8
Bazı kıraat farklılıkları surenin anlamına katkı ve- ren farklılıklardır.9 Surenin metni ve meali şöyledir:10
تاذ ارﺎﻧ ﻰﻠﺼ ﯿﺳ (2) ﺐﺴﻛ ﺎﻣو ﮫ ﻟﺎﻣ ﮫﻨﻋ ﻰﻨﻏ أ ﺎﻣ (1) ﺐﺗو ﺐ ﮭ ﻟ ﻲ ﺑ أ اﺪ ﯾ ﺖﺒﺗ (5) ﺪﺴﻣ ﻦﻣ ﻞﺒﺣ ﺎھﺪﯿﺟ ﻲ ﻓ (4) ﺐَ ﻄﺤﻟا ﺔ ﻟﺎﻤﺣ ﮫﺗ أﺮﻣاو(3) ﺐ ﮭ ﻟ
"Kahrolsun Ebu Leheb'in elleri, zaten kendisi de kahrol- du-kahrolacak! Malı ve kazancı ona hiçbir yarar sağla- mayacak. Zamanı gelince tarifsiz alevli bir ateşe atılacak! Karısı da onun ateşine odun hammallığı yapacak, gerda-
nında takı yerine çelikten bir halat bulunacak."11

ve Dekâiku't-Tedebbür, Dâru'l-Kalem, 1.basım, Dimeşk 2000, I, 382.
7es-Sa'lebî, Ebu İshâk Ahmed(ö.427), el-Keşf ve'l-Beyân(Tefsîru's- Sa'lebî), Tah.:Ebu Muhammed b. Âşur, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî,
1.basım, Beyrut 1422/2002, X, 323.
8Arslan, Ali, Büyük Kur'ân Tefsiri(Hülâsatü't-Tefâsir), Arslan Yay., İstanbul trs, XVI, 234, 172;el-Beğavî, Ebu Muhammed el-Huseyn b. Mesud(ö.516), Meâlimu't-Tenzîl, Tah.:Muhammed Abdullah en-Nemri ve Arkadaşları, Dâru Tayyibe, Riyad 1414, VIII, 582.
9ez-Zemahşerî, Carullah Ebu'l-Kâsım Mahmud b. Ömer(467-538), el- Keşşâf an Hakâikı Ğavâmizı't-Tenzîl ve Uyûni'l-Ekâvîl fî Vucûhi't- Te'vîl, Tah.:Adil Ahmed Abdulmevcud-Ali Muhammed Muavviz, Mektebetü'l-Ubeykân, 1.basım, Riyad 1418/1998, IV, 297;el-Îcî, Abdurrahman b. M. b. Abdullah eş-Şirâzî,(ö.905), Câmiu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân, Tah.:Abdülhumeyd el-Hindâvî, Dâru'l-Kütübi'l- İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1424/2004, IV, 541.
10el-Endulûsi, Ebu Hayyan Muhammed b. Yusuf(ö.745), Tefsîru'l- Bahru'l-Muhît, Tah.:Adil A. A.-Ali M. M., M. İlmiyye, 1.basım, Beyrut
1413/1993, VIII, 526;el-Cezâirî, Ebu Bekir Cabir, Eyseru't-Tefâsîr li
Kelâmi'l-Aliyyi'l-Kebîr, Mektebetü'l-Ulûm, Medine trs, V, 626.
11Bkz:İslamoğlu, Mustafa, Hayat Kitabı, Düşün Yay., 2.basım, İstan-


Sure, Fatiha'dan sonra Tekvir'den önce inmiştir.12
Sure, inanç ve amel sahibi olmadıkça Hz. Peygambere yakın olmanın insana fayda vermediğinin açık delilidir.13
Müfessirler, Nuh'un oğluyla karısının ve Lut'un karısının,
bunun modellenmiş biçimi olduğunu belirtmişlerdir.

Mesed suresindeki uyum ve ahenk her biçimiyle kendini göstermiştir. Sureyi okurken dudak ve yüzdeki mimiklerle, surenin ifadeleri arasında net bir uyum var- dır.14 Yani suredeki musiki tonuyla, kadının yaptığı işin çıkardığı ses tonu, açık bir uyum sergiler.15 Duraklarda kalkale yapılarak okunan be'ler, odunların çıkardığı ses- lere ne de çok benzerler.16
Mushaf'taki sıralamada veya inişe bağlı sıralamada surenin öncesiyle veya sonrasıyla münasebeti de dikkate alınmıştır.17 Tertibe göre önceki sure olan Nasr'da, Allah'a itaat edenlere dünyada zafer verilip fetihler nasip olacağı
ve ahirette ise bol sevap ve mükafatın verileceği dile geti-

bul 2008, s.1320.
12el-Vâhıdî, Ebu'l-Hasen Ali b. Ahmed b.Muhammed b. Ali en-Nisâbûrî (ö.468), Esbâbu Nüzûli'l-Kur'ân, Tah.:Kemal B. Zağlul, Daru'l- Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1411/1991, s.498-499;es-Suyûtî, Celâluddin Ebu Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr b. Muham- med el-Hudayrî (849-911/1445-1505), Esbâbu'n-Nüzûl, Müesse- setü'l-Kütübi's-Sekâfiyye, 1.basım, Beyrut 1422/2002.
13el-Vâhidî, Ebu'l-Hasen Ali b. Ahmed en-Nisâbûrî(ö.468), el-Vasît fi Tefsîri'l-Kur'âni'l-Mecîd, Tah.:Adil Ahmed Abdulmevcud ve Diğerleri, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1415/1994, IV, 569.
14Kutup, Seyyid(ö.1966), Meşâhidu'l-Kıyâmeti fi'l-Kur'ân, Dâru'ş-
Şurûk, 3.basım, 1413/1993, 65-67;Kutup, Seyyid(1966), Fî Zılâli'l- Kur'ân, Dâru'ş-Şurûk, 32.basım, Kahire 1423/2003, I-VI.
15el-Bikâî, Ebu'l-Hasen Burhanüddin İbrahim b. Ömer(Hasen) (809-
885/1406-1480), Namu'd-Dürer fî Tenasübi'l-Âyâti ve's-Süver, Dâru'l-Kitabi'l-İslamî, Kahire trs, XXII, 327.
16Ateş, Süleyman, Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşri- yat, 1.basım, İstanbul 1991, XI, 167.
17Derveze, Muhammed İzzet(1305-1404/1887-1984),et-Tefsîru'l- Hadîs, Dâru'l-Garbi'l-İslâmî, 3.basım, Tunus 1429/2008, I, 497.


rilmiştir. Oysa Mesed suresinde Allah'a isyan edenlerin, dünyada helake ve ahirette ise azaba uğratılacakları be- lirtilmiştir.18 Bir başka deyişle Allah, önceki surede in- sanların İslam'a girişinden söz etmişken, bunda davete kulak vermeyenlerin helakinden bahsetmiştir.19
İnsan, tüm planlarını aklıyla yapmasına karşın su- rede ellerin zikredilmesi, genelde ellerin her türlü maddi kuvvetleri temsil etmeleri ve kafirlerin düşünceye karşı, kaba kuvvetle karşılık vermelerindendir. Nitekim kafirler, elçilerin karşısına çoğu zaman düşüncelerini önceleyerek çıkmamışlardır.20
Sure, işini gücünü bırakıp daveti bozmak için Hz. Peygamberin ardından giden ve insanların inanmalarını engelleyen bir adam ile karısının dünyada kınanmasın- dan, ahiretteki hüsrana uğramasından söz eder.21 Sure- nin evvelinde "kul" sözünün olmamasına çeşitli açıklama- lar yapılmıştır. Bir yandan Ebu Leheb'in daha çok kızma- sının engellenmesi hedeflenmiştir. Diğer yandan elçi açı- sından akrabalık bağına saygı göstermek ve rahmete bağ- lı kalmak amaçlanmıştır. Hz. Peygamberin onunla diyalo-
gunun tevlit edeceği olumsuzluklar bertaraf edilmiştir.22

18ez-Zuhaylî, Vehbe, et-Tefsîru'l-Münîr fi'l-Akide ve'ş-Şerîa ve'l- Menhec, Dâru'l-Fikr, 10.basım, Dımeşk 1430/2009, XV, 855;et- Tabresî, eş-Şeyh(548), Tefsîru Mecmei'l-Beyân, Müessesetü'l-E'lâ li'l- Matbûât, 1.basım, Beyrut 1415/1995, X, 474.
19el-Âlûsî, Ebu'l-Fadl Şihâddin es-Seyyid Mahmud(ö.1270), Rûhu'l- Meânî, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, Beyrut trs, XXX, 259;Karaman, Hayreddin ve Arkadaşları, Kur'ân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, TDV Yay., Ankara 2008, V, 689
20Toptaş, Mahmut, Kur'ân-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yay., İstanbul
1993-1998, VIII, 407-414.
21es-Sâbûnî, Muhammmed Ali, Safvetü't-Tefâsîr, Dersaadet, İstanbul (trs), III, 617;el-Cemel, Süleyman b. Ömer b. Mansur el-Uceylî el- Ezherî(ö.1204), el-Futûhâtü'l-İlâhiyye bi Tevzîhi Tefsîri'l-Celâleyn li'd-Dekâiki'l-Hafiyye (Hâşiyetü Cemel), el-Matbaatü'ş-Şerifiyyetü'l- Âmire, 1.basım, Mısır 1303, IV, 631.
22ez-Zuhaylî, XV, 855-860.


Kur'ân'da yerilen kadınlardan23 biri de Ümmü Ce- mil'dir. Kur'ân'da adı, aynıyla geçmez, ancak kocası yeril- diği sırada kendisinden de söz edilir. Surede kendisine yöneltilen kınama, Hz. Peygambere karşı sergilediği dav- ranışların, onu ne denli üzdüğünü ve Allah'ı ne denli öf- kelendirdiğini gösteren bir durumdur.24 Neredeyse elçiye düşman olanların dikkat edecekleri bir model olması için sure indirilmiştir.25
Ümmü Cemil, Hz. Peygamberin kapı komşusudur. Bu, onun vahye ve davete de komşu olduğunu ifade eder. Elçiyle arasında komşuluk hukuku olmasına rağmen o, komşusuna düşman olduğu için kınanmıştır.26
Kadın, aynı zamanda Hz. Peygamberin akrabasıdır ve elçiyle arasında akrabalık hukuku da doğmuştur. An- cak o, elçiye düşmanlık yapmış ve akrabalığın gereklerine de hiç uymamıştır.27
Ümmü Cemil, iki kızını iki oğluna almasından ötü- rü Hz. Peygamberin dünürüdür. Vahiy, iki dünürün ara- sının açılmasına sebep olmuş, evlilikler boşanmayla so- nuçlanmış ve damatlar, Hz. Muhammed'i aşağılamaya
yeltenmişlerdir. Bunların gelişip uç vermesinde ve çok

23Kur'ân, eşleri dört kategoride ele alır. 1.Hz. İbrahim ile Sare, Hacer (iyi-iyi). 2.Ebu Leheb ve Ümmü Cemil (kötü-kötü). 3.Hz. Nuh ve karısı ile Hz. Lut ve karısı (iyi-kötü). 4.Firavun ve karısı Asiye (kötü-iyi). Eşleştirme, hem baştan sona kadar dikey olarak bütün çiftleri hem yatay olarak tarihteki bütün çiftleri içerir. Bkz: İslamoğlu, s.1321.
24Derveze, I, 498. Derveze'nin dile getirdiği görüş, bir müfessir tarafın-
dan benimsenmiştir. Bkz: Ateş, XI, 170.
25Abduh, Muhammed b. Hasen Hayrullah et-Türkmânî el-Mısrî(1265-
?/1849-1905), Tefsîru Cüzi Amme, Matbaatü Mısr, 3.basım, Mısır
1341, 174.
26Bkz: Küçük, XVII, 172;Yakut, Mahmud Süleyman, İrâbu'l-Kur'âni'l- Kerim, Dâru'l-Marifeti'l-Câmia, trs-yrs, X, 5194.
27Bkz: Küçük, XVII, 171.


olumsuz işlere yol açmasında Ümmü Cemil, hep başat rol üstlenmiştir. Dolayısıyla da surede kınanmıştır.28
Kadın, Mekke'de asil ve soylu bir aileye mensuptur ve Hz. Muhammed'le yakınlığı olan biriyle evlidir. O, ko- casını elçiye karşı kışkırtmada bir dakika geri durmamış- tır. Diğer kadınları da Hz. Peygambere eziyet etmek için organize etmiştir.
Kınanan kadın, Hz. Peygamberin sözüne eklemeler yapmış ve ilave edilmiş yalan yanlış sözleri kafirlere ak- tarmıştır.29 Böylece o, toplum içinde kendini haklı çıkar- mayı ve taraftarlarını artırmayı hedeflemiştir. İnsanlar arasında söz taşıdığından dolayı cehennemde iken neden hala odun taşıdığını anlamak, daha da kolaylaşacaktır.
Kocasının Hz. Peygambere beslediği düşmanlığın, aslında karısından kaynaklandığı iddia edilmiştir. Ondaki düşmanlığın ise Ben-i Haşim ile Ben-i Ümeyye arasındaki rekabetten neşet ettiği dile getirilmiştir. Hz. Peygamberin davetinin başarılı olması durumunda kadının, yönetme gücünü kaybetmekten korktuğu için sürekli olarak koca- sını kışkırttığı da ifade edilmiştir.30
Mesed suresinin iniş nedenleri hususunda müfes- sirler arasında bir uzlaşı yoktur. Eserlerinde tüm nüzul sebeplerini belirtmişler, ancak aralarında ayırıma gitme- mişlerdir. Böylece mevcut vaziyet, okuyucuda zihin karı- şıklığına neden olmuş ve aynı zamanda müfessirlerin de
konuya dirayetle yaklaşmadıklarını göstermiştir.

28Bkz:Küçük, XVII, 173.
29Küçük, XVII, 174;İbn Ebî Zemenîn, Ebu Abdullah Muhammed b. Abdullah(324-399), Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîz, Tah.:Ebu Abdullah Huseyn b. Ukkaşe-Muhammed b. Mustafa el-Kenz, el-Fârûku'l- Hadîse, 1.basım, 1424/2002, V, 171.
30Ateş, XI, 170;Derveze, I, 496-498;Ebu's-Suûd b. Muhammed el- İmâdî(900-982), İrşâdü Akli's-Selîm İlâ Mezâya'l-Kitâbi'l-Kerîm, Tah.:Abdülkerim Ahmed Ata, Mektebetü'r-Riyâd el-Hadise, Riyad trs, V, 588.


Bunlar arasında kadının, elçinin yoluna diken at- tığı rivayeti, ilk sırada yer almıştır. Onun, Hz. Muham- med'in geçtiği yollara dikenli çalıları, bitkileri veya bunla- rın dikenlerini attığı31 ve surenin de olaya binaen indiği nakledilmiştir.32 Dikenli bitkiler ve çalılar için kullanılan hasek, sa'dân, uzâh ve şevk bir insanın ayağına battığı ya da ayağını kanattığı zaman en azından bir gün rahatsızlık verecek işkence malzemeleridir.
Ebu Leheb ve Ümmü Cemil, barışa asla yer verme- yen bir savaşla rasule düşman olmuşlardır. Onlarla elçi arasındaki çatışma, her hal ve şartta Hz. Muhammed'i zorda bırakmıştır. Allah, ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalan Hz. Peygamberi korumak için onların saldırılarına bizzat karşılık vermiştir.33 Böylece rasulün önündeki önemli engel, safdışı bırakılmıştır.
Hz. Peygamberin ilk önce amcasını ve onun eşini yeni dine davet etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Elçi- nin en önce kendisinin Allah'ın elçisi olduğu meselesini onlara açması, onlara mesajı iletmesi ve onlardan kendi- sini desteklemelerini istemesi makul bir durumdur. An- cak sonuç, rasulün umduğu gibi olmamış ve kendisine olumsuz bir karşılık verilmiştir. Böylece Hz. Muhammed-
'in psikolojisinde ciddi bir yıkım oluşmuştur.34

Odun taşıyıcısı olarak nitelendirilmesi, kadının Hz. Peygambere karşı olumsuz tutumundan neşet etmiştir.
Belki de kadın, baş başa kaldıklarında kocasını elçiye

31et-Taberî, Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr(224-310/839-923), Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân, Tah.:Abdullah b. Abdül- muhsin et-Türkî, Dâru Hicr, 1.basım, Kahire 1422/2001, XXX, 338.
32Karaman, Hayreddin ve Arkadaşları, Kur'ân-ı Kerim ve A. Meali, TDV Yay., Ankara 2010, s.603; Şimşek, M. Sait(1951-?), Hayat Kay- nağı Kur'ân Tefsiri, Beyan Yay., 1.basım, İstanbul 2012, V, 500.
33Esed, Muhammed (1900-1990), Kur’ân-ı Kerim Mesajı Meal-Tefsir, Çev:C. Koytak-A. Ertürk, İşaret Yay., 5.baskı, İstanbul 1999, III, 1320.
34Derveze, I, 496;Ateş, XI, 167.


karşı çıkması için provoke etmiştir. Ebu Leheb'in, akra- balıktan dolayı Hz. Peygamberi himaye eden ve ona yar- dım eden diğer amcalarından35 farklı bir tavır geliştirme- si, esasen, kadının kocasını etkilediğini açıkça göster- mektedir. Halbuki Hz. Peygamberi himaye edeceklerine dair bir anlaşmaya varanlar bile, onun getirdiğ vahyi ka- bul etmemişlerdi.36
Allah, davetin soy veya akrabalıkla alakalı olmadı- ğını göstermek için Hz. Peygambere en çok düşmanlık yapan en yakın akrabasını seçmiştir. Zaten ilk tutumla- rıyla inanmayacakları az ya da çok belli37 olduğu için ber- taraf edilmeleri, gerçekte, diğer kalkışmaların daha filiz- lenmeden engellenmesini sağlamıştır.
Surenin iniş nedeni olarak kayıtlara geçen bilgiler, aynı zamanda surenin erken dönemde indiğine ilişkin diğer bilgilerle de uyumludur. Bu bilgiler, ikilinin erken dönemde elçiyle zıtlaştıklarını ve ona olumsuz bir tepki verdiklerini göstermiştir.38 Nüzul sebeplerinde yakın ak- rabanın uyarılmasından söz edilmiştir. İlgili ayet, Şuarâ'dadır ve o sure, 44. veya 45.sırada inmiştir. Hal- buki bu ayetin siyakı, kendisinin çok erken dönemde in- mediğini ifade eder ve dolayısıyla kimi müfessirler, ilgili
rivayete kuşku ile yaklaşırlar.39

35Abdülmuttalib'in on çocuğu olmuştur. Abdullah, Ebu Talib ve Zübeyr, ana-baba bir kardeştirler. Bunlar, diğerleriyle baba bir ana ayrı kardeştirler. Ebu Leheb de onlardan biridir. Himayeye bütün amcalar katıldığı halde Ebu Leheb katılmamıştır. Halbuki onlar da vahye ve Hz. Muhammed'in peygamberliğine karşıydılar. Bkz:Algül, Hüseyin, İslâm Tarihi, Gonca Yay., 1.basım, İstanbul 1986, I, 119.
36Bkz:Ateş, XI, 168.
37el-Cevzî, Cemaluddin Abdurrahman b. Ali b. Muhammed el-Kuraşi el-Bağdadi(508-597), Zâdü'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, el-Mektebü'l- İslamî, 3.basım, Beyrut 1404/1984, IX, 259.
38Bkz:Derveze, I, 495.
39Derveze, Muhammed İzzet, Sîratü'r-Rasûl, Tas:Abdullah b. İbrahim el-Ensârî, el-Mektebetü'l-Arabiyye, Beyrut 1400, I, 134-135;el-Buhârî,


Peki, neden kınama Allah tarafından yapılmış ve Kur'ân'a yerleştirilmiştir? Çünkü onlar, Allah'ın mesajı sebebiyle Hz. Muhammed'e karşı çıktıklarından cevap vermeyi de Allah'a üzerine almıştır.40 Hz. Peygamberden sonra Allah'ın mesajına karşı benzer davranışlarla karşı çıkanlara da bir uyarı olsun diye bu kınama, ilelebed mushafta tutulmuştur.
3.Elçiye Karşı Yapılan Davranışlar

Kur'ân'ın yerdiği kadınlardan Ümmü Cemil'in41 aşağılanmasına neden olan davranışlara burada değin- mek istiyoruz. Çalışma, sureyle ilgili tefsirler ile yorumla- rın, bu örnekle karşılaştırılmasını sağlayacaktır. Zira ka- dın, rasule karşı pek çok davranış geliştirmiştir. Ancak Hz. Peygamberden ve daveti kabul edenlerden olumsuz karşılık aldığına ilişkin bir rivayet gelmemiştir. Kınanmış kadın, elçiye karşı düşmanlığın yelpazesini çok geniş tutmuştur. Bu davranışlar şöylece sıralanabilir.
3.1.Zarar Vermek

Ümmü Cemil'in kesin bir dille kınanması, Hz. Pey- gambere zarar vermek için yollara dikenli çalıları, bitkileri ya da onların dikenleri atmasındandır. Tefsirlerde bu davranışına çok yer verilmiş ve dikkat çekilmiştir. Çünkü
onlar, kadının aşağılanmasına sebeb olan davranışları

Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Cu'fî(194-256), el- Câmiu's-Sahîh, Mat. Kübrâ, Bulak 1311, I, 15(İman-30);Müslim b. el- Haccâc en-Nisarî (206-261/821-875), Sahihu Müslim, Tah.:M. Fuâd. A., Kütübi'l-İlmiyye, 1.baskı, Beyrut 1412/1991, III, 1282(Eymân-
1661).
40eş-Şa'râvî, Şeyh Muhammed Mütevellî, Tefsîru Cüz-i Amme, Dâru'r-Râye, Mısır 1429/2008, 645.
41Kur'ân'da Nuh ile Lut'un eşleri yerilmiştir. Bu ikilinin kocalarına ihaneti, inanca ve misyonlarına ihanettir. Enfâl suresinin 27. ayeti de nu destekler, aksi bir iddia ise iftira riski taşır. Çocuk, kadının önceki kocasından olabilir. Bkz:İslamoğlu, s.1147.


ortaya çıkarmak istemişlerdir. Bunun bilinmesi, kınan- masının da anlaşılmasına yardım edecektir. "O, Hz. Pey- gamberin yoluna dikenli çalıları, bitkileri42 veya onların dikenlerini43 atmıştır."44 Kadının belirtilen davranışı se- bebiyle kötülendiği gayet açıktır.45 Kadın, peygambere zarar vermek için tüm imkanlarını seferber etmiştir.46
Davranış, Hz. Peygamberi hedeflediğinden sahibi de kı- nanmıştır. Elçiye karşı kadının gerçekleştirdiği hareket- ler, tarihsel süreçte gerçek davetçileri engellemek için
tekrarlanmış ve devrin yenilenmesiyle de davranışlar ye-

42İbn Kesîr, İsmail b. Ömer ed-Dımeşkî(701-774/1301-1372), Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, Tah.:Sâmî b. Muhammed Selâme, Dâru Tayyibe, 2.basım, Riyad 1420/1999, VIII, 487.
43Tefsirlerde taşınan dikenli çalıları, dikenli bitkiler, onların dikenleri anlatmak için şevk, uzah, sa'dân ve hasek gibi ifadeler kullanılmıştır. Bütün tefsirlerde kelimelere değinilmiştir. Şevk adlı bitki, (كﻮﺷ ج ﺔﻛﻮﺷ) diken manasına gelir(er-Râzî, el-İmam Muhammed b. Ebu Bekir, Muhtâru's-Sıhâh, Mektebetü Lübnan, Beyrut 1986, s.148-148). Uzâh ise (هﺎﻀﻋ جﺔﻀﻋ ﺔﮭﻀﻋﺔھﺎﻀﻋ) dikenli her büyük ağaca denilir(er-Râzî, 184). Sa'dân, deve otlaklarında yetişen en değerli deve yiyeceği bitkiye deni- lir(er-Râzî, s.126). Hasek sert meyveli deve kıllarına ve koyunun yün- lerine takılan rutritıyegillerden bir bitkidir(Mustafa, İbrahim ve Diğer- leri, el-Mucemu'l-Vasît, Mektebetü'ş-Şuruki'd-Düveliyye, 4.basım, Mısır 1425/2004, s.173). Sa'dan, deve otlaklarında lunan güzel bir bitkidir ve meme ucuna benzeyen dikenleri dikenleri vardır(el-Hâzin, Alâuddin Ali b. Muhammed b. İbrahim el-Bağdâdî, Lubâ't-Te'vîl fî Meâni't-Tenzîl, Dâru'l-Kütübi'l-Arabiyyeti'l-Kübrâ, Mısır trs, IV, 456).
44İbn Hatîb, Muhammed Muhammed Abdullatif, Evzahu't-Tefâsîr, el- Matbaatü'l-Mısrıyye, 6.baskı, Mısır 1964, 765;es-Semerkandî, Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim(ö.375), Bahru'l-Ulûm, Tah.:Ali M. Muavvız ve Ark, D. Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1993, III, 523.
45İbn Cüzey, Ebu'l-Kâsım Muhammed b. Ahmed el-Kelbî(ö.741), et- Teshîl fi Ulûmi't-Tenzîl, Tah.:Muhammed Salim Haşim, Dâru'l- Mektebetü'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1415/1995, II, 622-623;İbn Âdil, Ebu Hafs Ömer b. Ali ed-Dımeşkî(ö.880), el-Lubâb fî Ulumi'l-Kitâb, Tah.:Adil Ahmet Abdülmevcud - Ali Muhammed MUavvız, Dâru'l- Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1419/1998, XX, 555.
46İbn Atıyye, Ebu Muhammed Abdülhak b. Galip el-Endulusî(ö.546), el-Muharreru'l-Vecîz, Tah.:Abdüsselam A. Muhammed, D. Kütübi'l- İlmiyye, 1.basım, yrs 1422/ 2001, V, 535;el-Mâverdî, Ali b. Muham- med b. Abdürrahim el-Basrî(364-450/974-1058), en-Nüket ve'l- Uyûn(Tefsîru'l-Mâverdî), Tah.:es-Seyyid Abdülmaksud b. Abdürrahim, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut trs, I, 366.


nilenmiştir.47

İbn Hatip, kadının odun taşımadığını belirtmiştir.48
Hizmetçi çalıştıran ve toplumda tanınan zengin bir kadın olması, elçiye eziyet etmek için gerekli her şeyi kendi ye- rine yaptıracağı hizmetçisi olması hasebiyle odun taşıma- sının, gerçek olmadığı söylenmiştir.49 Fakat ayette kadı- nın azaba müstehak olduğunun açıklanması ve odun taşıyıcısı olarak nitelenmesi, iddianın doğru olmadığının kanıtıdır.
Ümmü Cemil, Hz. Peygamberi engelleyebileceğini düşündüğü materyalleri50 taşımayı ve sözel engelleme türlerini gerçekleştirmeyi meslek edinmiştir. Ayetteki odun taşımadan kasıt, Hz. Peygambere amansız düşman- lığı sebebiyle kendisi için dikenli çalıları, bitkileri veya dikenlerini toplaması ve onları gizlice yoluna sermesidir.51
Yakacak maddelerini kendisi için topladığı ve geceleyin gizlice yola döşediğinden kimse davranışını fark edeme- miştir. Ancak, Allah onu odun taşıyıcısı olarak anınca
"Beni odun taşırken gördünüz mü?" tepkisini vermiştir.52

47Toptaş, VIII, 410;es-Suyûtî, Celâluddin Ebu Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr b. Muhammed el-Hudayrî (849-911/1445-
1505), ed-Durru'l-Mensûr fi't-Tefsîr bi'l-Me'sûr, Tah.:Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî, 1.basım, Kahire 1424/2003, XV, 733-736.
48İbn Ebi Hâtim er-Râzî, Abdurrahman b. İdris(ö.327), Tefsîru'l- Kur'âni'l-Azîm, Tah.:Es'ad Muhammed et-Tayyib, Mektebetü Nezâr Mustafa el-Bâz, 1.basım Riyad 1417-1997, X, 3473.
49Bkz:İbn Hatîb, s.765.
50Hatap sözcüğüne üç mana verilmiştir. Bir, ateşe atılan, ateş yakmak için kullanılabilecek kurumuş bitki, çalı ve ağaç türlerinin tümü; iki, uzâh/her türlü büyük ve dikenli bitki ve ağaçlar ile dikenleri; üç, arapçada dedikodu yapanı ve insanlar arasına düşmanlık sokanı ifade etmek için kullanılan "ﺐﻄﺤﻟﺎﺑ مﻮﻘﻟا ﻦﯿﺑ ﻲﺸﻤﯾ نﻼﻓ" sözüyle kastedilen dediko- du etmek ve halkın arasına düşmanlık sokmak. Bkz:İbrahim, s.212.
51es-Seâlibî, Ebu Zeyd Abdurrahman b. Muhammed b. Mahlûf el- Mâlikî(786-875), el-Cevâhiru'l-Hisân fî Tefsîri'l-Kur'ân(Tefsîru's- Seâlibî), Tah.:Ali A. Muavvız - Adil A. Abdülmevcud, Dâru İhyâi't- Turâsi'l-Arabî, Beyrut trs, V, 637.
52Böyle bir bilgiye eserlerde yer verilmesine rağmen biz bunu kuşkuyla


Onun Zakkum ve Dari'53 gibi cehennem odunlarını taşı- yacağı görüşü de vardır.54 Allah, kadını dünyada odun taşıyıp onları peygamberin yoluna atarkenki haliyle ce- hennemde betimlemiştir.55 Bunları, içine düştüğü akıl tutulmasıyla elçiyi engellemek ve onu zorluğa düşürmek için yapmıştır. Rasulü engellemesi sebebiyle öteki dünya- da azabı hak etmiştir.
3.2.Düşmanlık Beslemek

Ümmü Cemil, düşmanlıkta her hangi bir sınır ta- nımadığı için kınanmasından daha doğal bir şey olamaz. "Allah'ın hışmını üzerine çeken kadın, Hz. Peygambere düşmanlığı son haddine vardırmış, ona daha çok nefret duymuş ve adavet beslemiştir."56 Düşmanlığı, sadece kendisiyle sınırlı kalmamıştır. Aksine düşmanlığı kendi- siyle iletişimde olanlara da bulaştırmıştır. Düşmanlığını sağlamlaştırmak için söz taşımış ve boylar arasında asıl- sız dedikoduları fütursuzca yaymıştır.57 Kadın, kocasını
Hz. Peygambere düşmanlık yapmak maksadıyla elçiye

karşılıyoruz. Bkz:Şeyhzâde, VIII, 718;Ebu's-Suûd, V, 588; el-Beydâvî, Nasıruddin Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirâzî(ö.691), Envâru't-Tenzîl ve Esrâru't-Te'vîl, Tak.:Muhammed Abdurrahman el-Meraşelî, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, Beyrut (trs), V, 345;Şeyhzâde, Muhammed Muslihuddin Mustafa el-Kucî, Hâşiyetü Muhyeddin Şeyhzâde Alâ Tefsîri'l-Kâdî'l-Beydâvî, Tash.:Muhammed Abdülkadir Şahin, D. Kütübi'l-ilmiyye, Beyrut 1419/1999, VIII, 717.
53Kur'ân'da zakkûm sözcüğü üç yerde (bkz:Sâd, 37/62;ed-Duhân,
44/43;el-Vâkıa, 56/53) ve zariğ sözcüğü bir yerde (bkz:el-Ğâşiye,
88/6) kullanılmıştır. Bkz:Şeyhzâde, Hâşiye, VIII, 88, 582.
54eş-Şenkîtî, M. Emin b. M. Muhtâr el-Cenkî(1325-1393/1905-1974), Ezvâu'l-Beyânfî İzâhi'l-Kur'âni bi'l-Kur'ân, Muhammed b. A. b. La- din, 2.basım, yrs 1400/1980, IX, 603-608.
55ez-Zuhaylî, XV, 861.
56er-Râzî, Fahruddin(544-604), Mefâtîhu'l-Gayb, Dâru'l-Fikr, 1.basım,
1401/1981, XXXII, 171;el-Hâzin, IV, 456.
57es-Suyuti, XV, 737;el-Cemel, IV, 631.


düşmanlığa zorlamıştır.58 Rasule düşmanlık beslemesi sebebiyle giriştiği davranışlar, kötülenmesini gerektirmiş ve Allah tarafından da kınanmıştır.
3.3.İtibarını Zedelemek

Ümmü Cemil, esasen İslam çağrısıyla geri dönül- mez bir şekilde sarsılan itibarını geri kazanmak için elçi- nin itibarını zedelemekten geri durmamıştır. O, Mekke şehrinde çok tanınan, kabilesiyle övünen, kabilenin avan- tajlarından yararlanan, iletişime geçtiği kadınları çıkarla- rına göre örgütleyen, organizasyonlara öncülük eden ve Beni-Haşim ile rekabet eden Ben-i Ümeyye kabilesinin bir bireyidir. O, kendisinde vehmettiği bütün güçleri, Hz. Peygambere eziyet etmenin aracı haline getirmiştir. "O, hem şehrin hem de kabilenin ileri gelenlerinden olup, aynı zamanda sosyal statüsü olan bir kadındır. Öyle ki, diğer kadınların kışkırtılarak organize bir halde rasule eziyet etmeye kalkışmalarındaki etkisi de inkar edilemez. Ayrıcalıkları ve imtiyazları kaldırmak için ortaya çıkan bir Hz. Peygambere cephe alması, kadının Mekke toplumun- da var olan prestijini kaybetmeme ve elçinin davetiyle sarsılan itibarını yeniden kazanma fırsatını elde etmesi- nin yegane aracı haline gelmiştir. Bu sebepten o, intikam almak için rasule karşı sürekli fırsat kollamıştır."59 O, kendi itibarını ve saygınlığını yitirmemek ve sağladığı avantajlardan devamlı yararlanmak için Hz. Peygambere saldırılarda bulunmuştur. O kadın, ayrıca yöneten bir aileden geldiği için başkası tarafından yönetilmeye asla razı olmamış ve evliyken bile kocasını elçiye saldırması için yönetmiştir. Kocasının elçiye eziyet etmesinde önemli
rol oynadığı herkesin malumudur.

58el-Beydavî, V, 345.
59eş-Şa'râvî, s.651;Ateş, XI, 166;Derveze, I, 498.


3.4.Sözle Saldırmak

Bir kişiye eziyet etmenin veya sıkıntı vermenin so- mut ve soyut biçimleri vardır. Ümmü Cemil, fakir bir çev- reden gelen Hz Muhammed'i eleştirmiş ve onunla ilgili her duruma beddua etmiştir. Onun kötü gayretinden, daveti kabul edenler etkilenmiştir. Aslında kınanmış ka- dın Hz. Peygamberi sıkıntıya sokacak her tür sözel çaba- ya başvurmuştur.60 Sözel eziyetlerinde ağzının ayarı ta- mamen kaçmıştır. Hakkında söylenen odun taşıyıcılığı gibi bir konuda tartışmak için mescide bile gitmiştir. Ka- dının, mescide gelirken ve oradan ayrılırken etrafı velve- leye verdiği ve vaveyla kopardığı, elindeki taşı eğer görür- se elçiye atacağı da anlatılmıştır.61 Hz. Peygambere eziyet etmesi ve insanlar nezdinde davetin tesirini azaltmaya çalışması, dünyadayken kınanmasını gerektirmiştir.
3.5.Materyal Sağlamak

Ümmü Cemil Hz. Peygambere eziyet etmek için uy- gun işkence materyalleri sağlamıştır. Evde kullanmak için tedarik ettiği eziyet maddelerini, elçinin gelip gittiği yola konuşlandırmış, rasulün bedenine zarar vermeyi ve yaşamını tehlikeye sokmayı hedeflemiştir. "O, civarda bulunan taşıyabileceği dikenli çalıları, bitkileri veya sade- ce dikenlerini, ipiyle sırtına bağlamış ve Hz. peygamberin geçeceği yola eziyet etmek amacıyla dağınık olarak etrafa serpiştirmiştir."62 Bundan dolayı kendisine "odun topla-
yan kadın" denilmiştir.63 Bir görüşe göre Hz. Peygamberin

60et-Tabâtabâî, Allama es-Seyyid Muhammed Huseyin, el-Mîzân fî
Tefsîri'l-Kur'ân, Müessesetü'l-E'lâ li'l-Matbûât, 1.basım, Beyrut
1417/1997, XX, 221.
61Şeyhzâde, VIII, 718;es-Seâlibî, V, 637.
62et-Taberî, XXIV, 719;Arslan, XVI, 240-242;es-Semerkandî, III, 31.
63el-Mevdûdî, Ebu'l-A'lâ (ö.1979), Tefhîmu'l-Kur'ân-ı Kerim, Çev.: Heyet, İnsan Yay., 2.basım, İstanbul 1991, VII, 298;İbnü'l-Arabî, Ebu Bekr M. b. Abdullah(468-543), Ahkâmu'l-Kur'ân, Tah.:M. Abdulkadir Ata, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, 3.basım, Beyrut 1424/2003, IV, 466.


yoluna eziyet malzemelerini kocası koymuş ve karısı ona yardım etmiştir.64 Surede kadının odun taşıyıcısı olarak betimlenmesi ve aşağılanması bu görüşün doğruluğunda kuşku oluşturmaktadır.65 Kadın ayrıca dünyada ne hal üzereyse aynı hal üzere cehennemde bulunacaktır.66
Onun ateşe atılması rasule düşmanlıkta kocasından geri
kalmaması sebebiyledir.67 Hz. Peygamberi sıkıntıya sok- mak için maddi materyaller taşımasına dair davranışı, onun Allah'ın rahmetinden uzaklaşmasına ve cehenneme girmesine sebep olmuştur.
3.6.Haset Etmek

Ümmü Cemil, Hz. Muhammed'e ve Ben-i Haşim ai- lesine hep düşmanlık beslemiş ve durum onu, kıskaçlığa sürüklemiştir. Ben-i Ümeyye ocağından aldığı kıskançlık dersini, hem kocasına hem de oğullarına harfiyen aşıla- mıştır. Ben-i Haşim'den kendisine yardımcı olarak da elçinin amcasını bulmuştur. Bunlar, kıskançlığın Ebu Leheb'in evine dışarıdan ithal edildiğinin açık delilleridir. "Kadın, Ebu Süfyan'dan çok etkilenmiştir. Ümmü Cemil-
'inde dahil olduğu aile, bi'setin başından hicretin sekizin-
ci yılına kadar geçen 20 yıllık süreçte Hz. Peygambere düşmanlığın başını çekmiştir. Ebu Süfyan komutasında- ki ordu, iki kez Medine'ye saldırmıştır.
Bir de Hz. Peygamberin elçi olarak seçilmesi, Ben-i Haşim'i bütün boylar içinde liderliğe oturtmuş ve öteki boyları zayıflatmıştır. O yüzden kadın, kocası ve iki oğlu,
elçinin baş düşmanı kesilmişlerdir."68 Kadının kınanması

64Karaman ve Arkadaşları, 603.
65el-Merâğî, Ahmed Mustafa, Tefsîru'l-Merâğî, Mustafa el-Babi el- Halebi, 1.basım, Mısır 1365/1946, XXX, 263.
66Köksu, Muhammed Mustafa, Molla Gürânî'nin Gâyetü'l-Emânî'sinin
Necm ile Nâs Arasının Tahkîkli Neşri, Sakarya ÜSBE, 2007, 455.
67Küçük, XVI, 176;Arslan, XVI, 240-242.
68Ateş, XI, 169-170.


ve bunun ayetlerde sürdürülmesi, elçinin izinden giden modern davetçilere bir destek, engellemeye kalkışanlara da bir tehdittir. Bir de modern davetçileri engelleyen kı- nanmış kadının modern artçılarına da Allah'ın vaidi, yine onun davranışı üzerinden defalarca hatırlatılmıştır.69
3.7.Şiirle Hicvetmek

Ümmü Cemil'in kınanmasında Hz. Peygamber'i eleştirmeye yönelik şiirler okumasının da payı vardır. Söylediği şiirler, söyleniş amacı ve içeriği açısından sa- kıncalıdır. Çünkü şiirini, Hz. Muhammed'i eleştirmek için kullanmıştır. O, suredeki kendisiyle alakalı ayetlerden haberdar olunca çok öfkelenmiştir. Öyle ki eline aldığı taşla70 çığlık atarak soluğu mescidde almıştır. Orada elçi- yi göremeyince71 Ebu Bekir'e çıkışmıştır. O, kendisini ar- kadaşının eleştirmediğini belirtmek için "Kabe'nin rabbi- ne yemin ederim ki o seni hicvetmemiştir."72 demiştir.73
Bir diğer varyantta Hz. Peygamberin söylediğinin şiir ol-
madığını tasrih etmiştir.74 O, dönüp giderken " ﮫﻨﯾدو ﺎﻨﯿﺑأ ﺎﻤﻣﺬﻣ ﺎﻨﯿﺼﻋ هﺮﻣأو ﺎﻨﯿﻠﻗ"75 şiirini söylemiş ve ardından "Kureyş, lider-
lerinin kızı olduğumu çok iyi biliyor."76 demiştir. Hz. Pey-

69eş-Şa'râvî, s.648.
70et-Taberî, X, 475;İbn Hişâm, Ebu Muhammed Abdülmelik b. Hişam(ö.218/833), es-Sîretü'n-Nebeviyye, Tah:Ömer Abdüsselam Tedmurî, Dâru'l-Kütübi'l-Arabî, 3.baskı, Beyrut 1410/1990, II, 10.
71Bkz:el-Âlûsî, XXX, 264.
72Ebu Bekir'in kadına söylediği sözden ulema, çoğulu meârîz(ﺾﯾ رﺎﻌﻣ) olan mı'râz'ın(ضﺮﻌﻣ) caizliğine delil çıkarmışlardır. İlmi beyanda buna tevriye, dilimizde ise örtülü-üstü kapalı söz denilir. Bkz:el-Mevsûâtü'l- Fıkhıyye, "Mı'râz", Metâbiu Dâri'l-Afve, 1.baskı, 1992, XXXIV, 211.
73el-Hâkim, Ebu Abdullah en-Nisâbûrî(322-405/933-1014), el-
Müstedrek Ale's-Sahîhayn, Dâru'l-Harameyn, 1.basım, Kahire
1417/1997, II, 633-634(h:4042-4044).
74İbn Kesîr, VIII, 487;et-Tabâtabâî, XX, 447.
75Kadın, Hz. Muhammed'i orada görememiştir. Onun modern erkek versiyonunun "Kabe arabın olsun, Çankaya bize yeter." şiiri, Ümmü Cemil'inkinden geri kalmaz. Bir başka şairin "Ebu Cehil ölmedi, Ebu Leheb kıtalar dolaşıyor." dizesini de hatırlatmak gerekir.
76et-Tabâtabâî, XX, 221;er-Râzî, XXXII, 172. Ayrıca bkz:eş-Şevkânî,


gamber aleyhinde şiirler söylemesi kadının kınanmasını gerektirmiştir.
Farklı tefsirlerde iyilik ve şahsiyet sahibi bir kim- senin, konuşmalarında kadını ismen anmasının asla ya- kışık almayacağına, hatta bunun Allah için hiç de doğru olmayacağına dair bazı endişeler açığa vurulmuştur. Al- lah, inkarları yüzünden Nuh'un ve Lut'un karılarına her- hangi bir ayrıcalık tanımamış ve onları tasrih etmiştir. Dolayısıyla kocası da inkar eden Ümmü Cemil'e Allah'ın, ayrıcalık tanımayacağı çok aşikardır.77
3.8.Eziyet Etmek

Ümmü Cemil, tedarik ettiği maddi materyalleri Hz. Muhammed'e eziyet etmek için kullanmıştır.78 Ancak ne var ki elçiye karşı dünyada giriştiği eziyet işi, bir bume- rang gibi dönüp dolaşarak ahirette ateşine odun taşıma olarak geri dönmüş ve çektirdiği eziyetleri çeker hale ge- tirmiştir. Dikenleri bağlamak ve sırtında taşımak için kul- landığı ip de sonunda kendi boynuna takılmış ve ölümü- ne neden olmuştur.79 Yani, kadının rasule dünyada eziyet çektirmek için yüklendiği dikenli çalılar, dikenli bitkiler veya onların dikenleri, öte dünyada eziyetlerine katlana- cağı malzemelere dönüşmüştür. O bakımdan sure, kadı- nın hem odun taşıyıcısı olduğunu hem de kullandığı ipin
ahirette boynuna geçirildiğini belirtmede çok nettir. Ka-

Muhammed b. Ali b. Muhammed (ö.1250), Fethu'l-Kadîr, Tah.:A. Umeyde, San'a 1994, V, 692.
77Müslim, Mustafa ve Diğerleri, et-Tefsiru'l-Mevzûî, Câmiatü'ş- Şârika, 1.basım, Birleşik Arap E., 1431/2010, IX, 441-442;Şeyhzâde, VIII, 718;İbn Hişâm, II, 10.
78Bayraklı, Bayraktar, Yeni Bir Anlayışın Iş. Kur'ân Tefsiri, Bayraklı
Yay., 1.basım, İstanbul 2007, XXI, 434.
79Bkz:el-Yemânî, Ebu Bekr el-Haddâd, Tefsîru'l-Haddâd, Tah.: M. İbrahim Yahya, Medâri'l-İslamî, 1.basım, Beyrut 2003, VII, 285.


dının odun taşıması, aslında Hz. Muhammed'e çektirdiği eziyetlere işaret eden bir anlatımdır.
3.9.Hakaret Ettirmek

Çocuklarını Hz. Muhammed'e düşmanlığa kışkırt- mak ve ona sıkıntı vermelerini sağlamak da Ümmü Ce- mil'in aşağılanmasına neden olan davranışlardandır. Şir- retliğini, çocukları ve kocası başta olmak üzere iletişime geçtiği kişilere bulaştırmıştır. Evrensel değerlere ters dav- ranarak Hz. Peygambere düşman kesilmesi, çocuğunu ve kocasını buna kışkırtması, doğal olarak gayret-i ilahiye dokunmuştur. Kocasını kendi güdümüne alan kadın, aynı şekilde iki çocuğunu da egemenliği altına almış ve onlara aşıladığı düşmanlığı, İslam'ı kabul ettikleri fetih gününe kadar sürmüştür. Kadın, kendi çocuğunu ölüme gönderircesine elçinin üzerine göndererek hakaret ettir- miştir. "Uteybe, rasule düşmanlığı alenen yapmış, Hz. Peygamberin kızı olan karısını -kimilerine göre nişanlısı- boşamış ve evinden kovmuştur. Uteybe, Şam'a giderken elçinin yanına gelmiş, hakaret etmiş ve Hz. Muhammed-
'in bulunduğu tarafa doğru tükürmüştür. Hızını alama- yınca patlamaya hazır bir bomba gibi Allah'ın ayetlerini inkar etmiş ve elçinin yüzüne karşı 'Ben, ( ﺎﻧد ﻢﺛ ـ ىﻮھ اذإ ﻢﺠﻨﻟاو ﻰﻟﺪﺘﻓ) inkar ediyorum.' demiştir. Hz. Peygamber, bu yüzden ona 'ﻚﺑﻼﻛ ﻦﻣ ﺎﺒﻠﻛ ﮫﯿﻠﻋ ﻂﻠﺳ ﻢﮭﻠﻟا Allah'ım! Vahşi varlıklarından birini onun başına bela et.' diye beddua etmiştir. Bu beddua, Şam yolculuğunda bir gece aslana yem olmakla yerine gelmiştir."80 Bedduanın gerçekleşmesi, elçiye açı- lan savaşın, tüm cephelerde Allah tarafından üstlenildi- ğinin ayrı bir göstergesidir.
3.10.İnkara Sürüklemek

Ümmü Cemil'in, çocuklarının İslam'ı inkar etmeleri

80er-Râzî, XXXII, 167-168;el-Mâverdî, VI, 366.


için uğraşması da kınanmasını doğuran sebeplerden biri- dir. Çünkü o, davetin en başından beri kocasının ve ço- cuklarının Hz. Muhammed'e inanabilecekleri endişesini taşımıştır. İçindeki endişe, kocasının Hz. Peygamberin akrabası, komşusu ve amcası olmasından ve bir de ço- cuklarının rasulün hem yeğenleri hem de damatları ol- masından kaynaklanmıştır. Bir plan dahilinde önce ko- casını, sonra da çocuklarını elçiye düşman haline getir- miş ve onu inkar etmelerini sağlamıştır. Çünkü aynı tu- tumu, kocasında benimsemeseydi, onun rasulden yana tavır alabileceğini hiç aklından çıkarmamıştır. "Hz. Pey- gambere karşı giriştiği savaşta kocasının galip gelmesi, ancak elçiyi yalanlamasına, onu reddetmesine, ona kin beslemesine, ondan nefret duymasına ve ondan intikam alması için kışkırtmasına bağlı olduğu için kadın devamlı olarak kocasını ayartmıştır ve o nedenle de uyarılmıştır.81
3.11.Komşuyu Üzmek

Ümmü Cemil, hem davetten önce hem de davetten sonra Hz. Muhammed'in komşusudur. Çoluk çocuk her iki aile, birbirlerinin evlerine girip çıkmıştır.82 Genel geçer ilkeler, komşuluk hakkına riayet etmeyi, komşuluk yü- zünden kimseyi incitmemeyi ve komşuyla iyi geçinmeyi gerektirir. Fakat o, hakkına riayet etmek şöyle dursun komşusuna eziyet etmeyi ve onu üzmeyi meslek haline getirmiştir. "Hz. Peygamberin eviyle onun evi birbirine çok yakın olduğundan eziyetleri çok fazla olmuştur."83
Üstelik çok net olmasa da evinin önüne pislikler attığı
bildirilmiştir.

81el-Bikâî, Ebu'l-Hasen Burhanüddin İbrahim b. Ömer(Hasen) (809-
885/1406-1480), Mesâidü'n-Nazr Li'l-İşrâf İlâ Mekâsıdi's-Süver, Tahk.: Abdüssemi’ Mehmed Ahmed el-Haseneyn, Mektebetü'l-Meârif,
1.basım, Riyad 1408/1987, III, 275-276;es-Semerkandî, III, 523.
82İbn Hişâm, II, 7-10;Derveze, I, 497.
83Kutup, VI, 4000;Müslim, IX, 439;Derveze, I, 497.


Kadınla alakalı olarak Derveze'nin dillendirdiği ve Ateş'in de desteklediği bir görüş84 vardır. Görüşe göre elçi, en önce vahyi açıkladığı ailelerden biri olarak o aile- yi seçmiş ve onları davetten haberdar etmiştir. Onların daveti kabul edeceklerine dair inancı oldukça yüksekti. Fakat hiç de öyle olmamış ve Ümmü Cemil, kocasını kış- kırtarak sert bir karşılık vermesini sağlamıştır. Hz. Mu- hammed'in onları davet etmesi o kabileye mensup kadın- da şok etkisi yaratmış ve böylece oymaklar arasındaki mücadeleyi büsbütün yitirdiğini düşünmüştür. Kadın, davranışıyla elçiyi üzerek hem onu ortadan kaldırmayı hem de emellerini gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. O da kocası gibi, amacına ulaşamamış ve elleri kurumuştur.
3.12.İlişkiyi Kesmek

Ümmü Cemil, Hz. Peygamberle aralarında bulunan akrabalık bağına davetten sonra asla riayet etmemiştir. Böylece rasulün azılı düşmanı kesilmiştir. Kocasını ve çocuklarını, hatta iletişime geçtiği kişileri, akrabalık bağ- larını kopartacak kadar etkilemesi, odun hammalı olarak aşağılanmasının bir diğer nedenidir. Belki de rivayetlere yansımamış olan, kocasından yeğeniyle ilişkisini kopar- masına dair kadının tehdidinden de söz edilebilir. "Onla- rın elçiyi düşman bellemelerinde belki de azabı üzerine çeken kadının çok etkisi vardır. Ümmü Cemil, abisi olan Ebu Süfyan gibi Ben-i Haşim'i kendine rakip görmüş85 ve o sülaleden bir peygamberin çıkmasını içine sindireme- miştir. Bu sebeple kocasını kışkırtmış ve yeğenine şefkat
göstermesine izin vermemiştir."86 "Kadın, kendisini elçiyle

84Bkz:Ateş, XI, 169;Derveze, I, 497.
85Ben-i Haşim ile Ben-i Ümeyye arasında eskiden beri süregelen bir rekabet vardı. Bkz:Algül, I, 116-117;el-Halebî, Nureddin Ali b. Burhaneddin b. İbrahim b.Ahmed (975-1044), İnsânü'l-Uyûn fî Sîrati'l-Emîni'l-Me'mûn, Beyrut trs, I, 6.
86Ateş, kadının, kocasını düşmanlık için kışkırttığı ve yüzden akraba-


irtibatlı kılan yakın akrabalığa rağmen şifası olmayan düşmanlık derdine düşmüştür. Ailenin elçiyle olan akra- balık bağını koparmasının delilleri, amcanın Zü'l- Mecaz'da sözlü ve fiili saldırılar gerçekleştirmesi, kadının dikenli çalıları ve bitkileri geceleyin rasulün yoluna koy- ması, evinin önüne pislikler atması, aleyhinde dedikodu- lar çıkarması ve çocuklarından karılarını boşamalarını istemesidir."87
Kendileri, çocuklarıyla aralarındaki akrabalık ba- ğının saygınlığından ötürü onlardan bir istekte: Hz. Mu- hammed'in kızlarını boşamaları isteğinde bulunurken aynı kişiler, Hz. Peygamberle olan aynı bağı, ne pahasına olursa olsun zedelenmekten geri durmadılar. Belki de kadının kınanması ve aşağılık bir varlık olarak nitelendi- rilmesi, akrabalık bağını kesmesiyle de ilişkilidir. Kadının akrabalık bağını koparması, sadece düşmanlığını daha özgür yürütebilmeye yöneliktir.
3.13.Hısımına Saldırmak

Ümmü Cemil, iki oğluna Hz. Peygamberin iki kızını almış ve böylece akrabalık ilişkisine ilave olarak araların- da bir de hısımlık ilişkisi gelişmiştir. Ancak kadın, davet- ten sonra hısımlık hukukuna da asla riayet etmemiştir. O, hısımına sırf eziyet çektirmek ve aileyi geçim darlığına düşürmek, elçilik görevinden ayırmak için oğullarına ka- rılarını boşamalarını emretmiştir. Bunu yapmazlarsa gö- züne görünmemeleri tehdidinde bulunmuştur.88 Hz. Pey-
gambere karşı ailecek giriştikleri mücadeleden kendileri

lık bağlarını kestiği hususuna, önceki bir yazısında değindiğine vurgu yapar ve dile getirdiği görüşlerin Derveze'nin tefsirinde açıklamasının tevafuk olduğunu vurgular. Bkz:Ateş, XI, 169.
87Müslim, IX, 439.
88Derveze, I, 497;Kutup, VI, 4000


zararlı çıkmışlardır. Kadının Allah tarafından kınanması ve ateşe girecek olmasında elçiyle olan hısımlık bağına riayet etmemesinin ve sıhriyet hukukunu çiğnemesinin bir nebze de olsa payı vardır.
3.14.Elçiyi Ayıplamak

Zenginin üstün ve fakirin değersiz olduğu anlayışı, davet boyunca bütün elçileri uğraştırmıştır. Tarihte in- karcılar, bâdiu'r-re'y ve erâzil89 olarak isimlendirdikleri kendi milletinden olan insanların vahyi kabul etmelerini, kendilerinin vahyi reddetmelerine gerekçe yapmışlardır. Kadın, elçiyi fakirliği90 sebebiyle ayıplamıştır. Zenginliği- nin simgesi olan gerdanlığını, Hz. Muhammed'e düşman- lık uğrunda harcayacağına da yemin etmiştir. Zenginliği- ne rağmen cimriliği sebebiyle geçimini sağlamak ya da davetçiye eziyet etmek için odun taşımıştır."91 Böylece soylu bir kadının odun taşıyıcı olarak nitelendirilmesinde çok ince bir ironi vardır.92 Yapılan kınama, onun toplum- daki itibarın Yrd. Doç.Dr. Mustafa KAYHAN*
1988.

ZUHAYLİ, Vehbe, Tefsiru’l-Münir, Daru’l fikril Muasır, Beyrut,1991.


KUR'ÂN'DA YERİLEN KADINLARDAN BİR PORTRE : ÜMMÜ CEMİL
İslam'a çağrılan Ümmü Cemil, çağrıya ve çağrıyı yapana karşı çıkmıştır. Bu karşı duruş, davetin yayılması ve daveti ka- bul edenlerin artmasıyla sertleşmiştir. Davranışlarıyla İslam'ın yayılmasını engellemeye, Hz. Muhammed'e ciddi olarak zarar vermeye ve İslam'a girenlere korku salmaya başlayınca Allah, peygamberini ve İslam davetini kabul edenleri korumak için sü- rece dahil olmuştur. Böylece kadın, Hz. Peygambere karşı geliş- tirdiği davranışları yüzünden indirilen Mesed suresiyle Allah tarafından yerilmiştir. Sonrakilerden iman edenlere bir öğüt, inanmayanlara bir ders olsun diye kınama, Kur'ân'da ilelebet muhafaza edilmiş ve okunur kılınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Tefsir, Mesed Suresi, Ümmü Cemil, Kınanan Davranışlar
ABSTRACT
Ummu Cemil, whom been called to Islam, had objected to Islam and to the messenger who call her to new message. This against position of her had hardened when the message was spread and whom acceptors were increased. When the behaviours of the same woman had started to hinder spread of the new message, and criticallly to damage the messanger and to spread terror (awe) to whom accepted the new message, Allah had been included to the priod to save the his message, and his prophet and whom innocent acceptors the Islam. For this point of view the woman had been damned the surah of Masad from Allah because of the behaviours that she had developed them opposite of the messenger. And then, to be advice for following believers and to beexample for following deniers, this damn had been taken care of and had been made readable for ever in the
Quran.
*Gümüşhane Üni. İlahiyat Fak. Tefsir Anabilimdalı Öğretim Üyesi, m61kayhan@hotmail.com
Key Words: Thafseer, the surah of Masad, Ummu Cemil, the damned beheaviors
1.Kur'ân'da Yerilen Kadınlar
Kur'ân'ın inanç konularında net bir söylemi vardır ve ibadetle ilgili hususlarda da aynı üslup benimsenmiş- tir. Ahlaki mevzularda da benzeri bir üsluba rastlamak mümkündür. Kur'ân, şahısların davranışlarından yola çıkarak kimi zaman hem kişiyi hem de davranışı övmüş; kimi zaman ise sadece olumlu davranıştan söz etmiştir. Olumsuz davranışlar ile sahiplerinin açıklanmasında da Kur'ân'ın belli bir metodu benimsendiği söylenebilir. Ya- ni, sahipleriyle birlikte davranışların olumsuzluğu açık- lanmış ve çoğu zaman davranışlar yerilmiştir. Belki bu- nun tek istisnası, Ebu Leheb ile Ümmü Cemil'dir.
Kimi kadınlar, yaşadıkları yüzyıllara damgalarını vurmuşlar ve dönemlerinde hep başat rol oynamışlardır. Bunun örneği de Firavun'un karısıdır. Kimi kadınlar da yaşadıkları çağı olumsuz davranışlarıyla doldurmuşlar ve sonradan gelenlere kötü bir miras bırakmışlardır. Bunun en belirgin modeli, Ümmü Cemil'dir. Yani, örnekteki gibi önceden iyi olan kadınların yeniçağlardaki iyi mirasçıları ile yine olumsuz tiplemede olduğu gibi, kötü olan kadın- ların modern zamanlardaki kötü mirasçıları hep var ol- muştur.
Kadın sorununun sadece onlardan doğmadığı her- kesin malumudur. Dahası kadın sorunu, aynı zamanda sınırlı manada bir erkek sorunudur. "Kadınların sorunla- rını, erkeklerden ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Do- layısıyla sorun, bütün insanlığın sorunudur."1 Bahse ko- nu sorunun, hem kadından hem erkekten neşet eden
olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Dolayısıyla toplum-
1Aktaş, Emel, "Cahiliye'de ve İslam'da Kadının Durumu", Mehir
Dergisi, Yaz 1998, 120.
larda erkeklerin silikleşmesi, kadınları, onların baskı- lanması ise erkekleri üstün konuma çıkarmış ve mevcut durum, değişik sorunları doğurmuştur.
Kur'ân, kimi nedenlere dayalı olarak yaptıkları davranışlarla övülmeyi hak eden kadınlardan2 söz etmiş- tir. Onların, bizzat kadın olmaları hasebiyle övülmüş ol- dukları düşünülemez. Aksine onlar, kadın olmalarına rağmen hemcinslerinin cesaret dahi edemediği davranış- ları yaptıklarından övülmüşlerdir. Kur'ân, onları modern zamanlardaki kadınlara örnek olarak göstermiştir.
Kur'ân, yine benzeri bir amaçla tarihte olumsuz bir yer edinen kötü kadınlardan3 da söz etmiştir. Onlar, hemcinslerinin yapamadığı kötülükleri işlediklerinden yerilmişlerdir. O yüzden en olumsuz kadın tipini anlat- ması bakımından en ilginç sure4 Mesed suresidir.5 Böyle- ce Kur'ân, modern çağlardaki kadınlara böylesi kadınlar- dan uzak durmaları gereken bir model sunmuştur.
Kur'ân'ın kötüleyip yerdiği Hz. Peygambere düş- man kişilerin tamamı, davranışlarına uygun niteliklerle anılmıştır. Ümmü Cemil, bunun tek istisnasıdır. O, Mek- ke'nin sosyal ortamlarında Hz. Muhammed'e eziyetini açıktan yapmıştır. Ne kendi ne de diğer aşiretlerden hiç kimse onu küçümsemeye yeltenmemesi için Allah'ın, Hz. Peygamberi desteklenmeyi üstüne almasında bir hikmet
vardır.6 Mesed suresi, Ümmü Cemil'i çok sert bir dille
2Övülen kadınlar için bkz:et-Tahrîm, 66/11.
3Bkz:ez-Zeyn, M. Bessam Rüşdü, el-Mucemu'l-Müfehres li Meâni'l- Kur'âni'l-Azîm, Dâru'l-Fikri'l-Muâsır, 1.basım, Beyrut 1416/1995, II,
1098-1100.
4Îcâz için bkz:Tabâne, Bedevî, Mucemu'l-Belâğati'l-Arabiyye, Dâru'l- Minare, 3.basım, 1408/1988 Cidde-Riyad, 702-704.
5el-Kâsımî, Muhammed C.(1283-1332/1866-1914), Mehâsinu't-Te'vîl, Tah:M. Fuad Abdülbaki, İsa el-Babi ve Şerikâhu, 1.basım, Kahire
1376/1957, XVII, 6293.
6Habenneke, Abdurrahman Huseyn el-Meydânî, Meâricu't-Tefekkür
kınamış ve yermiştir.
2.Mesed Suresi ve Ümmü Cemil
Mesed suresi, Mekke'de inmiştir.7 Surede, genel olarak Ümmü Cemil ile Ebu Leheb üzerinden kıyamete kadar onların yolunda yürüyenlerden, onlar gibi tebliğci- lere karşı sergiledikleri davranışlardan ve bunları yapan- ların kötü akıbetlerinden bahsetmektedir.8
Bazı kıraat farklılıkları surenin anlamına katkı ve- ren farklılıklardır.9 Surenin metni ve meali şöyledir:10
تاذ ارﺎﻧ ﻰﻠﺼ ﯿﺳ (2) ﺐﺴﻛ ﺎﻣو ﮫ ﻟﺎﻣ ﮫﻨﻋ ﻰﻨﻏ أ ﺎﻣ (1) ﺐﺗو ﺐ ﮭ ﻟ ﻲ ﺑ أ اﺪ ﯾ ﺖﺒﺗ (5) ﺪﺴﻣ ﻦﻣ ﻞﺒﺣ ﺎھﺪﯿﺟ ﻲ ﻓ (4) ﺐَ ﻄﺤﻟا ﺔ ﻟﺎﻤﺣ ﮫﺗ أﺮﻣاو(3) ﺐ ﮭ ﻟ
"Kahrolsun Ebu Leheb'in elleri, zaten kendisi de kahrol- du-kahrolacak! Malı ve kazancı ona hiçbir yarar sağla- mayacak. Zamanı gelince tarifsiz alevli bir ateşe atılacak! Karısı da onun ateşine odun hammallığı yapacak, gerda-
nında takı yerine çelikten bir halat bulunacak."11
ve Dekâiku't-Tedebbür, Dâru'l-Kalem, 1.basım, Dimeşk 2000, I, 382.
7es-Sa'lebî, Ebu İshâk Ahmed(ö.427), el-Keşf ve'l-Beyân(Tefsîru's- Sa'lebî), Tah.:Ebu Muhammed b. Âşur, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî,
1.basım, Beyrut 1422/2002, X, 323.
8Arslan, Ali, Büyük Kur'ân Tefsiri(Hülâsatü't-Tefâsir), Arslan Yay., İstanbul trs, XVI, 234, 172;el-Beğavî, Ebu Muhammed el-Huseyn b. Mesud(ö.516), Meâlimu't-Tenzîl, Tah.:Muhammed Abdullah en-Nemri ve Arkadaşları, Dâru Tayyibe, Riyad 1414, VIII, 582.
9ez-Zemahşerî, Carullah Ebu'l-Kâsım Mahmud b. Ömer(467-538), el- Keşşâf an Hakâikı Ğavâmizı't-Tenzîl ve Uyûni'l-Ekâvîl fî Vucûhi't- Te'vîl, Tah.:Adil Ahmed Abdulmevcud-Ali Muhammed Muavviz, Mektebetü'l-Ubeykân, 1.basım, Riyad 1418/1998, IV, 297;el-Îcî, Abdurrahman b. M. b. Abdullah eş-Şirâzî,(ö.905), Câmiu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân, Tah.:Abdülhumeyd el-Hindâvî, Dâru'l-Kütübi'l- İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1424/2004, IV, 541.
10el-Endulûsi, Ebu Hayyan Muhammed b. Yusuf(ö.745), Tefsîru'l- Bahru'l-Muhît, Tah.:Adil A. A.-Ali M. M., M. İlmiyye, 1.basım, Beyrut
1413/1993, VIII, 526;el-Cezâirî, Ebu Bekir Cabir, Eyseru't-Tefâsîr li
Kelâmi'l-Aliyyi'l-Kebîr, Mektebetü'l-Ulûm, Medine trs, V, 626.
11Bkz:İslamoğlu, Mustafa, Hayat Kitabı, Düşün Yay., 2.basım, İstan-
Sure, Fatiha'dan sonra Tekvir'den önce inmiştir.12
Sure, inanç ve amel sahibi olmadıkça Hz. Peygambere yakın olmanın insana fayda vermediğinin açık delilidir.13
Müfessirler, Nuh'un oğluyla karısının ve Lut'un karısının,
bunun modellenmiş biçimi olduğunu belirtmişlerdir.
Mesed suresindeki uyum ve ahenk her biçimiyle kendini göstermiştir. Sureyi okurken dudak ve yüzdeki mimiklerle, surenin ifadeleri arasında net bir uyum var- dır.14 Yani suredeki musiki tonuyla, kadının yaptığı işin çıkardığı ses tonu, açık bir uyum sergiler.15 Duraklarda kalkale yapılarak okunan be'ler, odunların çıkardığı ses- lere ne de çok benzerler.16
Mushaf'taki sıralamada veya inişe bağlı sıralamada surenin öncesiyle veya sonrasıyla münasebeti de dikkate alınmıştır.17 Tertibe göre önceki sure olan Nasr'da, Allah'a itaat edenlere dünyada zafer verilip fetihler nasip olacağı
ve ahirette ise bol sevap ve mükafatın verileceği dile geti-
bul 2008, s.1320.
12el-Vâhıdî, Ebu'l-Hasen Ali b. Ahmed b.Muhammed b. Ali en-Nisâbûrî (ö.468), Esbâbu Nüzûli'l-Kur'ân, Tah.:Kemal B. Zağlul, Daru'l- Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1411/1991, s.498-499;es-Suyûtî, Celâluddin Ebu Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr b. Muham- med el-Hudayrî (849-911/1445-1505), Esbâbu'n-Nüzûl, Müesse- setü'l-Kütübi's-Sekâfiyye, 1.basım, Beyrut 1422/2002.
13el-Vâhidî, Ebu'l-Hasen Ali b. Ahmed en-Nisâbûrî(ö.468), el-Vasît fi Tefsîri'l-Kur'âni'l-Mecîd, Tah.:Adil Ahmed Abdulmevcud ve Diğerleri, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1415/1994, IV, 569.
14Kutup, Seyyid(ö.1966), Meşâhidu'l-Kıyâmeti fi'l-Kur'ân, Dâru'ş-
Şurûk, 3.basım, 1413/1993, 65-67;Kutup, Seyyid(1966), Fî Zılâli'l- Kur'ân, Dâru'ş-Şurûk, 32.basım, Kahire 1423/2003, I-VI.
15el-Bikâî, Ebu'l-Hasen Burhanüddin İbrahim b. Ömer(Hasen) (809-
885/1406-1480), Namu'd-Dürer fî Tenasübi'l-Âyâti ve's-Süver, Dâru'l-Kitabi'l-İslamî, Kahire trs, XXII, 327.
16Ateş, Süleyman, Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşri- yat, 1.basım, İstanbul 1991, XI, 167.
17Derveze, Muhammed İzzet(1305-1404/1887-1984),et-Tefsîru'l- Hadîs, Dâru'l-Garbi'l-İslâmî, 3.basım, Tunus 1429/2008, I, 497.
rilmiştir. Oysa Mesed suresinde Allah'a isyan edenlerin, dünyada helake ve ahirette ise azaba uğratılacakları be- lirtilmiştir.18 Bir başka deyişle Allah, önceki surede in- sanların İslam'a girişinden söz etmişken, bunda davete kulak vermeyenlerin helakinden bahsetmiştir.19
İnsan, tüm planlarını aklıyla yapmasına karşın su- rede ellerin zikredilmesi, genelde ellerin her türlü maddi kuvvetleri temsil etmeleri ve kafirlerin düşünceye karşı, kaba kuvvetle karşılık vermelerindendir. Nitekim kafirler, elçilerin karşısına çoğu zaman düşüncelerini önceleyerek çıkmamışlardır.20
Sure, işini gücünü bırakıp daveti bozmak için Hz. Peygamberin ardından giden ve insanların inanmalarını engelleyen bir adam ile karısının dünyada kınanmasın- dan, ahiretteki hüsrana uğramasından söz eder.21 Sure- nin evvelinde "kul" sözünün olmamasına çeşitli açıklama- lar yapılmıştır. Bir yandan Ebu Leheb'in daha çok kızma- sının engellenmesi hedeflenmiştir. Diğer yandan elçi açı- sından akrabalık bağına saygı göstermek ve rahmete bağ- lı kalmak amaçlanmıştır. Hz. Peygamberin onunla diyalo-
gunun tevlit edeceği olumsuzluklar bertaraf edilmiştir.22
18ez-Zuhaylî, Vehbe, et-Tefsîru'l-Münîr fi'l-Akide ve'ş-Şerîa ve'l- Menhec, Dâru'l-Fikr, 10.basım, Dımeşk 1430/2009, XV, 855;et- Tabresî, eş-Şeyh(548), Tefsîru Mecmei'l-Beyân, Müessesetü'l-E'lâ li'l- Matbûât, 1.basım, Beyrut 1415/1995, X, 474.
19el-Âlûsî, Ebu'l-Fadl Şihâddin es-Seyyid Mahmud(ö.1270), Rûhu'l- Meânî, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, Beyrut trs, XXX, 259;Karaman, Hayreddin ve Arkadaşları, Kur'ân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, TDV Yay., Ankara 2008, V, 689
20Toptaş, Mahmut, Kur'ân-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yay., İstanbul
1993-1998, VIII, 407-414.
21es-Sâbûnî, Muhammmed Ali, Safvetü't-Tefâsîr, Dersaadet, İstanbul (trs), III, 617;el-Cemel, Süleyman b. Ömer b. Mansur el-Uceylî el- Ezherî(ö.1204), el-Futûhâtü'l-İlâhiyye bi Tevzîhi Tefsîri'l-Celâleyn li'd-Dekâiki'l-Hafiyye (Hâşiyetü Cemel), el-Matbaatü'ş-Şerifiyyetü'l- Âmire, 1.basım, Mısır 1303, IV, 631.
22ez-Zuhaylî, XV, 855-860.
Kur'ân'da yerilen kadınlardan23 biri de Ümmü Ce- mil'dir. Kur'ân'da adı, aynıyla geçmez, ancak kocası yeril- diği sırada kendisinden de söz edilir. Surede kendisine yöneltilen kınama, Hz. Peygambere karşı sergilediği dav- ranışların, onu ne denli üzdüğünü ve Allah'ı ne denli öf- kelendirdiğini gösteren bir durumdur.24 Neredeyse elçiye düşman olanların dikkat edecekleri bir model olması için sure indirilmiştir.25
Ümmü Cemil, Hz. Peygamberin kapı komşusudur. Bu, onun vahye ve davete de komşu olduğunu ifade eder. Elçiyle arasında komşuluk hukuku olmasına rağmen o, komşusuna düşman olduğu için kınanmıştır.26
Kadın, aynı zamanda Hz. Peygamberin akrabasıdır ve elçiyle arasında akrabalık hukuku da doğmuştur. An- cak o, elçiye düşmanlık yapmış ve akrabalığın gereklerine de hiç uymamıştır.27
Ümmü Cemil, iki kızını iki oğluna almasından ötü- rü Hz. Peygamberin dünürüdür. Vahiy, iki dünürün ara- sının açılmasına sebep olmuş, evlilikler boşanmayla so- nuçlanmış ve damatlar, Hz. Muhammed'i aşağılamaya
yeltenmişlerdir. Bunların gelişip uç vermesinde ve çok
23Kur'ân, eşleri dört kategoride ele alır. 1.Hz. İbrahim ile Sare, Hacer (iyi-iyi). 2.Ebu Leheb ve Ümmü Cemil (kötü-kötü). 3.Hz. Nuh ve karısı ile Hz. Lut ve karısı (iyi-kötü). 4.Firavun ve karısı Asiye (kötü-iyi). Eşleştirme, hem baştan sona kadar dikey olarak bütün çiftleri hem yatay olarak tarihteki bütün çiftleri içerir. Bkz: İslamoğlu, s.1321.
24Derveze, I, 498. Derveze'nin dile getirdiği görüş, bir müfessir tarafın-
dan benimsenmiştir. Bkz: Ateş, XI, 170.
25Abduh, Muhammed b. Hasen Hayrullah et-Türkmânî el-Mısrî(1265-
?/1849-1905), Tefsîru Cüzi Amme, Matbaatü Mısr, 3.basım, Mısır
1341, 174.
26Bkz: Küçük, XVII, 172;Yakut, Mahmud Süleyman, İrâbu'l-Kur'âni'l- Kerim, Dâru'l-Marifeti'l-Câmia, trs-yrs, X, 5194.
27Bkz: Küçük, XVII, 171.
olumsuz işlere yol açmasında Ümmü Cemil, hep başat rol üstlenmiştir. Dolayısıyla da surede kınanmıştır.28
Kadın, Mekke'de asil ve soylu bir aileye mensuptur ve Hz. Muhammed'le yakınlığı olan biriyle evlidir. O, ko- casını elçiye karşı kışkırtmada bir dakika geri durmamış- tır. Diğer kadınları da Hz. Peygambere eziyet etmek için organize etmiştir.
Kınanan kadın, Hz. Peygamberin sözüne eklemeler yapmış ve ilave edilmiş yalan yanlış sözleri kafirlere ak- tarmıştır.29 Böylece o, toplum içinde kendini haklı çıkar- mayı ve taraftarlarını artırmayı hedeflemiştir. İnsanlar arasında söz taşıdığından dolayı cehennemde iken neden hala odun taşıdığını anlamak, daha da kolaylaşacaktır.
Kocasının Hz. Peygambere beslediği düşmanlığın, aslında karısından kaynaklandığı iddia edilmiştir. Ondaki düşmanlığın ise Ben-i Haşim ile Ben-i Ümeyye arasındaki rekabetten neşet ettiği dile getirilmiştir. Hz. Peygamberin davetinin başarılı olması durumunda kadının, yönetme gücünü kaybetmekten korktuğu için sürekli olarak koca- sını kışkırttığı da ifade edilmiştir.30
Mesed suresinin iniş nedenleri hususunda müfes- sirler arasında bir uzlaşı yoktur. Eserlerinde tüm nüzul sebeplerini belirtmişler, ancak aralarında ayırıma gitme- mişlerdir. Böylece mevcut vaziyet, okuyucuda zihin karı- şıklığına neden olmuş ve aynı zamanda müfessirlerin de
konuya dirayetle yaklaşmadıklarını göstermiştir.
28Bkz:Küçük, XVII, 173.
29Küçük, XVII, 174;İbn Ebî Zemenîn, Ebu Abdullah Muhammed b. Abdullah(324-399), Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîz, Tah.:Ebu Abdullah Huseyn b. Ukkaşe-Muhammed b. Mustafa el-Kenz, el-Fârûku'l- Hadîse, 1.basım, 1424/2002, V, 171.
30Ateş, XI, 170;Derveze, I, 496-498;Ebu's-Suûd b. Muhammed el- İmâdî(900-982), İrşâdü Akli's-Selîm İlâ Mezâya'l-Kitâbi'l-Kerîm, Tah.:Abdülkerim Ahmed Ata, Mektebetü'r-Riyâd el-Hadise, Riyad trs, V, 588.
Bunlar arasında kadının, elçinin yoluna diken at- tığı rivayeti, ilk sırada yer almıştır. Onun, Hz. Muham- med'in geçtiği yollara dikenli çalıları, bitkileri veya bunla- rın dikenlerini attığı31 ve surenin de olaya binaen indiği nakledilmiştir.32 Dikenli bitkiler ve çalılar için kullanılan hasek, sa'dân, uzâh ve şevk bir insanın ayağına battığı ya da ayağını kanattığı zaman en azından bir gün rahatsızlık verecek işkence malzemeleridir.
Ebu Leheb ve Ümmü Cemil, barışa asla yer verme- yen bir savaşla rasule düşman olmuşlardır. Onlarla elçi arasındaki çatışma, her hal ve şartta Hz. Muhammed'i zorda bırakmıştır. Allah, ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalan Hz. Peygamberi korumak için onların saldırılarına bizzat karşılık vermiştir.33 Böylece rasulün önündeki önemli engel, safdışı bırakılmıştır.
Hz. Peygamberin ilk önce amcasını ve onun eşini yeni dine davet etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Elçi- nin en önce kendisinin Allah'ın elçisi olduğu meselesini onlara açması, onlara mesajı iletmesi ve onlardan kendi- sini desteklemelerini istemesi makul bir durumdur. An- cak sonuç, rasulün umduğu gibi olmamış ve kendisine olumsuz bir karşılık verilmiştir. Böylece Hz. Muhammed-
'in psikolojisinde ciddi bir yıkım oluşmuştur.34
Odun taşıyıcısı olarak nitelendirilmesi, kadının Hz. Peygambere karşı olumsuz tutumundan neşet etmiştir.
Belki de kadın, baş başa kaldıklarında kocasını elçiye
31et-Taberî, Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr(224-310/839-923), Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân, Tah.:Abdullah b. Abdül- muhsin et-Türkî, Dâru Hicr, 1.basım, Kahire 1422/2001, XXX, 338.
32Karaman, Hayreddin ve Arkadaşları, Kur'ân-ı Kerim ve A. Meali, TDV Yay., Ankara 2010, s.603; Şimşek, M. Sait(1951-?), Hayat Kay- nağı Kur'ân Tefsiri, Beyan Yay., 1.basım, İstanbul 2012, V, 500.
33Esed, Muhammed (1900-1990), Kur’ân-ı Kerim Mesajı Meal-Tefsir, Çev:C. Koytak-A. Ertürk, İşaret Yay., 5.baskı, İstanbul 1999, III, 1320.
34Derveze, I, 496;Ateş, XI, 167.
karşı çıkması için provoke etmiştir. Ebu Leheb'in, akra- balıktan dolayı Hz. Peygamberi himaye eden ve ona yar- dım eden diğer amcalarından35 farklı bir tavır geliştirme- si, esasen, kadının kocasını etkilediğini açıkça göster- mektedir. Halbuki Hz. Peygamberi himaye edeceklerine dair bir anlaşmaya varanlar bile, onun getirdiğ vahyi ka- bul etmemişlerdi.36
Allah, davetin soy veya akrabalıkla alakalı olmadı- ğını göstermek için Hz. Peygambere en çok düşmanlık yapan en yakın akrabasını seçmiştir. Zaten ilk tutumla- rıyla inanmayacakları az ya da çok belli37 olduğu için ber- taraf edilmeleri, gerçekte, diğer kalkışmaların daha filiz- lenmeden engellenmesini sağlamıştır.
Surenin iniş nedeni olarak kayıtlara geçen bilgiler, aynı zamanda surenin erken dönemde indiğine ilişkin diğer bilgilerle de uyumludur. Bu bilgiler, ikilinin erken dönemde elçiyle zıtlaştıklarını ve ona olumsuz bir tepki verdiklerini göstermiştir.38 Nüzul sebeplerinde yakın ak- rabanın uyarılmasından söz edilmiştir. İlgili ayet, Şuarâ'dadır ve o sure, 44. veya 45.sırada inmiştir. Hal- buki bu ayetin siyakı, kendisinin çok erken dönemde in- mediğini ifade eder ve dolayısıyla kimi müfessirler, ilgili
rivayete kuşku ile yaklaşırlar.39
35Abdülmuttalib'in on çocuğu olmuştur. Abdullah, Ebu Talib ve Zübeyr, ana-baba bir kardeştirler. Bunlar, diğerleriyle baba bir ana ayrı kardeştirler. Ebu Leheb de onlardan biridir. Himayeye bütün amcalar katıldığı halde Ebu Leheb katılmamıştır. Halbuki onlar da vahye ve Hz. Muhammed'in peygamberliğine karşıydılar. Bkz:Algül, Hüseyin, İslâm Tarihi, Gonca Yay., 1.basım, İstanbul 1986, I, 119.
36Bkz:Ateş, XI, 168.
37el-Cevzî, Cemaluddin Abdurrahman b. Ali b. Muhammed el-Kuraşi el-Bağdadi(508-597), Zâdü'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, el-Mektebü'l- İslamî, 3.basım, Beyrut 1404/1984, IX, 259.
38Bkz:Derveze, I, 495.
39Derveze, Muhammed İzzet, Sîratü'r-Rasûl, Tas:Abdullah b. İbrahim el-Ensârî, el-Mektebetü'l-Arabiyye, Beyrut 1400, I, 134-135;el-Buhârî,
Peki, neden kınama Allah tarafından yapılmış ve Kur'ân'a yerleştirilmiştir? Çünkü onlar, Allah'ın mesajı sebebiyle Hz. Muhammed'e karşı çıktıklarından cevap vermeyi de Allah'a üzerine almıştır.40 Hz. Peygamberden sonra Allah'ın mesajına karşı benzer davranışlarla karşı çıkanlara da bir uyarı olsun diye bu kınama, ilelebed mushafta tutulmuştur.
3.Elçiye Karşı Yapılan Davranışlar
Kur'ân'ın yerdiği kadınlardan Ümmü Cemil'in41 aşağılanmasına neden olan davranışlara burada değin- mek istiyoruz. Çalışma, sureyle ilgili tefsirler ile yorumla- rın, bu örnekle karşılaştırılmasını sağlayacaktır. Zira ka- dın, rasule karşı pek çok davranış geliştirmiştir. Ancak Hz. Peygamberden ve daveti kabul edenlerden olumsuz karşılık aldığına ilişkin bir rivayet gelmemiştir. Kınanmış kadın, elçiye karşı düşmanlığın yelpazesini çok geniş tutmuştur. Bu davranışlar şöylece sıralanabilir.
3.1.Zarar Vermek
Ümmü Cemil'in kesin bir dille kınanması, Hz. Pey- gambere zarar vermek için yollara dikenli çalıları, bitkileri ya da onların dikenleri atmasındandır. Tefsirlerde bu davranışına çok yer verilmiş ve dikkat çekilmiştir. Çünkü
onlar, kadının aşağılanmasına sebeb olan davranışları
Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Cu'fî(194-256), el- Câmiu's-Sahîh, Mat. Kübrâ, Bulak 1311, I, 15(İman-30);Müslim b. el- Haccâc en-Nisarî (206-261/821-875), Sahihu Müslim, Tah.:M. Fuâd. A., Kütübi'l-İlmiyye, 1.baskı, Beyrut 1412/1991, III, 1282(Eymân-
1661).
40eş-Şa'râvî, Şeyh Muhammed Mütevellî, Tefsîru Cüz-i Amme, Dâru'r-Râye, Mısır 1429/2008, 645.
41Kur'ân'da Nuh ile Lut'un eşleri yerilmiştir. Bu ikilinin kocalarına ihaneti, inanca ve misyonlarına ihanettir. Enfâl suresinin 27. ayeti de nu destekler, aksi bir iddia ise iftira riski taşır. Çocuk, kadının önceki kocasından olabilir. Bkz:İslamoğlu, s.1147.
ortaya çıkarmak istemişlerdir. Bunun bilinmesi, kınan- masının da anlaşılmasına yardım edecektir. "O, Hz. Pey- gamberin yoluna dikenli çalıları, bitkileri42 veya onların dikenlerini43 atmıştır."44 Kadının belirtilen davranışı se- bebiyle kötülendiği gayet açıktır.45 Kadın, peygambere zarar vermek için tüm imkanlarını seferber etmiştir.46
Davranış, Hz. Peygamberi hedeflediğinden sahibi de kı- nanmıştır. Elçiye karşı kadının gerçekleştirdiği hareket- ler, tarihsel süreçte gerçek davetçileri engellemek için
tekrarlanmış ve devrin yenilenmesiyle de davranışlar ye-
42İbn Kesîr, İsmail b. Ömer ed-Dımeşkî(701-774/1301-1372), Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, Tah.:Sâmî b. Muhammed Selâme, Dâru Tayyibe, 2.basım, Riyad 1420/1999, VIII, 487.
43Tefsirlerde taşınan dikenli çalıları, dikenli bitkiler, onların dikenleri anlatmak için şevk, uzah, sa'dân ve hasek gibi ifadeler kullanılmıştır. Bütün tefsirlerde kelimelere değinilmiştir. Şevk adlı bitki, (كﻮﺷ ج ﺔﻛﻮﺷ) diken manasına gelir(er-Râzî, el-İmam Muhammed b. Ebu Bekir, Muhtâru's-Sıhâh, Mektebetü Lübnan, Beyrut 1986, s.148-148). Uzâh ise (هﺎﻀﻋ جﺔﻀﻋ ﺔﮭﻀﻋﺔھﺎﻀﻋ) dikenli her büyük ağaca denilir(er-Râzî, 184). Sa'dân, deve otlaklarında yetişen en değerli deve yiyeceği bitkiye deni- lir(er-Râzî, s.126). Hasek sert meyveli deve kıllarına ve koyunun yün- lerine takılan rutritıyegillerden bir bitkidir(Mustafa, İbrahim ve Diğer- leri, el-Mucemu'l-Vasît, Mektebetü'ş-Şuruki'd-Düveliyye, 4.basım, Mısır 1425/2004, s.173). Sa'dan, deve otlaklarında lunan güzel bir bitkidir ve meme ucuna benzeyen dikenleri dikenleri vardır(el-Hâzin, Alâuddin Ali b. Muhammed b. İbrahim el-Bağdâdî, Lubâ't-Te'vîl fî Meâni't-Tenzîl, Dâru'l-Kütübi'l-Arabiyyeti'l-Kübrâ, Mısır trs, IV, 456).
44İbn Hatîb, Muhammed Muhammed Abdullatif, Evzahu't-Tefâsîr, el- Matbaatü'l-Mısrıyye, 6.baskı, Mısır 1964, 765;es-Semerkandî, Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim(ö.375), Bahru'l-Ulûm, Tah.:Ali M. Muavvız ve Ark, D. Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1993, III, 523.
45İbn Cüzey, Ebu'l-Kâsım Muhammed b. Ahmed el-Kelbî(ö.741), et- Teshîl fi Ulûmi't-Tenzîl, Tah.:Muhammed Salim Haşim, Dâru'l- Mektebetü'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1415/1995, II, 622-623;İbn Âdil, Ebu Hafs Ömer b. Ali ed-Dımeşkî(ö.880), el-Lubâb fî Ulumi'l-Kitâb, Tah.:Adil Ahmet Abdülmevcud - Ali Muhammed MUavvız, Dâru'l- Kütübi'l-İlmiyye, 1.basım, Beyrut 1419/1998, XX, 555.
46İbn Atıyye, Ebu Muhammed Abdülhak b. Galip el-Endulusî(ö.546), el-Muharreru'l-Vecîz, Tah.:Abdüsselam A. Muhammed, D. Kütübi'l- İlmiyye, 1.basım, yrs 1422/ 2001, V, 535;el-Mâverdî, Ali b. Muham- med b. Abdürrahim el-Basrî(364-450/974-1058), en-Nüket ve'l- Uyûn(Tefsîru'l-Mâverdî), Tah.:es-Seyyid Abdülmaksud b. Abdürrahim, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut trs, I, 366.
nilenmiştir.47
İbn Hatip, kadının odun taşımadığını belirtmiştir.48
Hizmetçi çalıştıran ve toplumda tanınan zengin bir kadın olması, elçiye eziyet etmek için gerekli her şeyi kendi ye- rine yaptıracağı hizmetçisi olması hasebiyle odun taşıma- sının, gerçek olmadığı söylenmiştir.49 Fakat ayette kadı- nın azaba müstehak olduğunun açıklanması ve odun taşıyıcısı olarak nitelenmesi, iddianın doğru olmadığının kanıtıdır.
Ümmü Cemil, Hz. Peygamberi engelleyebileceğini düşündüğü materyalleri50 taşımayı ve sözel engelleme türlerini gerçekleştirmeyi meslek edinmiştir. Ayetteki odun taşımadan kasıt, Hz. Peygambere amansız düşman- lığı sebebiyle kendisi için dikenli çalıları, bitkileri veya dikenlerini toplaması ve onları gizlice yoluna sermesidir.51
Yakacak maddelerini kendisi için topladığı ve geceleyin gizlice yola döşediğinden kimse davranışını fark edeme- miştir. Ancak, Allah onu odun taşıyıcısı olarak anınca
"Beni odun taşırken gördünüz mü?" tepkisini vermiştir.52
47Toptaş, VIII, 410;es-Suyûtî, Celâluddin Ebu Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr b. Muhammed el-Hudayrî (849-911/1445-
1505), ed-Durru'l-Mensûr fi't-Tefsîr bi'l-Me'sûr, Tah.:Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî, 1.basım, Kahire 1424/2003, XV, 733-736.
48İbn Ebi Hâtim er-Râzî, Abdurrahman b. İdris(ö.327), Tefsîru'l- Kur'âni'l-Azîm, Tah.:Es'ad Muhammed et-Tayyib, Mektebetü Nezâr Mustafa el-Bâz, 1.basım Riyad 1417-1997, X, 3473.
49Bkz:İbn Hatîb, s.765.
50Hatap sözcüğüne üç mana verilmiştir. Bir, ateşe atılan, ateş yakmak için kullanılabilecek kurumuş bitki, çalı ve ağaç türlerinin tümü; iki, uzâh/her türlü büyük ve dikenli bitki ve ağaçlar ile dikenleri; üç, arapçada dedikodu yapanı ve insanlar arasına düşmanlık sokanı ifade etmek için kullanılan "ﺐﻄﺤﻟﺎﺑ مﻮﻘﻟا ﻦﯿﺑ ﻲﺸﻤﯾ نﻼﻓ" sözüyle kastedilen dediko- du etmek ve halkın arasına düşmanlık sokmak. Bkz:İbrahim, s.212.
51es-Seâlibî, Ebu Zeyd Abdurrahman b. Muhammed b. Mahlûf el- Mâlikî(786-875), el-Cevâhiru'l-Hisân fî Tefsîri'l-Kur'ân(Tefsîru's- Seâlibî), Tah.:Ali A. Muavvız - Adil A. Abdülmevcud, Dâru İhyâi't- Turâsi'l-Arabî, Beyrut trs, V, 637.
52Böyle bir bilgiye eserlerde yer verilmesine rağmen biz bunu kuşkuyla
Onun Zakkum ve Dari'53 gibi cehennem odunlarını taşı- yacağı görüşü de vardır.54 Allah, kadını dünyada odun taşıyıp onları peygamberin yoluna atarkenki haliyle ce- hennemde betimlemiştir.55 Bunları, içine düştüğü akıl tutulmasıyla elçiyi engellemek ve onu zorluğa düşürmek için yapmıştır. Rasulü engellemesi sebebiyle öteki dünya- da azabı hak etmiştir.
3.2.Düşmanlık Beslemek
Ümmü Cemil, düşmanlıkta her hangi bir sınır ta- nımadığı için kınanmasından daha doğal bir şey olamaz. "Allah'ın hışmını üzerine çeken kadın, Hz. Peygambere düşmanlığı son haddine vardırmış, ona daha çok nefret duymuş ve adavet beslemiştir."56 Düşmanlığı, sadece kendisiyle sınırlı kalmamıştır. Aksine düşmanlığı kendi- siyle iletişimde olanlara da bulaştırmıştır. Düşmanlığını sağlamlaştırmak için söz taşımış ve boylar arasında asıl- sız dedikoduları fütursuzca yaymıştır.57 Kadın, kocasını
Hz. Peygambere düşmanlık yapmak maksadıyla elçiye
karşılıyoruz. Bkz:Şeyhzâde, VIII, 718;Ebu's-Suûd, V, 588; el-Beydâvî, Nasıruddin Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirâzî(ö.691), Envâru't-Tenzîl ve Esrâru't-Te'vîl, Tak.:Muhammed Abdurrahman el-Meraşelî, Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, Beyrut (trs), V, 345;Şeyhzâde, Muhammed Muslihuddin Mustafa el-Kucî, Hâşiyetü Muhyeddin Şeyhzâde Alâ Tefsîri'l-Kâdî'l-Beydâvî, Tash.:Muhammed Abdülkadir Şahin, D. Kütübi'l-ilmiyye, Beyrut 1419/1999, VIII, 717.
53Kur'ân'da zakkûm sözcüğü üç yerde (bkz:Sâd, 37/62;ed-Duhân,
44/43;el-Vâkıa, 56/53) ve zariğ sözcüğü bir yerde (bkz:el-Ğâşiye,
88/6) kullanılmıştır. Bkz:Şeyhzâde, Hâşiye, VIII, 88, 582.
54eş-Şenkîtî, M. Emin b. M. Muhtâr el-Cenkî(1325-1393/1905-1974), Ezvâu'l-Beyânfî İzâhi'l-Kur'âni bi'l-Kur'ân, Muhammed b. A. b. La- din, 2.basım, yrs 1400/1980, IX, 603-608.
55ez-Zuhaylî, XV, 861.
56er-Râzî, Fahruddin(544-604), Mefâtîhu'l-Gayb, Dâru'l-Fikr, 1.basım,
1401/1981, XXXII, 171;el-Hâzin, IV, 456.
57es-Suyuti, XV, 737;el-Cemel, IV, 631.
düşmanlığa zorlamıştır.58 Rasule düşmanlık beslemesi sebebiyle giriştiği davranışlar, kötülenmesini gerektirmiş ve Allah tarafından da kınanmıştır.
3.3.İtibarını Zedelemek
Ümmü Cemil, esasen İslam çağrısıyla geri dönül- mez bir şekilde sarsılan itibarını geri kazanmak için elçi- nin itibarını zedelemekten geri durmamıştır. O, Mekke şehrinde çok tanınan, kabilesiyle övünen, kabilenin avan- tajlarından yararlanan, iletişime geçtiği kadınları çıkarla- rına göre örgütleyen, organizasyonlara öncülük eden ve Beni-Haşim ile rekabet eden Ben-i Ümeyye kabilesinin bir bireyidir. O, kendisinde vehmettiği bütün güçleri, Hz. Peygambere eziyet etmenin aracı haline getirmiştir. "O, hem şehrin hem de kabilenin ileri gelenlerinden olup, aynı zamanda sosyal statüsü olan bir kadındır. Öyle ki, diğer kadınların kışkırtılarak organize bir halde rasule eziyet etmeye kalkışmalarındaki etkisi de inkar edilemez. Ayrıcalıkları ve imtiyazları kaldırmak için ortaya çıkan bir Hz. Peygambere cephe alması, kadının Mekke toplumun- da var olan prestijini kaybetmeme ve elçinin davetiyle sarsılan itibarını yeniden kazanma fırsatını elde etmesi- nin yegane aracı haline gelmiştir. Bu sebepten o, intikam almak için rasule karşı sürekli fırsat kollamıştır."59 O, kendi itibarını ve saygınlığını yitirmemek ve sağladığı avantajlardan devamlı yararlanmak için Hz. Peygambere saldırılarda bulunmuştur. O kadın, ayrıca yöneten bir aileden geldiği için başkası tarafından yönetilmeye asla razı olmamış ve evliyken bile kocasını elçiye saldırması için yönetmiştir. Kocasının elçiye eziyet etmesinde önemli
rol oynadığı herkesin malumudur.
58el-Beydavî, V, 345.
59eş-Şa'râvî, s.651;Ateş, XI, 166;Derveze, I, 498.
3.4.Sözle Saldırmak
Bir kişiye eziyet etmenin veya sıkıntı vermenin so- mut ve soyut biçimleri vardır. Ümmü Cemil, fakir bir çev- reden gelen Hz Muhammed'i eleştirmiş ve onunla ilgili her duruma beddua etmiştir. Onun kötü gayretinden, daveti kabul edenler etkilenmiştir. Aslında kınanmış ka- dın Hz. Peygamberi sıkıntıya sokacak her tür sözel çaba- ya başvurmuştur.60 Sözel eziyetlerinde ağzının ayarı ta- mamen kaçmıştır. Hakkında söylenen odun taşıyıcılığı gibi bir konuda tartışmak için mescide bile gitmiştir. Ka- dının, mescide gelirken ve oradan ayrılırken etrafı velve- leye verdiği ve vaveyla kopardığı, elindeki taşı eğer görür- se elçiye atacağı da anlatılmıştır.61 Hz. Peygambere eziyet etmesi ve insanlar nezdinde davetin tesirini azaltmaya çalışması, dünyadayken kınanmasını gerektirmiştir.
3.5.Materyal Sağlamak
Ümmü Cemil Hz. Peygambere eziyet etmek için uy- gun işkence materyalleri sağlamıştır. Evde kullanmak için tedarik ettiği eziyet maddelerini, elçinin gelip gittiği yola konuşlandırmış, rasulün bedenine zarar vermeyi ve yaşamını tehlikeye sokmayı hedeflemiştir. "O, civarda bulunan taşıyabileceği dikenli çalıları, bitkileri veya sade- ce dikenlerini, ipiyle sırtına bağlamış ve Hz. peygamberin geçeceği yola eziyet etmek amacıyla dağınık olarak etrafa serpiştirmiştir."62 Bundan dolayı kendisine "odun topla-
yan kadın" denilmiştir.63 Bir görüşe göre Hz. Peygamberin
60et-Tabâtabâî, Allama es-Seyyid Muhammed Huseyin, el-Mîzân fî
Tefsîri'l-Kur'ân, Müessesetü'l-E'lâ li'l-Matbûât, 1.basım, Beyrut
1417/1997, XX, 221.
61Şeyhzâde, VIII, 718;es-Seâlibî, V, 637.
62et-Taberî, XXIV, 719;Arslan, XVI, 240-242;es-Semerkandî, III, 31.
63el-Mevdûdî, Ebu'l-A'lâ (ö.1979), Tefhîmu'l-Kur'ân-ı Kerim, Çev.: Heyet, İnsan Yay., 2.basım, İstanbul 1991, VII, 298;İbnü'l-Arabî, Ebu Bekr M. b. Abdullah(468-543), Ahkâmu'l-Kur'ân, Tah.:M. Abdulkadir Ata, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, 3.basım, Beyrut 1424/2003, IV, 466.
yoluna eziyet malzemelerini kocası koymuş ve karısı ona yardım etmiştir.64 Surede kadının odun taşıyıcısı olarak betimlenmesi ve aşağılanması bu görüşün doğruluğunda kuşku oluşturmaktadır.65 Kadın ayrıca dünyada ne hal üzereyse aynı hal üzere cehennemde bulunacaktır.66
Onun ateşe atılması rasule düşmanlıkta kocasından geri
kalmaması sebebiyledir.67 Hz. Peygamberi sıkıntıya sok- mak için maddi materyaller taşımasına dair davranışı, onun Allah'ın rahmetinden uzaklaşmasına ve cehenneme girmesine sebep olmuştur.
3.6.Haset Etmek
Ümmü Cemil, Hz. Muhammed'e ve Ben-i Haşim ai- lesine hep düşmanlık beslemiş ve durum onu, kıskaçlığa sürüklemiştir. Ben-i Ümeyye ocağından aldığı kıskançlık dersini, hem kocasına hem de oğullarına harfiyen aşıla- mıştır. Ben-i Haşim'den kendisine yardımcı olarak da elçinin amcasını bulmuştur. Bunlar, kıskançlığın Ebu Leheb'in evine dışarıdan ithal edildiğinin açık delilleridir. "Kadın, Ebu Süfyan'dan çok etkilenmiştir. Ümmü Cemil-
'inde dahil olduğu aile, bi'setin başından hicretin sekizin-
ci yılına kadar geçen 20 yıllık süreçte Hz. Peygambere düşmanlığın başını çekmiştir. Ebu Süfyan komutasında- ki ordu, iki kez Medine'ye saldırmıştır.
Bir de Hz. Peygamberin elçi olarak seçilmesi, Ben-i Haşim'i bütün boylar içinde liderliğe oturtmuş ve öteki boyları zayıflatmıştır. O yüzden kadın, kocası ve iki oğlu,
elçinin baş düşmanı kesilmişlerdir."68 Kadının kınanması
64Karaman ve Arkadaşları, 603.
65el-Merâğî, Ahmed Mustafa, Tefsîru'l-Merâğî, Mustafa el-Babi el- Halebi, 1.basım, Mısır 1365/1946, XXX, 263.
66Köksu, Muhammed Mustafa, Molla Gürânî'nin Gâyetü'l-Emânî'sinin
Necm ile Nâs Arasının Tahkîkli Neşri, Sakarya ÜSBE, 2007, 455.
67Küçük, XVI, 176;Arslan, XVI, 240-242.
68Ateş, XI, 169-170.
ve bunun ayetlerde sürdürülmesi, elçinin izinden giden modern davetçilere bir destek, engellemeye kalkışanlara da bir tehdittir. Bir de modern davetçileri engelleyen kı- nanmış kadının modern artçılarına da Allah'ın vaidi, yine onun davranışı üzerinden defalarca hatırlatılmıştır.69
3.7.Şiirle Hicvetmek
Ümmü Cemil'in kınanmasında Hz. Peygamber'i eleştirmeye yönelik şiirler okumasının da payı vardır. Söylediği şiirler, söyleniş amacı ve içeriği açısından sa- kıncalıdır. Çünkü şiirini, Hz. Muhammed'i eleştirmek için kullanmıştır. O, suredeki kendisiyle alakalı ayetlerden haberdar olunca çok öfkelenmiştir. Öyle ki eline aldığı taşla70 çığlık atarak soluğu mescidde almıştır. Orada elçi- yi göremeyince71 Ebu Bekir'e çıkışmıştır. O, kendisini ar- kadaşının eleştirmediğini belirtmek için "Kabe'nin rabbi- ne yemin ederim ki o seni hicvetmemiştir."72 demiştir.73
Bir diğer varyantta Hz. Peygamberin söylediğinin şiir ol-
madığını tasrih etmiştir.74 O, dönüp giderken " ﮫﻨﯾدو ﺎﻨﯿﺑأ ﺎﻤﻣﺬﻣ ﺎﻨﯿﺼﻋ هﺮﻣأو ﺎﻨﯿﻠﻗ"75 şiirini söylemiş ve ardından "Kureyş, lider-
lerinin kızı olduğumu çok iyi biliyor."76 demiştir. Hz. Pey-
69eş-Şa'râvî, s.648.
70et-Taberî, X, 475;İbn Hişâm, Ebu Muhammed Abdülmelik b. Hişam(ö.218/833), es-Sîretü'n-Nebeviyye, Tah:Ömer Abdüsselam Tedmurî, Dâru'l-Kütübi'l-Arabî, 3.baskı, Beyrut 1410/1990, II, 10.
71Bkz:el-Âlûsî, XXX, 264.
72Ebu Bekir'in kadına söylediği sözden ulema, çoğulu meârîz(ﺾﯾ رﺎﻌﻣ) olan mı'râz'ın(ضﺮﻌﻣ) caizliğine delil çıkarmışlardır. İlmi beyanda buna tevriye, dilimizde ise örtülü-üstü kapalı söz denilir. Bkz:el-Mevsûâtü'l- Fıkhıyye, "Mı'râz", Metâbiu Dâri'l-Afve, 1.baskı, 1992, XXXIV, 211.
73el-Hâkim, Ebu Abdullah en-Nisâbûrî(322-405/933-1014), el-
Müstedrek Ale's-Sahîhayn, Dâru'l-Harameyn, 1.basım, Kahire
1417/1997, II, 633-634(h:4042-4044).
74İbn Kesîr, VIII, 487;et-Tabâtabâî, XX, 447.
75Kadın, Hz. Muhammed'i orada görememiştir. Onun modern erkek versiyonunun "Kabe arabın olsun, Çankaya bize yeter." şiiri, Ümmü Cemil'inkinden geri kalmaz. Bir başka şairin "Ebu Cehil ölmedi, Ebu Leheb kıtalar dolaşıyor." dizesini de hatırlatmak gerekir.
76et-Tabâtabâî, XX, 221;er-Râzî, XXXII, 172. Ayrıca bkz:eş-Şevkânî,
gamber aleyhinde şiirler söylemesi kadının kınanmasını gerektirmiştir.
Farklı tefsirlerde iyilik ve şahsiyet sahibi bir kim- senin, konuşmalarında kadını ismen anmasının asla ya- kışık almayacağına, hatta bunun Allah için hiç de doğru olmayacağına dair bazı endişeler açığa vurulmuştur. Al- lah, inkarları yüzünden Nuh'un ve Lut'un karılarına her- hangi bir ayrıcalık tanımamış ve onları tasrih etmiştir. Dolayısıyla kocası da inkar eden Ümmü Cemil'e Allah'ın, ayrıcalık tanımayacağı çok aşikardır.77
3.8.Eziyet Etmek
Ümmü Cemil, tedarik ettiği maddi materyalleri Hz. Muhammed'e eziyet etmek için kullanmıştır.78 Ancak ne var ki elçiye karşı dünyada giriştiği eziyet işi, bir bume- rang gibi dönüp dolaşarak ahirette ateşine odun taşıma olarak geri dönmüş ve çektirdiği eziyetleri çeker hale ge- tirmiştir. Dikenleri bağlamak ve sırtında taşımak için kul- landığı ip de sonunda kendi boynuna takılmış ve ölümü- ne neden olmuştur.79 Yani, kadının rasule dünyada eziyet çektirmek için yüklendiği dikenli çalılar, dikenli bitkiler veya onların dikenleri, öte dünyada eziyetlerine katlana- cağı malzemelere dönüşmüştür. O bakımdan sure, kadı- nın hem odun taşıyıcısı olduğunu hem de kullandığı ipin
ahirette boynuna geçirildiğini belirtmede çok nettir. Ka-
Muhammed b. Ali b. Muhammed (ö.1250), Fethu'l-Kadîr, Tah.:A. Umeyde, San'a 1994, V, 692.
77Müslim, Mustafa ve Diğerleri, et-Tefsiru'l-Mevzûî, Câmiatü'ş- Şârika, 1.basım, Birleşik Arap E., 1431/2010, IX, 441-442;Şeyhzâde, VIII, 718;İbn Hişâm, II, 10.
78Bayraklı, Bayraktar, Yeni Bir Anlayışın Iş. Kur'ân Tefsiri, Bayraklı
Yay., 1.basım, İstanbul 2007, XXI, 434.
79Bkz:el-Yemânî, Ebu Bekr el-Haddâd, Tefsîru'l-Haddâd, Tah.: M. İbrahim Yahya, Medâri'l-İslamî, 1.basım, Beyrut 2003, VII, 285.
dının odun taşıması, aslında Hz. Muhammed'e çektirdiği eziyetlere işaret eden bir anlatımdır.
3.9.Hakaret Ettirmek
Çocuklarını Hz. Muhammed'e düşmanlığa kışkırt- mak ve ona sıkıntı vermelerini sağlamak da Ümmü Ce- mil'in aşağılanmasına neden olan davranışlardandır. Şir- retliğini, çocukları ve kocası başta olmak üzere iletişime geçtiği kişilere bulaştırmıştır. Evrensel değerlere ters dav- ranarak Hz. Peygambere düşman kesilmesi, çocuğunu ve kocasını buna kışkırtması, doğal olarak gayret-i ilahiye dokunmuştur. Kocasını kendi güdümüne alan kadın, aynı şekilde iki çocuğunu da egemenliği altına almış ve onlara aşıladığı düşmanlığı, İslam'ı kabul ettikleri fetih gününe kadar sürmüştür. Kadın, kendi çocuğunu ölüme gönderircesine elçinin üzerine göndererek hakaret ettir- miştir. "Uteybe, rasule düşmanlığı alenen yapmış, Hz. Peygamberin kızı olan karısını -kimilerine göre nişanlısı- boşamış ve evinden kovmuştur. Uteybe, Şam'a giderken elçinin yanına gelmiş, hakaret etmiş ve Hz. Muhammed-
'in bulunduğu tarafa doğru tükürmüştür. Hızını alama- yınca patlamaya hazır bir bomba gibi Allah'ın ayetlerini inkar etmiş ve elçinin yüzüne karşı 'Ben, ( ﺎﻧد ﻢﺛ ـ ىﻮھ اذإ ﻢﺠﻨﻟاو ﻰﻟﺪﺘﻓ) inkar ediyorum.' demiştir. Hz. Peygamber, bu yüzden ona 'ﻚﺑﻼﻛ ﻦﻣ ﺎﺒﻠﻛ ﮫﯿﻠﻋ ﻂﻠﺳ ﻢﮭﻠﻟا Allah'ım! Vahşi varlıklarından birini onun başına bela et.' diye beddua etmiştir. Bu beddua, Şam yolculuğunda bir gece aslana yem olmakla yerine gelmiştir."80 Bedduanın gerçekleşmesi, elçiye açı- lan savaşın, tüm cephelerde Allah tarafından üstlenildi- ğinin ayrı bir göstergesidir.
3.10.İnkara Sürüklemek
Ümmü Cemil'in, çocuklarının İslam'ı inkar etmeleri
80er-Râzî, XXXII, 167-168;el-Mâverdî, VI, 366.
için uğraşması da kınanmasını doğuran sebeplerden biri- dir. Çünkü o, davetin en başından beri kocasının ve ço- cuklarının Hz. Muhammed'e inanabilecekleri endişesini taşımıştır. İçindeki endişe, kocasının Hz. Peygamberin akrabası, komşusu ve amcası olmasından ve bir de ço- cuklarının rasulün hem yeğenleri hem de damatları ol- masından kaynaklanmıştır. Bir plan dahilinde önce ko- casını, sonra da çocuklarını elçiye düşman haline getir- miş ve onu inkar etmelerini sağlamıştır. Çünkü aynı tu- tumu, kocasında benimsemeseydi, onun rasulden yana tavır alabileceğini hiç aklından çıkarmamıştır. "Hz. Pey- gambere karşı giriştiği savaşta kocasının galip gelmesi, ancak elçiyi yalanlamasına, onu reddetmesine, ona kin beslemesine, ondan nefret duymasına ve ondan intikam alması için kışkırtmasına bağlı olduğu için kadın devamlı olarak kocasını ayartmıştır ve o nedenle de uyarılmıştır.81
3.11.Komşuyu Üzmek
Ümmü Cemil, hem davetten önce hem de davetten sonra Hz. Muhammed'in komşusudur. Çoluk çocuk her iki aile, birbirlerinin evlerine girip çıkmıştır.82 Genel geçer ilkeler, komşuluk hakkına riayet etmeyi, komşuluk yü- zünden kimseyi incitmemeyi ve komşuyla iyi geçinmeyi gerektirir. Fakat o, hakkına riayet etmek şöyle dursun komşusuna eziyet etmeyi ve onu üzmeyi meslek haline getirmiştir. "Hz. Peygamberin eviyle onun evi birbirine çok yakın olduğundan eziyetleri çok fazla olmuştur."83
Üstelik çok net olmasa da evinin önüne pislikler attığı
bildirilmiştir.
81el-Bikâî, Ebu'l-Hasen Burhanüddin İbrahim b. Ömer(Hasen) (809-
885/1406-1480), Mesâidü'n-Nazr Li'l-İşrâf İlâ Mekâsıdi's-Süver, Tahk.: Abdüssemi’ Mehmed Ahmed el-Haseneyn, Mektebetü'l-Meârif,
1.basım, Riyad 1408/1987, III, 275-276;es-Semerkandî, III, 523.
82İbn Hişâm, II, 7-10;Derveze, I, 497.
83Kutup, VI, 4000;Müslim, IX, 439;Derveze, I, 497.
Kadınla alakalı olarak Derveze'nin dillendirdiği ve Ateş'in de desteklediği bir görüş84 vardır. Görüşe göre elçi, en önce vahyi açıkladığı ailelerden biri olarak o aile- yi seçmiş ve onları davetten haberdar etmiştir. Onların daveti kabul edeceklerine dair inancı oldukça yüksekti. Fakat hiç de öyle olmamış ve Ümmü Cemil, kocasını kış- kırtarak sert bir karşılık vermesini sağlamıştır. Hz. Mu- hammed'in onları davet etmesi o kabileye mensup kadın- da şok etkisi yaratmış ve böylece oymaklar arasındaki mücadeleyi büsbütün yitirdiğini düşünmüştür. Kadın, davranışıyla elçiyi üzerek hem onu ortadan kaldırmayı hem de emellerini gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. O da kocası gibi, amacına ulaşamamış ve elleri kurumuştur.
3.12.İlişkiyi Kesmek
Ümmü Cemil, Hz. Peygamberle aralarında bulunan akrabalık bağına davetten sonra asla riayet etmemiştir. Böylece rasulün azılı düşmanı kesilmiştir. Kocasını ve çocuklarını, hatta iletişime geçtiği kişileri, akrabalık bağ- larını kopartacak kadar etkilemesi, odun hammalı olarak aşağılanmasının bir diğer nedenidir. Belki de rivayetlere yansımamış olan, kocasından yeğeniyle ilişkisini kopar- masına dair kadının tehdidinden de söz edilebilir. "Onla- rın elçiyi düşman bellemelerinde belki de azabı üzerine çeken kadının çok etkisi vardır. Ümmü Cemil, abisi olan Ebu Süfyan gibi Ben-i Haşim'i kendine rakip görmüş85 ve o sülaleden bir peygamberin çıkmasını içine sindireme- miştir. Bu sebeple kocasını kışkırtmış ve yeğenine şefkat
göstermesine izin vermemiştir."86 "Kadın, kendisini elçiyle
84Bkz:Ateş, XI, 169;Derveze, I, 497.
85Ben-i Haşim ile Ben-i Ümeyye arasında eskiden beri süregelen bir rekabet vardı. Bkz:Algül, I, 116-117;el-Halebî, Nureddin Ali b. Burhaneddin b. İbrahim b.Ahmed (975-1044), İnsânü'l-Uyûn fî Sîrati'l-Emîni'l-Me'mûn, Beyrut trs, I, 6.
86Ateş, kadının, kocasını düşmanlık için kışkırttığı ve yüzden akraba-
irtibatlı kılan yakın akrabalığa rağmen şifası olmayan düşmanlık derdine düşmüştür. Ailenin elçiyle olan akra- balık bağını koparmasının delilleri, amcanın Zü'l- Mecaz'da sözlü ve fiili saldırılar gerçekleştirmesi, kadının dikenli çalıları ve bitkileri geceleyin rasulün yoluna koy- ması, evinin önüne pislikler atması, aleyhinde dedikodu- lar çıkarması ve çocuklarından karılarını boşamalarını istemesidir."87
Kendileri, çocuklarıyla aralarındaki akrabalık ba- ğının saygınlığından ötürü onlardan bir istekte: Hz. Mu- hammed'in kızlarını boşamaları isteğinde bulunurken aynı kişiler, Hz. Peygamberle olan aynı bağı, ne pahasına olursa olsun zedelenmekten geri durmadılar. Belki de kadının kınanması ve aşağılık bir varlık olarak nitelendi- rilmesi, akrabalık bağını kesmesiyle de ilişkilidir. Kadının akrabalık bağını koparması, sadece düşmanlığını daha özgür yürütebilmeye yöneliktir.
3.13.Hısımına Saldırmak
Ümmü Cemil, iki oğluna Hz. Peygamberin iki kızını almış ve böylece akrabalık ilişkisine ilave olarak araların- da bir de hısımlık ilişkisi gelişmiştir. Ancak kadın, davet- ten sonra hısımlık hukukuna da asla riayet etmemiştir. O, hısımına sırf eziyet çektirmek ve aileyi geçim darlığına düşürmek, elçilik görevinden ayırmak için oğullarına ka- rılarını boşamalarını emretmiştir. Bunu yapmazlarsa gö- züne görünmemeleri tehdidinde bulunmuştur.88 Hz. Peygambere karşı ailecek giriştikleri mücadeleden kendileri
lık bağlarını kestiği hususuna, önceki bir yazısında değindiğine vurgu yapar ve dile getirdiği görüşlerin Derveze'nin tefsirinde açıklamasının tevafuk olduğunu vurgular. Bkz:Ateş, XI, 169.
87Müslim, IX, 439.
88Derveze, I, 497;Kutup, VI, 4000
zararlı çıkmışlardır. Kadının Allah tarafından kınanması ve ateşe girecek olmasında elçiyle olan hısımlık bağına riayet etmemesinin ve sıhriyet hukukunu çiğnemesinin bir nebze de olsa payı vardır.
3.14.Elçiyi Ayıplamak
Zenginin üstün ve fakirin değersiz olduğu anlayışı, davet boyunca bütün elçileri uğraştırmıştır. Tarihte in- karcılar, bâdiu'r-re'y ve erâzil89 olarak isimlendirdikleri kendi milletinden olan insanların vahyi kabul etmelerini, kendilerinin vahyi reddetmelerine gerekçe yapmışlardır. Kadın, elçiyi fakirliği90 sebebiyle ayıplamıştır. Zenginliği- nin simgesi olan gerdanlığını, Hz. Muhammed'e düşman- lık uğrunda harcayacağına da yemin etmiştir. Zenginliği- ne rağmen cimriliği sebebiyle geçimini sağlamak ya da davetçiye eziyet etmek için odun taşımıştır."91 Böylece soylu bir kadının odun taşıyıcı olarak nitelendirilmesinde çok ince bir ironi vardır.92 Yapılan kınama, onun toplum- daki itibarın Yrd. Doç.Dr. Mustafa KAYHAN*










.



YENİ ARAYIŞLAR: HÜZÜN YILINDAN AKABE BİATLARINA

Prof. Dr. Adem APAK

GİRİŞ

Mekke müşrikleri, Hz. Peygamber’in (sav) tebliğini engellemek için çok çeşitli yollara tevessül etmişlerdir. Bunların en başta gelenleri önce görmezden gelip ciddiye almamak, ardından onu yalanlamak, kendisine şairlik, sihirbazlık, kâhinlik ve mecnunluk iftirası atmaktır. Onlar bu faaliyetlerini zamanla derece derece şiddetlendirmişler, önce kendisini himaye eden amcası Ebû Tâlib’e baskı yapmak suretiyle tebliği desteksiz bırakmaya çalışmışlardır. Ebû Tâlib ilk gelişlerinde güzel sözler söyleyerek onları savuşturdu. Hz. Peygamber’in (sav) tavırlarında herhangi bir değişiklik görmeyen Kureyşliler ikinci gelişlerinde daha sert ifadeler kullandılar. Bunun üzerine Ebû Tâlib, yeğenine baskılara daha fazla direnemeyeceğini söyleyerek tebliğ çalışmalarına son vermesi îmâsında bulundu. Amcasının sözlerinden onun artık kendisini himaye etmeyeceği izlenimi edinen Hz. Peygamber (sav) şu tarihî cevabı vermiştir:

“Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler davamdan vazgeçmem. Ya Allah bu dini üstün kılar ya da ben bu uğurda ölürüm”. Allah Rasûlü’nün (sav) bu kesin tavrı üzerine Ebû Tâlib ona dilediği gibi hareket etmesini, bedeli ne olursa olsun onu himayeye devam edeceğini bildirdi.1

Kureyşliler daha sonraları da Ebû Tâlib’i ziyaret ederek, Hz. Muhammed’i (sav) kendilerine teslim etmesi karşılığında Mekke‘nin en yakışıklı gençlerinden olan Umâre b. Velîd’i ona evlâtlık olarak vereceklerini vadettiler. Ancak o, kendisine yapılanın çok kötü bir teklif olduğunu söyleyerek olumsuz cevap vermiştir.2 Gerçekten de Ebû Tâlib yeğenini her türlü tehdit ve baskıya rağmen ölünceye kadar korumuş, üstelik son nefesinde reisi olduğu Hâşimoğulları kabilesi mensuplarına onu desteklemelerini vasiyet etmiştir.3

Kureyşliler Hâşimoğulları’nın kabile dayanışması (asabiyet) gereği Hz. Peygamber’i (sav) himaye ettiklerini farkındaydılar. Nitekim onlar bilhassa amcası Ebû Tâlib’e yaptıkları uyarılardan herhangi bir netice de alamamışlardı. Bu sebeple yeni bir metod denemeye, onu tesirsiz hale getirebilmek için bütün olarak sülâlesine baskı yapmaya karar verdiler. Zira
câhiliyye dönemi kabilecilik anlayışına göre ferdî suç ve ceza yerine kolektif sorumluluk kuralı

1 İbn Hişam, es-Sîre, I, 284-285.
2 İbn Hişâm, es-Sîre, I, 282-286; İbn Sa’d, I, 202-203; Belâzürî, Ensâb, I, 229-232.
3 İbn Hişâm, es-Sîre, I, 285-286, II, 58-59.

geçerliydi. Bu gelenek sayesinde onlar, Hâşimoğulları’nın tamamını cezalandırmak suretiyle onların Rasûlüllah’a (sav) verdikleri desteği çekeceklerini tahmin ediyorlardı. Bu amaçla Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları’nı kendilerine düşman ilân ederek onlarla akrabalık bağlarını kesmeye, ticarî faaliyetlerini engellemeye, kısacası bu kabileyi toplumdan tecrit etmeye karar verdiler. Hâşimîlere uygulayacakları boykot kararını ilân eden metin de Kâbe’nin duvarına
asıldı.4

Sosyo-ekonomik tecridin başlamasıyla birlikte kabilenin reisi Ebû Tâlib, yeğenini ve aile mensuplarını kendi mahallesinde bir araya topladı. Hz. Peygamber’in (sav) diğer amcası Ebû Leheb ise ambargonun hemen başında kendi soyunu terk ederek diğer müşriklerle birlikte hareket etmeye karar verdi. Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları muhasara altında üç yıl (M.616-
619) büyük sıkıntı içinde hayatlarını devam ettirmeye çalıştılar.5 Bu aile ile yakın akrabalığı olan

Hişâm b. Amr, Hakîm b. Hizâm gibi bazı Mekkelilerin gizlice yaptıkları yardımlar onların en tabiî ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan çok uzaktı. Hâşimoğulları’nın ambargo süresince yaşadıklarını Abdullah b. Abbâs şu şekilde dile getirir:

“Mahallede üç yıl kuşatma altında kaldık. Onlar rızkımızı kestiler. Bizden biri ailesinin geçimini kazanmak için çarşıya çıktı, fakat ona hiçbir şey satılmadı. Bu sebeple aramızda ölenler oldu. Hatta birisi bir gün açlık sebebiyle bir deri parçasını buldu onu öğüterek suyla karıştırdı ve yedi”.6

Bütün zorluklara rağmen Hâşimoğulları Hz. Peygamber (sav) sebebiyle maruz kaldıkları ablukaya bir bütün halinde mukavemet gösterdiler. Onların durumu kabile dayanışmasının (asabiyet) Hz. Peygamber’in (sav) desteklenmesinde ve İslâm’ın yayılmasındaki müspet etkisine anlamlı bir örnektir. Gösterilen kabile dayanışması sebebiyle ambargo kararı müşriklerin hedeflerine ulaşmalarına hizmet etmediği gibi, Hâşimîlerin birbirlerine daha da yakınlaşmalarına vesile olmuştur. Üstelik onların mağdur edildiklerini gören ve Hâşimîler ile yakın akrabalık bağı bulunan Kureyşli başka kabileler de, boykotu delen bazı uygulamalara girişmişler, en sonunda da kararı tanımadıklarını ilân etmişlerdir. Hâşimoğulları’na uygulanan tecridi geçersiz kılmak için harekete geçenlerin ilki Benî Âmir’den Hâşim b. Amr’dır. Ona Nevfel’den Mut’im b. Adî ile Benî Esed’den Ebü’l-Bahterî ve Zem’a b. el-Esved katılmışlardır. Daha sonra da bu şahıslara Hz.
Peygamber’in (sav) halası Âtike bint. Abdülmuttalib’in oğlu Mahzumlu Züheyr b. Ebû Ümeyye

4 Buhârî, Hac 45; Müslim, Hac 344.
5 İbn İshâk, Sîre, s. 137-138, 140-142; İbn Hişâm, es-Sîre, I, 375-380; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 208-210; Belâzürî,
Ensâb, I, 233-235.
6 Belâzürî, Ensâb, I, 135-136.

iştirak etmiştir. 7 Bu şahısların özel gayretleriyle üç yıl süren tecrit Mekke müşriklerinin bekledikleri sonucu alamamalarıyla neticelenmiştir. Üstelik bu çok sıkıntılı dönem Müslümanların dinlerine daha da sıkıca sarılmalarına sebep olmuş, onların imanlarını kuvvetlendirmiştir.

Hz. Peygamber’in (sav) kabilesine karşı gerçekleştirilen sosyal ve ekonomik ambargo uygulamasının hemen ardından nübüvvetin 10. yılında Ebû Tâlib ile Hz. Hatice peş peşe vefat ettiler. (Ramazan 10 /Nisan 620). Rasûl-i Ekrem (sav) bu iki kayıp sebebiyle çok müteessir olmuştur. Nitekim bu yıl Müslümanlar tarafından “hüzün yılı” olarak adlandırılmıştır. Allah Rasûlü (sav) eşini kaybetmekle hayat arkadaşından ve en büyük manevî desteğinden mahrum kalmış, amcası Ebû Tâlib’in ölümüyle de Mekke müşriklerine karşı kendisini koruyan en büyük hamisini yitirmiştir. Nitekim düşmanları onun ölümünden sonra Rasûlüllah’a (sav) karşı daha
cüretkâr, daha küstahça saldırmaya başlamışlardır.8 Bu girişimler de tabiatıyla Allah Rasûlü’nü

(sav) yeni bir melce ve destek aramaya sevk etmiştir ki, onun ilk tercihi ise Mekke ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Tâif şehri ve burada sakin Sakîf kabilesi olmuştur.

A. Tâif Yolculuğu

Müşriklerin Hâşimoğullarına karşı yaklaşık olarak üç yıl süreyle uyguladıkları tecridin hemen akabinde Hz. Peygamber’i (sav) çocukluğundan itibaren koruyan ve destekleyen amcası Ebû Tâlib vefat etti. Üstelik Müslümanlardan büyük bir kısmı da can güvenlikleri (emân) bulunmadığı düşüncesiyle Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldıkları için Mekke‘de kendisine yardımcı olabileceklerin sayısı da azalmıştı. Bu şartlar altında Allah Rasûlü (sav) kendisine Mekke dışından bir siyasî destek aramaya karar verdi. Bu düşünceyle ilk önce Mekke’ye en yakın şehir olan Tâif’e gitti. Burada Sakîf kabilesinin ileri gelenleri Amr b. Umeyr’in üç oğlu Abdüyâlîl, Mes’ûd ve Habîb ile şehrin diğer başka önemli kişilerini İslâm’a davet ederek kendilerinden Mekkelilere karşı himaye istedi. Ancak Kureyşliler ile sıkı ticarî bağları bulunan ve Mekkelilerden bağımsız siyasî tavır belirlemekten çekinen, dolayısıyla Müslümanlar sebebiyle onlarla karşı karşıya da gelmek istemeyen Sakîfli önderlerden hiçbiri çağrıya olumlu cevap vermedi. Üstelik onlar Hz. Peygamber’in (sav) yapılan görüşmeyi Mekkelilere bildirmemeleri ricasını da dinlemeyip, yapılan görüşmeleri derhal onlara haber verdiler. Daha sonra da şehrin ayak takımı insanlarını onun üzerine saldılar. Çok zor durumda kalan Rasûlüllah
(sav) ancak Kureyşli Utbe ve Şeybe b. Rebîa kardeşlerin Tâif dışındaki bahçesine sığınarak

7 İbn İshâk, Sîre, s. 145-147; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 14-16; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 210; Belâzürî, Ensâb, I, 235-
236.
8 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 56-58; Belâzürî, Ensâb, I, 237.

saldırılardan kurtulabildi. Allah Rasûlü (sav) bu hadisenin akabinde Rabb’ine şöyle dua etmiştir:

“Allahım! Kuvvetimin yetersizliğini, çarelerimin tükenişini ve insanlarca horlanışımı sana havale ediyorum. Ey acıyanların en merhametlisi, sen horlananların Rabbi, sen beni kime bırakacaksın? Üstüme saldıran uzak birilerine mi, yoksa başıma geçirttiğin bir düşmana mı? Eğer bana bir kızgınlığın yoksa aldırmıyorum, ancak benim için afiyet vermen daha etkin ve etkileyicidir. Yüzünün, kendisiyle karanlıkların açıldığı, dünya ve Âhiretin düzgünleştiği nuruna sığınırım. Bana gazabının inmesinden, kızgınlığına düşmekten sana sığınırım, sadece senin
rızanı isterim, yeter ki sen razı ol, çare de ancak seninle, güç de ancak seninledir”.9

Tâif’i mahzun bir şekilde terk eden Allah Rasûlü’nün (sav) Mekke‘ye geri dönebilmesi için himayesini alabileceği bir Kureyşli bulması gerekiyordu. Zira bu gerçekleşmeden Mekke’de can güvenliği olmayacaktı. Üstelik Sakîflilerin yapılan görüşmeleri Mekkelilere haber vermiş olmaları müşriklerin ona karşı kinlerini daha da artırmıştı. Himaye talebi için önce Ahnes b. Şerîk, daha sonra da Süheyl b. Amr’a haber gönderdi. Ancak onlar kendilerine yapılan müraccatı geri çevirdiler. Üçüncü olarak başvurulan Nevfeloğulları reisi Mut’im b. Adî onu himayeye karar
verdi. Rasûl-i Ekrem (sav) bu sayede Mekke’ye güvenlik içinde girme imkânı buldu.10

B. Mi’râc

İnananlarından bir kısmının Habeşistan’a giderek canlarını kurtarabilmekle birlikte, geride kalanların baskı ve işkence görmeye devam ettiği, üstelik kendisini destekleyen Hâşimoğul- larının yaklaşık üç yıl sosyal ve ticarî boykota maruz kaldığı, hem eşini, hem de destekçisi olan amcası Ebû Tâlib’i kaybettiği, dolayısıyla yalnız, desteksiz ve çaresiz kaldığı bir ortamda Cenâb- ı Hak, Rasûlüne (sav) İsrâ ve Mi’râc mucizesini bahşetmiştir. Bu sayede tebliğ sürecinde dayanaklarını kaybeden ve risâletinin başarısı konusunda endişe duymaya başlayan, elinde bulunan vasıta ve imkânsızlıkların getirdiği ümitsizliğe düşmek üzere olan elçiye açık destek mesajı verilmiş, o, bizzat İlahî huzura davet edilmek suretiyle onurlandırılmıştır. Hz. Peygamber (sav) Mirâc vesilesiyle Rabbinden aldığı manevî enerji, ilahî destek sayesinde tebliğ
faaliyetlerine yeni bir şevk ve heyecanla devam etmiştir.11

9 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 60-63; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 210-212; Belâzürî, Ensâb, I, 227.
10 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 20; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 212; Belâzürî, Ensâb, I, 237.
11 Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 42, Tefsîru’l-Kur’ân 3; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 36-50; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 213-
215; Belâzürî, Ensâb, I, 255-257. İsrâ ve Mirâc hakkında geniş bilgi ve değerlendirmeler için bk. Kâdı İyâz, eş-
Şifâ, s. 150 vd.; Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, I, 119-143.

Sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türeyen mi‘râc kelimesi aynı zamanda “yukarı çıkma vasıtası, merdiven” anlamına gelir. 12 Terim olarak ise Hz. Peygamber’in (sav) göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder. Bu hadise Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya gidiş ve oradan da yükseklere çıkış şeklinde yorumlandığından kaynaklarda daha çok “isrâ ve mi’râc” şeklinde geçer.

İslâmî kaynaklara göre mi’râc hadisesinin isrâ ve mi’râc olarak iki safhada meydana geldiği zikredilir. Buna göre Allah Rasûlü’nün (sav) bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğa isrâ, oradan göklere yükselmesine mi’râc denilmiştir. Geceleyin yürüme, gece yolculuğu yapma anlamındaki Seyr kökünden türeyen isrâ13 Kur’ân’da bir sûreye ad olmuştur. Bu sûrenin ilk âyetine göre Allah, kudretinin işaretlerini göstermek için kuluna (Hz. Peygamber) Mescid-i Harâm’dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya geceleyin bir seyahat yaptırmıştır: “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir”.14

Mi’râc kelimesi Kur’ân’da geçmemekle birlikte çoğul şekli olan meâric “yükselme dereceleri” mânasında Allah’a nisbet edilmiştir: “Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından”. 15 Bu tabirle aynı kökten gelen “merdiven” anlamında meâric bir âyette ve urûc kökünden türemiş fiiller de çeşitli âyetlerde yer almaktadır. Meâric aynı zamanda Kur’ân’da bir sûreye isim olmuştur.16

Gerek hadis kaynakları, gerekse siyer ve delâil kitaplarında isrâ ve mi’râcla ilgili birçok rivayet mevcuttur. Özellikle Buhârî ve Müslim’de yer alan rivayetlerin ortak noktalarına göre hadisenin şu şekilde cereyan ettiği zikredilir: Bir gece Allah Rasûlü (sav), Kâbe’de Hicr veya Hatîm denilen yerde iken -bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde- Cebrâil gelip göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Ardından onu Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis’e götürdü. Allah Rasûlü (sav) Mescid-i Aksâ’da iki rek‘at namaz kılıp dışarı çıktığında Cebrâil biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Rasûlullah süt dolu kabı seçince Cebrâil kendisine “fıtratı seçtin” dedi,
ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Âdem, Îsâ, Yûsuf,

12 Râğıb el-Isfahânî, el-Müfredât, s. 493; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, II, 220-222.
13 Râğıb el-Isfahânî, el-Müfredât, s.338-339; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, XIV, 382.
14 İsrâ 17/1.
15 Meâric,70/3.
16 Abdülbâkī, M. F., el-Mucemu’l-Müfehres, s. 456.

İdrîs, Hârûn ve Mûsâ peygamberlerle görüştü; nihayet Beytülma‘mûr’un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrâhim ile buluştu. Sidretü’l-müntehâ denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu, ardından Allah’ın huzuruna çıktı. Burada Cenâb-ı Hak ona elli vakit namazı farz kıldı. Dönüşte Hz. Mûsâ, elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini söyleyip Allah’tan onu hafifletmesini istemesini tavsiye etti. Namaz beş vakte indirilinceye kadar Hz.
Peygamber’in huzûr-i ilâhîye müracaatı ve Mûsâ ile diyaloğu devam etti.17 Başka bir rivayete

göre ise Allah Rasûlü’ne (sav) mi’râcda Bakara sûresinin son âyetleri indirilmiş ve Allah’a ortak koşmayanların affedileceği müjdesi verilmiştir.18

Mi’râcla ilgili olarak yukarıda zikredilenlerden farklı rivayetler de mevcuttur. Bu rivayetlerin bir kısmında onun Mescid-i Aksâ’dan değil, doğrudan Mescid-i Harâm’dan semaya yükseldiğine işaret edilir.19 Nitekim Hz. Peygamber (sav) olayı Mekke’de haber verdiği zaman Kureyş kabilesi kendisini yalanlayıp Mescid-i Aksâ hakkında sorular sorunca Allah ona mescidi göstermiş ve böylece sorulara cevap vermiştir.20

Kaynaklarda genel olarak isrâ ile mi’râc birbiri ardına zikredilmekte, her iki olayın birbiriyle bağlantısının olduğu ifade edilmektedir. 21 Ancak buna karşılık isrâ ile mi’râcın birbirinin devamı ve tamamlayıcısı olmadığı, iki olayın farklı, hatta birbirinden bağımsız gerçekleştirildiği şeklinde iddialar da ileri sürülmektedir. Bu görüşe göre isrâ hadisesi vuku bulmuş olmakla birlikte, mi’râcın gerçekleştiği hususu Kur’ân ile desteklenmez. Ayrıca isrâ gece gerçekleşmiş olmakla birlikte mi’râc, gündüz öğlen uykusu esnasında meydana gelmiştir. Nitekim İbn Sa’d’ın rivayetine göre Rasûlüllah (sav) öğlen evinde uyurken Cebrail ile Mikail’in gelip kendisini mi’râca çıkarmışlardır”.22 Buradan yola çıkılarak mi’râc hadisesinin isrâ olayının hemen akabinde meydana gelmediği, isrâdan daha önceki döneme ait olan rüya anlatımlarının zenginleştirilerek kurgulanmış şekli olduğu kanaati serdedilmektedir.23

Kaynaklarda mi’râcın vukuu hakkında bazı tarihler verilmekle beraber, en sahih kabul edilen rivayet hadisenin Müslümanların Birinci ve İkinci Habeşistan hicretlerinden sonra, Hz.

17 Buhârî, Salât, 1, Tevĥîd, 37, Enbiyâ, 5, Bedü’l-Ħalķ, 7, Menâķıb, 24; Müslim, Îmân, 259, 262-263, Feżâil, 164.
18 Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 422; Müslim, Îmân, 279.
19 Buhârî, Śalât, 1; Tevĥîd, 37; Enbiyâ, 5, Bedü’l-Ħalķ, 7.
20 Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 309; Buhârî, Menâķıbü’l-Enśâr, 41.
21 İbn Hacer, el-İsrâ ve’l-mi’râc, s. 93.
22 İbn Sa’d, et-Tabakât I, 213.
23 Bu konuda geniş bilgi ve değerlendirmeler, tefsir hadis ve siyer kaynaklarındaki rivayetlerin karşılaştırılması için bk. Balcı, İsrafil, İsrâ ve Mi’râc Gerçeği, Ankara 2014. Ayrıca bk. Balcı, İsrafil, Hz. Peygamber ve Mucize, Ankara 2013, s. 269-277.

Hatîce ve Ebû Tâlib’in vefatlarını takip eden dönemde ve hicretten bir yıl önce meydana geldiği şeklindeki nakildir.24

İslâm uleması arasında isrâ ve mi’râcın mahiyetine yönelik en önemli tartışma onun bedenen mi yoksa ruhen mi gerçekleştiği hususundadır. Kelâm ve hadis âlimlerinin çoğu olayın bedenen ve uyanık halde gerçekleştiği görüşünü benimsemiştir. Buna göre âyette geçen “abd” kelimesinden ruh-beden bütünlüğüyle Hz. Peygamber (sav) kastedilmektedir, ayrıca âyetin zâhirini te’vil etmeyi gerektiren bir sebep de yoktur. Bazılarının iddia ettiği gibi, isrâ ve mi’râc rüyada gerçekleşmiş olsaydı, bu sıradan bir hadise olur, Kureyşliler de onu inkâr etmezdi. Ayrıca, “Sana gösterdiğimiz rüyayı ... insanlar için bir imtihan vesilesi yaptık” meâlindeki
âyette25 yer alan “rüya” kelimesi bizzat gözle görmeyi ifade eder; eğer uyku halinde görülen

rüyayı belirtseydi bu bir imtihan vesilesi sayılmazdı. Abdullah b. Abbâs’ın kelimenin “gözle görme” demek olduğunu vurgulaması da26 bu yorumu destekler mahiyettedir.

İsrânın bedenen değil, ruhen gerçekleştiği görüşünü benimseyen âlimler ise Hz. Âişe’nin, “Rasûlullah’ın bedeni yerinden ayrılmamış, o ruhuyla yolculuk yapmıştır” ve Muâviye’nin, “İsrâ Allah’tan gelen sadık bir rüyadan ibarettir” şeklindeki beyanlarıdır.27 Âyette zikri geçen “abd” kelimesi de sadece ruhu anlatır, zira insan bedeninin unsurları devamlı değiştiği halde değişmeyen ruhtur. Bu görüş sahipleri ayrıca mi’râcın fevkalâde bir hadise olup her ruha nasip olmadığını belirtirler. 28 Onların bu konudaki en önemli delili ise İsrâ sûresinin 60. âyetinde geçen “rüya” kelimesidir. Âyet isrâ olayıyla ilişkilendirilerek rüyanın gözle görmeyi değil, düşte görmeyi ifade ettiği sonucuna varılmıştır: “Hani sana: Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri (rüya) ve Kur'an'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz”.29

Rasûlullah’ın (sav) yükseltildiğini kabul eden iki gruptan biri ruh ve bedenle, diğeri ise bedeni olmadan ruhuyla mi‘raca çıktığını söylemiştir. İkinci grup mi’râcın uykuda
gerçekleştiğini ileri sürmemiş, aksine ruhun bizzat yolculuk yaptığını kastetmiştir.30

24 İbn Kesîr, es-Sîretü’n-Nebeviyye, II, 93, 107.
25 İsrâ 17/60.
26 Buhârî, Menâķıbü’l-Enśar, 43, Tefsîr, 17/9.
27 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 40-41.
28 Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid), I-XXXII, Beyrut ts., IV, 544-545
29 İsra, 17/60. Bu konuda bk. Süyûtî, el-Âyetü’l-kübrâ şerĥu ķıśśati’l-isrâ s. 55).
30 İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-meâd, III, 40.

Çağdaş birçok müellif de isrâ ve mi’râcın bedenen değil, ruhen gerçekleştiği kanaatindedir. Mi‘racın bedenî olduğunu ileri sürenlerin delillerini zayıf bulan Şiblî Nu‘mânî, İsrâ sûresinin ilk âyetinde yer alan “abd” kelimesinin ruha atfedilebileceğini söyler. Ona göre insan bedeni her an değişikliğe uğramaktadır, kalıcı olan ruhtur. Ayrıca mi’râc olayında geçen Mescid-i Aksâ’nın dışındaki mekân ve hadiseler bu varlık alanına değil ruhanî âleme aittir. Dolayısıyla bu tecrübe ruhun maddî unsurlardan sıyrılarak melekût âlemine yaptığı bir yolculuktur. İsrâ sûresinin 60. âyetinde söz konusu edilen rüyanın insanlar için bir imtihan vesilesi olarak gösterilmesi de Şiblî’ye göre mi’râcın uyanık halde gerçekleşmesini zorunlu kılmaz. Zira bir şeyin imtihan
konusu yapılması onun mutlaka olağan üstü sayılmasını gerektirmez.31 Muhammed Hamîdullah

da rivayetlerde geçen, “Uyku ile uyanıklık arası bir durumda idim” ifadesinden hareketle bu seyahatin Hz. Peygamber’in (sav) tam şuur halinde, bedeninin değil, fakat ruhunun hâkimiyeti altında gerçekleştiğini söyler. Müellif, “Daha önceki dönemlerde yaşamış olan ve Mi’rac’ın fiilî bir yer değiştirme olduğunda ısrar eden bilginlere sonsuz saygı duymakla birlikte, ben kendi kendime, bu yer değiştirme olayının Allah’ın her yerde hâzır ve nâzır olma sıfatına ters düşüp düşmediğini sorarım. Kur’an’da Allah bizzat şöyle açıklamaktadır: “Biz ona şah damarından
daha yakınız”. 32 Bir başka ayette ise: “Can boğaza geldiği zaman, hastaya) biz sizden daha

yakınızdır”.33 “Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir” .34 Kısaca, biz nerede isek, O da oradadır .35 Aynı mealde daha birçok âyet vardır. Şayet Allah’ın bizimle ve bize çok yakın olmadığı ve O’nu gökyüzündeki Arş’ı üzerinde aramak gerektiği öne sürülürse, bu anlayış Allah’ın Arş’tan, Arş’ın göklerden, göklerin de bu kâinattan daha küçük olduğu anlamına gelir ki, Allah böyle düşünmekten bizi korusun!” sözleriyle kanaatini temellendirmeye çalışır. 36 Ona göre Müslümanlara düşen mi’râcın nasıl gerçekleştiğini tespite çalışmak değil, mi’râcın Müslümanlar için ne anlama geldiğini düşünmek ve ona göre hareket etmektir. Hamidullah’a göre hadiseleri kendi konumları içerisinde değerlendirmek en iyisidir. Bu yorum ve hüküm çıkarmalardan hiçbiri Allah Rasûlü’nden (sav) kaynaklanmadığı, onun da bu konuyla ilgili olarak hiçbir açıklamada bulunmadığı, dahası, onun ashâbının da bu konuda farklı görüşlere sahip olmaları nedeniyle, söz konusu ihtilaflar burada herhangi bir kimse ya da grubu sapıklık ya da Ehl-i
Sünnet yolundan sapma gibi ithamlara yol açmamalıdır. Çünkü bu bahiste herkes Allah’ın

31 Şiblî, İslâm Tarihi: Asr-ı Saâdet, II, 438-444.
32 Kaf, 50/16.
33 Vâkı’a, 45/ 83-85
34 Mücâdele, 58/7.
35 Hadid, 57/4, Mücâdele, 58/7.

kendisine nasip ettiği bilgi ve hikmet yolunu izlemekte ve kendisini tatmin eden alimin delillerini benimsemekte özgürdür. Hamidullah, bir Müslüman için bu anlamsız tartışmaya katılmamasının daha iyi olacağı kanaatindedir. Bunun yerine, Allah’ın insanlığa bağışlamış olduğu mi’râc gibi yüce bir lütuftan manevî olarak yararlanmak gerekir. Allah Rasûlü’nün özellikle ifade ettiğine göre namaz mü’minin mi’râcıdır (başka kaynaklarda Allah’a yaklaşma, kurban ya da Allah’ın burhan’ı ifadesi kullanılmaktadır). Rasulullah’ın (sav) mi’râcı kendisine, bizim mi’râclarımız da, hiç şüphesiz buna layık isek her birimizedir. Bununla birlikte, daha İslâm’ın ilk dönemlerinden
itibaren, mi’râcın değişik yorumlara konu teşkil ettiği de gözden ırak tutulmamalıdır.37

Burada serdedilen ilgili âyet ve hadislerden isrâ ve mi’râcın bedenen veya ruhen gerçekleştiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Ancak başta Buhârî ve Müslim olmak üzere mûteber kaynaklarda yer alan hadiseler içinde Hz. Peygamber’in (sav) göğsünün yarılması, Burak’a bindirilerek yedi kat semaya ve ötesine götürülmesi, süt ve şarap kadehlerinden birini tercih etmesinin istenmesi, elli vakit namazın beşe indirilmesi gibi hususların ortaya konuluş biçimi mi’râcın ruhen gerçekleştiği görüşünü destekler mahiyettedir. Mi’râc, kelâm âlimleri tarafından mûcize olarak kabul edilmekle birlikte, kelâm eserlerinin birçoğunda olayın Hz. Peygamber’in (sav) hissî mûcizeleri arasında zikredilmemesi dikkat çekicidir. Öte yandan hissî mûcizelerin vuku buluşunun amacı açısından insanlar tarafından müşahede edilmesi gerekirken, mi’râc sadece Allah Rasûlü’nün (sav) müşahedesi olup Kur’an ve hadisin haber vermesiyle bilinmektedir. Mûcizenin tanımı ve nübüvveti ispat etme fonksiyonu dikkate alındığında mi’râcın, klasik mûcize ölçüleri dışında Hz. Peygamber’in (sav) mânevî dünyasında gerçekleşip itminân ve güç veren olağan üstü bir hadise niteliği taşıdığı anlaşılır. Mekke’de kendisine inananlardan bir kısmının Habeşistan’a giderek canlarını kurtarabilmekle birlikte, geride kalanların baskı ve işkence görmeye devam ettiği, üstelik kendisini destekleyen Hâşimoğul- larının yaklaşık üç yıl sosyal ve ticarî boykota maruz kaldığı, ardından hem eşini, hem de destekçisi olan amcası Ebû Tâlib’i kaybettiği, dolayısıyla yalnız, desteksiz ve çaresiz kaldığı bir ortamda Cenâb-ı Hak, Rasûlü’ne (sav) mi’râc mucizesini bahşetmiştir. Bu sayede tebliğ sürecinde dayanaklarını kaybeden ve risâletinin başarısı konusunda neredeyse endişe duymaya başlayan, elinde bulunan vasıta ve imkânsızlıkların getirdiği ümitsizliğe düşmek üzere olan elçiye açık destek mesajı verilmiş, o, aynı zamanda onurlandırılmıştır. Sonuçta Hz. Peygamber (sav) mi’râc vesilesiyle Rabbinden aldığı manevî enerji, ilahî destek sayesinde tebliğ

faaliyetlerine yeni bir şevk ve heyecanla yeniden hız vermiştir.38

Gerçekten de Allah Rasûlü’nün (sav) amcası Ebû Tâlib ile hanımı Hz. Hatice’nin vefatının, ayrıca umduğunu bulamadığı, üstelik maddî ve mânevî eziyetlere mâruz kaldığı Tâif seferi dönüşünün ardından gerçekleşen mi‘rac olayının ona Allah tarafından lutfedilen mânevî bir destek olduğu açıktır. Bu ilâhî lutfun, son nebînin getirdiği mesajın Mescid-i Aksâ’da kendilerine namaz kıldırdığı ve semalarda görüştüğü peygamberlerin mesajlarını ihya edeceği ve hak dinin bütün dinlere hâkim olacağı39 şeklinde yorumlanması hem naslar hem tarih açısından mümkün görünmektedir.

Mi’râc hadisesi Allah Rasûlü (sav) için büyük bir destek anlamı taşırken, aynı zamanda diğer Müslümanlar için bir imtihan vesilesi olmuştur. Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere bu hadise Müslümanların büyük çoğunluğunun imanlarını artırırken, az sayıda da olsa bazılarının şüphelerine sebep olmuştur.

“Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. Bu, onların dünya hayatını sevip âhirete tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir. İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir. Hiç şüphesiz onlar,
âhirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir”.40

C. Medine’yle İlk Temaslar

Mirâc hadisesi gerçekleştikten sonra Hz. Muhammed (sav) Mekke‘ye gelen Arap kabileleriyle görüşmelerini hızlandırdı. Özellikle hac mevsimlerinde gerçekleşen bu müzakerelerde hem muhataplarını İslâm’a çağırıyor, hem de Kureyş’e karşı onlardan siyasî destek talebinde bulunuyordu. Allah Rasûlü (sav) sırasıyla Âmir b. Sa’saa, Muhârib b. Hasafa, Fezâre, Mürre, Hanîfe, Süleym, Abs, Benî Nadr, Kinde, Kelb, Hâris b. Ka’b, Uzre, Hadârime
gibi kabilelerle tek tek görüşmeler yaptı, fakat bu teşebbüslerinden herhangi bir netice alamadı.

38 Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 42, Tefsîru’l-Kur’ân 3; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 36-50; İsrâ ve Mirâc hakkında geniş bilgi ve değerlendirmeler için bk. Kâdı İyâz, eş-Şifâ, 50 vd.; Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, I, 119-
143.
39 Feth 48/28.
40 Nahl, 16/106-109. Mirâcın tebliğ faaliyetindeki yeri ve önemi hakkında bk.Gündüz, Şinasi ve.dğr., Dinlerde Yükseliş Motifleri ve İslâm’da Miraç, Ankara 1996; Akpınar, Ali, “Mi’rac Gecesi Hz. Peygamber’e Verildiği Söylenen Âyetlerle İlgili Bazı Mülahazalar”, Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 1, Sivas
1996, s. 95-101; Çiçek, Yakub, “Kur’ân’da İsrâ ve Mi’râc”, Mi’râc Sempozyumu, Sempozyum Bildirileri (17
Aralık 1995-Eskişehir), Seha Neşriyat, İstanbul 1999, s. 27; Yavuz, Salih Sabri “Mi’râc”, DİA, XXX, 132-135.

Zira bu kabilelerden Âmir b. Sa’saa heyeti kendisine destek olup muhaliflerine üstün gelmeleri halinde iktidarın kendilerine verilip verilmeyeceği hususunda siyasî pazarlığa girmiş, Allah Rasûlü’den (sav) iktidarın Allah’ın elinde olduğu, dolayısıyla onu dilediğine vereceği cevabını alınca da derhal görüşme yerini terk etmiştir.41 Bu olumsuz gelişmelere rağmen gelenler arasında Tufeyl b. Amr ed-Devsî gibi ferdî anlamda İslâmlaşmalar da gerçekleşmiştir.42 Ancak bunlar hiçbir zaman Hz. Peygamber’in (sav) asıl hedefi olan siyasî destek düzeyine ulaşamamıştır.

Rasûl-i Ekrem’in (sav) tebliğini sunduğu son topluluk Yesribliler oldu. Burası Mekke‘ye nazaran homojen etnik ve dinî yapıya sahip bir merkez değildi. Şehirde aynı soydan gelen Kahtânî asıllı Evs ve Hazrec isimli Arap kabileleri ile Benî Nadîr, Benî Kaynuka, Benî Kureyza adındaki Yahûdî kabileler yaşıyordu. Araplar genelde ziraatla meşgul olurken, Yahûdîler ise ticaret ve zanaat hayatına hâkimdiler. Ayrıca Medine‘nin Arapları Evs ve Hazrec kendi aralarında uzun yıllardan beri devam eden kan davaları sebebiyle yoksullaşmışlar, hemşehrileri Yahûdîlere muhtaç duruma düşmüşlerdi. Yahûdîler ise her iki Arap kabilesi ile karşılıklı ittifak yapmak suretiyle, onların birbirleriyle savaşmasını teşvik etmişler, neticede her bakımdan şehirdeki Arapları kendilerine bağımlı hale getirmişlerdi.

Medine‘de Evs ile Hazrec arasındaki tarihî düşmanlık, iki kabileyi de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmişti. O kadar ki, anlaşmazlıklarını halledemeyen bu kabileler, düştükleri ortamdan kendilerini çıkarabilecek bir kurtarıcıya muhtaç hale gelmişlerdi. Bu kurtarıcı da ancak dışarıdan bir kişi olabilirdi, çünkü aralarındaki derin kabile rekabeti, aralarındaki problemleri çözmelerini imkânsız hale getirmişti.

Medinelilerin kendileri dışından bir arabulucuya olan ihtiyaçları ile Hz. Peygamber’in (sav) tebliği için destek arama girişimi risâletin 11. yılı hac mevsiminde Mekke‘de kesişti. Rasûlüllah (sav) dinini yayabilmek ve himaye elde etmek için Yesribliler gibi bir topluluğa ihtiyaç duyarken, onlar da yaşadıkları kaostan kurtulup birlikteliklerini yeniden tesis edebilmek adına Hz. Peygamber (sav) gibi bir lidere muhtaç durumdaydılar. 43 Evs ve Hazrec’in Hz. Peygamber’in (sav) tebliğine teveccühlerinde şehirde birlikte yaşadıkları Yahûdîlerin, kendi içlerinden çıkacak bir peygamberle Arapları mağlup edecekleri şeklindeki tehditlerinin de
önemli derecede etkisi olmuştur. 44 Ayrıca Hz. Peygamber’in (sav) ailesi Hâşimoğullarının

41 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 63-69; İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 216-217; Belâzürî, Ensâb, I, 2387-238.
42 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 21-25.
43 Medinelilerin Hz. Peygamber’in (sav) tebliğine olumlu cevap vermelerinin sebepleri hakkında geniş bilgi için
bk. Demircan, Adnan, Hicret, s. 79-82.
44 İbn İshâk, Sîre, s. 62-63, 90-91; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 70-71.

câhiliyye döneminden itibaren Medineliler ile ticaret ve akrabalık ilişkileri içinde bulunmaları, onların Allah Rasûlü’ne (sav) yakınlaşmalarını kolaylaştırmıştır. Zira Hz. Peygamber’in (sav) dedesi Abdülmuttalib’in annesi Selmâ Hazrec kabilesindendir. 45 Üstelik Rasûlüllah’ın (sav) babası Medine‘de, annesi ise Medine yolu üzerindeki Ebvâ köyünde medfundur. Burada saymaya çalıştığımız sosyal sebepler, Medinelilerin tebliğe karşı ilgi ve alâkalarında önemli derecede rol oynamıştır.46

Nübüvvetin 11. yılına (620) rastlayan hac mevsiminde Hz. Peygamber (sav) Hazrec kabilesine mensup 6 Medineli ile Mina’da bir araya geldiler. Onlar esasında yakın zamanda Buâs savaşında47 mağlup oldukları kardeşleri Evs’e48 karşı Mekke müşrikleri ile ittifak peşindeydiler. Ancak şehirde bulundukları sırada Hz. Peygamber (sav) ile karşılaştılar ve yapılan görüşmeler sonucunda kendisiyle birlikte hareket etmeye karar verdiler. Hazrecliler, Evs ile aralarında bir asırdan fazla süren ve durdurulamayan yıkıcı savaşların Hz. Peygamber (sav) vesilesiyle ortadan kalkacağını umduklarını da görüşmeler sırasında açıkça beyan etmişlerdir. Es’ad b. Zürâre başkanlığındaki temsilciler bir yıl sonra tekrar Akabe’de Allah Rasûlü (sav) ile buluşma sözü
vererek geri dönmüşlerdir.49

45 Demircan, Adnan, Hicret, s. 142-143.
46 Hicret öncesi Medine‘nin dinî, siyasî, iktisadî ve ictimaî durumu hakkında geniş bilgi için bk. Hasen Hâlid,
Müctemau’l-Medine Kable’l-Hicre ve Ba’dehâ, Beyrut 1986, s. 23-91.
47 Buas, Medine’nin güneydoğusunda bulunan bir vahanın adı olup Evs ve Hazrec kabileleri arasında meydana gelen savaşların sonuncusu burada vuku bulmasından dolayı bu ismi almıştır. Buas savaşı, Hz. Peygamber’in (sav) hicretinden 5 veya 6 yıl önce meydana gelmiştir. Savaşın sebebi ise, Evs kabilesinden bir şahsın, Hazrec’e sığınan bir yabancıyı öldürmesidir. Savaşta Haczrec’in lideri Amr öldürülmüş, neticede Evs üstün gelmiştir. (bk. Çubukçu, Asri, “Buas”, DİA, VI, 340).
48 Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 1; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 204.
49 İbn Hişâm, es-Sîre, II, 70-73; İbn Sa’d, et-Tabakât, I,218- 219; Belâzürî, Ensâb, I, 239.

KAYNAKLAR

ABDÜLBÂK, M. F., el-Mucemu’l-Müfehres, Beyrut ts. (Dâru İhyâi’d-Türâsi’l-Arabî)

AHMED B. HANBEL, Ebû Abdullah, (281/855), Müsned, I-V, Beyrut ts.

AKPINAR, Ali, “Mi’rac Gecesi Hz. Peygamber’e Verildiği Söylenen Âyetlerle İlgili Bazı
Mülahazalar”, Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 1, Sivas 1996.

BALCI, İsrafil, Hz. Peygamber ve Mucize, Ankara 2013; İsrâ ve Mi’râc Gerçeği., Ankara 2014;

BELÂZÜRÎ, Ebû’l-Abbâs Ahmed b. Yahyâ b. Câbir (279/892), Ensâbü’l-Eşrâf, I, (thk. Muhammed
Hamidullah), Jerusalem, 1963.

ÇİÇEK, Yakub, “Kur’ân’da İsrâ ve Mi’râc”, Mi’râc Sempozyumu, Sempozyum Bildirileri (17
Aralık 1995-Eskişehir), Seha Neşriyat, İstanbul 1999

ÇUBUKÇU, Asri, “Buas”, DİA, VI, 340

DEMİRCAN, Adnân, Nebevi Direniş Hicret, İstanbul 2000.

FAHREDDİN ER-RÂZÎ, Mefâtîhu’l-Ğayb, (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid), I-XXXII, Beyrut ts

GÜNDÜZ, Şinasi ve.dğr., Dinlerde Yükseliş Motifleri ve İslâm’da Miraç, Ankara 1996

HAMİDULLAH, Muhammed, İslâm Peygamberi, (çev. Salih Tuğ), I-II, İstanbul 1990-1991.

HASEN HÂLİD, Müctemau’l-Medine Kable’l-Hicre ve Ba’dehâ, Beyrut 1986

İBN HACER, el-İsrâ ve’l-mi’râc, (thk. Muhammed Abdülhakîm Kâdî), Kahire 1989.

İBN HİŞÂM, Ebû Muhammed Abdülmelik el-Himyerî (218/833), es-Sîretü’n-Nebeviyye, (thk.
Mustafa es-Sakkâ-İbrahim el-Ebyârî-Abdülhâfız Şelebî), I-IV, Beyrut ts.

İBN İSHÂK, Ebû Bekir b. Muhammed (151/768), Sîretü İbn İshâk, (thk. Muhammed Hamidullah), Konya, 1981.

İBN KAYYİM EL-CEVZİYYE, Zâdü’l-meâd, Beyrut 1992

İBN KESÎR, es-Sîretü’n-Nebeviyye, (nşr. Mustafa Abdülvâhid), I-IV, Beyrut 1976.

İBN MANZÛR, Ebu’l-Fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükrim (771/1369), Lisânü’l-Arab, I-XV,
Beyrut ts. (Dârus-Sâdır).

İBN SA’D, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim (230/845), et-Tabakâtü’l-Kübrâ, I-VIII, Beyrut ts.
(Dâru Sâdır).

KÂDI İYÂZ, Ebu’l-Fazl İyâz b. Mûsâ b. İyâz el-Yahsubî (544/1149), eş-Şifâ, İstanbul 1304.

RÂĞIB EL-ISFAHÂNÎ, el-Müfredât, İstanbul 1986.

SÜYÛTÎ, el-Âyetü’l-kübrâ şerĥu ķıśśati’l-isrâ (nşr. M. Abdülhakîm el-Kādî), Kahire 1989.

ŞİBLÎ, İslâm Tarihi: Asr-ı Saâdet, (trc. Ömer Rıza Doğrul), İstanbul 1974.










.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder